Spoiler içeriyor
Ben bu kitabı birkaç yıl önce okuduğumda aşırı beğenmiştim hatta Stefan Zweig kitapları genelde çok abartılıyor ama bu kitap gerçekten güzel, niye diğer kitapları gibi değer görmüyor demiştim. O dönem neye vuruldum bilmiyorum ama dediğim kadar abartılacak bir kitap değilmiş.…devamıBen bu kitabı birkaç yıl önce okuduğumda aşırı beğenmiştim hatta Stefan Zweig kitapları genelde çok abartılıyor ama bu kitap gerçekten güzel, niye diğer kitapları gibi değer görmüyor demiştim. O dönem neye vuruldum bilmiyorum ama dediğim kadar abartılacak bir kitap değilmiş. Yani kötü değil ama okurken o heyecanı alamadım ve bu beni biraz üzdü. Gözümde çok büyüttüğümü düşündüm.
Üniversitedeyken okuma kulübü açıldığında "aa ben buna kesinlikle gitmeliyim" demiştim ve bu kitap da okunacak ilk kitaptı ama bilin bakalım kim tanışma etkinliğinden sonra kulüpten ayrıldı?
Tabii ki benn. Neyse konumuz o değil.
Değerlendirmesine katılmayacağımı bilmeme rağmen görev bilinciyle alıp okumuştum hatta biraz fazla abartıp yanlışlıkla kitaptan iki tane almıştım. O yüzden evde iki yayının da kitabı var. Yayından mı kaynaklanıyor bilmiyorum ama 'mavi çatı yayınları'nı okuduğum zaman daha çok beğenmiştim.
Neysee kitaba gelecek olursak;
Hükümdarın çevresindeki kişiler, düşmanla birleşip ona karşı geliyor ve onu tahtan indirmeye çalışıyor. Virata da hükümdarın sevdiği güçlü adamlarından biri ve ondan da düşmanla savaşıp durumu düzeltmesini istiyor.
Virata hükümdarın bu isteğini yerine getiriyor hatta düşmanları kılıçtan geçirirken o kadar kendinden geçiyor ki öldürdüğü kişilerden birinin abisi olduğunu her şey durulduğunda fark ediyor.
İnsanın bazen düşman bildiği kişiler en yakınındaki kişiler olabiliyormuş ya da kötülüğe karşı gelirken aslında içindeki iyiliği feda edebiliyormuş.
Çok sevdiği kardeşinin gözleri bir süre aklından, hayalinden silinmiyor. Zaten kitaba da ismini veren bu gözler oluyor.
Virata, elindeki kılıcı nehire atıp bir daha kimseyi öldürmeme kararı alıyor. Hatta hükümdarın, ordunun başına geçme teklifini de bu sebepten reddediyor. "Beni bırak savaşmayayım, kimseyi öldürmeyeyim, yanında kalayım ve adaletten sorumlu olayım." diyor. Gerçekten de adaletli, verdiği kararlarda tarafsız, haksızlık yapmayan, herkes tarafından sevilen, güvenilir bir yargıç haline geliyor. Uzun bir süre bu görevini de yerine getiriyor ama bir gün 11 kişi öldüren bir adamın sorgulamasıyla o da kendini sorgulamaya başlıyor.
Yazarın adalet kavramına değinmesi ve asla düşünmeyeceğim bir taraftan adaleti sorgulaması hoşuma gitmişti bence kitabı çok sevme sebeplerimden biri buydu çünkü sadece iki yıl geçmesine rağmen kitap hakkındaki tüm detayları unutmuştum aklımda bir tek adalet kısmı kalmıştı. Bir de hukuk okuyan arkadaşıma ısrarla önermiştim onu hatırlıyorum. (Peki benim de gereksiz olan her şeyi hatırlayıp gerçekten hatırlamak istediğim şeyleri unutmam jfgjlfjfd)
Neysee.
Adalete bakış açısı, birine ceza verirken bile o cezayı vermeye layık olma durumunu sorgulaması etkileyiciydi. Mesela o katile ceza verirken "Sen on bir kişinin gön yüzü görme hakkını elinden aldın o zaman senin bu kadar yıl yerin altında kalman gerekiyor" deyip ceza veriyordu. Yani bunu günümüze uyarlayınca gerçekten olması gerek buymuş gibi düşünmüştüm çünkü bu devirde suçlulara verilen cezalar maalesef ki cezaymış gibi görünmüyor. Bir insanın yaşama hakkını elinden almanın cezası kendilerine ters bir düşünceyi savunanlara verilen cezadan daha az. Ne yazık ki..
Ama kitapta da zaten sen kimsin ki böyle bir ceza vermeyi kendine hak görüyorsun? Sen hiç yerin altında yaşadın mı, birine bu kadar yıl cezayı kolayca verebiliyorsun? diye bir sorgulama vardı. Bu kısımda ben de şeyi düşünmüştüm; adaleti sağlayan da aslında birilerinin canını almıştı. Yani her ne niyetle de olsa adam öldüren hakimin verdiği cezadan ne olur?
Neyse ki Virata'nın yaptığı o cesurca hamle beni kitaba daha çok bağladı. Gerilim filmi izliyordum sanki. Hayır yani karşındaki kişi sözünde durmasa yerin altında çürüyecekti. Hani derler ya keşke hafızam silinse de falan kitabı tekrar okusam diye. İşte bu kısmı okurken iyi ki unutmuşum da o heyecanla okudum dedim.
Neyse bir şekilde oradan da kurtuluyor derken tekrar yargıç olmak istemiyor. Çünkü adaleti sağlayamaz diye korkuyor. İçine kapanıyor, ilim öğreniyor, insanlardan uzaklaşıyor... bir sürü süreçten geçiyor hatta onu idol edinen insanlar oluyor. Mesela bir adam eşini ve çocuğunu bırakıp onun gibi inzivaya çekiliyor, eve ekmek gelmediği için de çocuğu yoksulluktan ölüyor. Bunu öğrenen Virata, inanları kötü etkilediğini fark edip tekrar saraya dönüyor ama bu sefer ne komutan olarak ne de yargıç olarak ya da herhangi bir üst düzey görevlerde yer almak istemiyor.
Kitabın kapağında gördüğüm ve ne alaka dediğim köpeğin bakıcısı olarak hayatını idame ettiriryor. Kral ölüyor, zamanında çok iyi bir yargıç ya da komutan olduğu unutuluyor ve herhangi bir köpek bakıcısı olarak ölüyor.
Aslında insanın hayattaki rolünü, arayışını, doğruyu bulma çabasını basitçe anlatan bir hikayeydi. Derin anlamlar çıkarılabilecek ve gerçekten bu hayattaki amacımızın ne olduğunu sorgulatan bir eserdi. Hızlı hızlı okudum diye mi bilmiyorum ama o ilk okuduğum zamanki heyecanı almadım ama kötü de diyemem tavsiye edilir.