Victor Hugo'nun okuduğum ilk kitabıydı. 3 tane okumak istediğim kitabı vardı biri bu digerleri ise Sefiller ve Notre Dame'ın Kamburu. Bu okuduğum ilk kitabı beklentimi pek karşılamadı. Umarım diğer kitapları daha başarılıdır. Öncelikle kitabın önsözü kısmından bahsetmek istiyorum. Bugüne kadar…devamıVictor Hugo'nun okuduğum ilk kitabıydı. 3 tane okumak istediğim kitabı vardı biri bu digerleri ise Sefiller ve Notre Dame'ın Kamburu. Bu okuduğum ilk kitabı beklentimi pek karşılamadı. Umarım diğer kitapları daha başarılıdır.
Öncelikle kitabın önsözü kısmından bahsetmek istiyorum. Bugüne kadar okuduğum kitapların çok azında rastladığım bu yazıyı hiç sevmem ve gereksiz bulurum. Gerek, kitapla ilgili kafamda ipuçları oluşturması gerek spoiler vermesi beni kitaptan soğutur. Okuduğum kitapların konusunu araştırmayı hiç sevmem. Sürpriz olması benim için her zaman daha güzel olmuştur. Böylelikle kitabı daha çok sevmişimdir. Hiçbir şeyden habersiz, şaşırmam gereken yerde şaşırmış, üzülmem gereken yerde üzülmüşümdür. Gelelim burdaki önsözün kötü yanlarına. Bu önsözü yazarın kendisi yazmış. Herhangi bir spoiler yok ama onun yerine sıkıcı, yazarın idam hakkındaki görüşlerine yer verilmiş. Zaman zaman güzel, anlamlı cümleleri içinde barındırsa da okurken 'bitse de kitaba geçsek artık' demekten kendimi alamadım. Bunun sebepleri arasında dönemin eski büyüklerinden bahsetmesi, Fransız tarihinden küçük kesitlere yer verilmesi olabilir. Velhasıl ilgimi hiç çekmeyen uzunca bir ( yaklaşık 30 sayfa) önsöz kitaba olan ilgimi ve beklentimi söndürdü.
Gelelim 75 sayfalık ana romanımıza. Tam roman da diyemiyorum aslında yer yer yine bu idam hakkındaki eleştiriler bir deneme tarzını da yansıttığı söylenebilir ki bu tarzı da sevdiğimi düşünmüyorum. Hele bir de yazarın, bu idam olayının insanlık dışı olduğunu ve buna karşı çıktığını da belirtmesi, benim fikirlerimle zıtlaşmasına da sebep olduğu için kitabı beğenme ihtimalimi de düşürmüş oldu. Benim görüşüme göre idam her suç için geçerli olmasa da bazı suçlara gelmesi gereken bir infaz yöntemidir. Kitabın baskın olan tarzlarından birinin de psikoloji olması yine benim için dezavantajlı bir durum oldu.
Akıcılığı ve sürükleyiciliği yeterli seviyedeydi. Bölümlerin kısa olması okurken zorlamıyor. Buna rağmen okuduğum bazı uzun bölümlü kitapların buna göre daha akıcı olduğunu da belirtmeliyim. Kitaptaki çokça karşıma çıkan betimlemeler kitaba olan dikkatimi dağıtır nitelikteydi. Şuana kadar okuduğum kitaplar arasında betimlemesi en çok yapılan bu olmuş olabilir. Bu kadar kısa olan bir kitapta bunca betimle bunalttı açıkçası.
Belki garip bir tesadüftür bilemiyorum ama sizin de görüşlerinizi almak isterim. Bugüne kadar okuduğum İş Bankası yayınlarının hiçbir kitabını genel olarak sevmedim. Acaba diyorum bu yayının çevirileri sıkıcı mı? Can Yayınları mesela en sevdiğim yayınevidir. Günümüz Türkçesi ile yapılan çevirileri okurken neredeyse hiç sıkmıyor ve kitabı eğlenceli kılıyordu. Yorumlarda buluşalım 🙂.
İlgi çekici bir konusu vardı ama kurgu kısmı çok daha entrikalı heyecan verici olabilirdi. Böyle olmamasının sebebi olarak, yazarın kitabın ana fikrini ön planda tutmasını istediğini öngörebilirim.
Okurken baş karakterin yaşadığı ölüm psikolojisini hissediyosunuz. Ölüm sebebini, zamanını ve tüm bunları da bir takımın taraftarı gibi heyecanla izleyen halkın olduğunu bilmek tüyler ürpertici. Yer yer 'Böyle bir ceza herkes için kalkmalı mı?' sorusunu sordurttu. Belkide baş karakterin suçunun tam olarak nasıl işlendiğini bilmediğimiz için böyle düşünmüş de olabiliriz. Ben yine de idamın tekrar gelmesi gerektiği görüşünde olacağım.
PUANIM: 7.0/10 ⚰️