Ülker'in Halley çikolatasını ve meşhur paketini biliyorsunuzdur. Ama isminin nereden geldiğini ve paketindeki kayan yıldızın anlamını biliyormusunuz? Bu çikolata adını Halley kuyruklu yıldızının dünyayı ziyaret ettiği 1986 yılından alıyor. Üzerindeki kayan yıldız da temsili bir kuyruklu yıldızı simgeliyor. Peki bu…devamıÜlker'in Halley çikolatasını ve meşhur paketini biliyorsunuzdur. Ama isminin nereden geldiğini ve paketindeki kayan yıldızın anlamını biliyormusunuz? Bu çikolata adını Halley kuyruklu yıldızının dünyayı ziyaret ettiği 1986 yılından alıyor. Üzerindeki kayan yıldız da temsili bir kuyruklu yıldızı simgeliyor. Peki bu kuyruklu yıldızın dünyamıza ilk ziyareti 1986 senesinde mi gerçekleşiyor? Hayır. Halley kuyruklu yıldızı, MÖ 240 yılından beri 75-76 yılda bir dünyayı ziyaret ediyor. Ziyaretten kasıt, Halley kuyruklu yıldızının dünyaya biraz yakın bir yörüngeden geçmesi ve göğe bakınca görülebilmesi. 18. yüzyılda İngiliz gökbilimci Edmond Halley, bu kuyruklu yıldızın 75-76 senelik rutinini keşfediyor. İsmini de bu İngilizden aliyor.
Bu girişten sonra sizi 1910 yılına, Halley kuyruklu yıldızının dünyamıza yaptığı bir önceki ziyarete götürmek istiyorum.
1910 senesinde Halley kuyruklu yıldızının dünyaya bu sefer normalden daha yakın geçeceği ya da çarpacağı yönünde birtakım görüşler ortaya atılıyor. Çarpmanın etkisiyle ya da kuyruklu yıldızın kuyruğundaki bazı zehirli gazların dünya yaşamını sona erdireceğine kadar pek çok iddia dünyanın her yerinden insanları büyük bir paniğe sürüklüyor. Dünyanın dört bir yanında gaz maskesi satışları patlıyor, zehirli gazın etkisinden koruyacak haplar kapış kapış gidiyor. İnsanlığı büyük bir korku sarmış gidiyor.
İşte tam bu günleri Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın kalemiyle, 1910 senesinin İstanbulundaymış gibi yaşayabilirsiniz. Her şeyden önce İstanbul tasvirleri ve sıradan halkın günlük rutinlerine ait betimlemeler muhteşem. İstanbul'a göçmüş Anadolu kökenli bakkal, mahallenin dedikodu kazanı sayılabilecek orta yaşlı kadınlar, "Ben farklıyım/buralara fazlayım." hissine kapılmış sözde aydın, alışılmışın dışında bir Türk kadını...
Hikayenin karakterleri fazlasıyla özgün, çizilen resimler çok gerçekçi. Hikayenin başrolündeki İrfan Galip karakteri, Avrupa filozoflarını ve bilim insanlarını yakından takip ediyor. Fakat karakterinde bir çiğlik, olmamışlık var. Basit bir Batılı aydın taklidinden öteye geçemiyor. Karşı cinsle ilk olumsuz deneyiminde azılı bir kadın düşmanı olurken, tam tersi bir deneyimde kör kütük aşık olacak kadar kırılgan bir yapıdan bahsediyorum. Gürpınar, dönemin ve sonraki yıllarda karşılaştığımız pek çok aydın geçinen zavallının düştüğü durumu harika özetliyor.
Tarihimizde yalnızca Batılı aydınlara özenen ve bu vesileyle rezil olan kişiler çok. Körü körüne Doğulu aydınlara ve fikirlere sarılan, kalitesizlikte bir önceki güruhu aratmayacak ucubeler de tarihimizde bolca mevcut. İrfan Galip de bu güruhun Batı özentiliğini temsil ediyor.
İrfan Galip'in tam karşısına yerleştirilen Feriha Davut isimli kadın ise 1910 senesi için müthiş cesur bir karakter yaratımı. Filozof denilebilecek kadar okuyan, araştıran, öğrenmeye aç olan ve kadın-erkek eşitsizliğine kafayı takmış bir karakter. Feriha Davut, yüzlerce yıl boyunca eve kapatılan, toplumdan soyutlanan ve en sıradan hareketi dahi 'aşüfteliğe' yorulan tüm Türk kadınlarının sesi adeta.
Kitaptaki yan karakterler de çoğunlukla eğlenceli. Ancak bu eğlence bana çoğunlukla trajikomik geldi. Çünkü maalesef kitabın içerisinde yer alan tüm karakterler, cehaletlerinden ötürü komikler. Kuyruklu yıldızın kuyruğunu kedi kuyruğu gibi sevmek isteyenler mi dersin, "Dünyaya ne çarpıyorsa çarpsın, kapımı kapatır otururum." diyenler mi dersin…
Hoş, aradan geçen 112 yılda değişen hiçbir şey yok. Kafanızı sokağa çıkardığınızda bu kitapta karşınıza çıkan karakterlerin manevi torunlarını görmek çok zor değil.