Patates kadar olamayan bir kadınla mantar kadar olamayan bir adamın dizisidir. Hae Jo (Woo Do Hwan) üç aylık ömrü kaldığını öğrenir ve zaten kendini bir yere ait hissedemeyen, hayatı eğlencesine yaşayan bir adamdır. Bunu öğrendikten sonra da babasını bulmayı amaç…devamıPatates kadar olamayan bir kadınla mantar kadar olamayan bir adamın dizisidir.
Hae Jo (Woo Do Hwan) üç aylık ömrü kaldığını öğrenir ve zaten kendini bir yere ait hissedemeyen, hayatı eğlencesine yaşayan bir adamdır. Bunu öğrendikten sonra da babasını bulmayı amaç edinir ve yollara düşer. Fakat yola çıkmadan önce eski sevgilisi Jae Mi'yi (Lee Yoo Mi) düğün günü kaçırır. Böylece eski sevgilisi istemeden de olsa onun yol arkadaşı olur.
Bu zamana kadar izlediğim Kore dizileri arasında en kendine has havası olan yapımlardan biri. Açıklaması zor, tuhaf ama güzel bir his bırakıyor. İlginç olan şu ki; konuyu çok sevmedim, çifti yakıştırmadım, hatta ikinci erkek sendromuna da yakalandım… ama yine de dizinin bir aurası var, inkâr edemem.
Hae Jo için bayrağın en kırmızısını en önde sallıyorum bir kere. Resmen ölmeden önce kızın hayatının içine etti. Ben burda bir romantizm göremiyorum. Dizide de sıkça söylendiği gibi pisliğin tekiydi. Jae Mi ise nasıl oldu da tekrardan buna aşık oldu o kısım bana geçmedi açıkçası. Hae Jo ile tekrar karşılaşana kadar gayet de nişanlısı Eo Heung'u (Oh Jeong Se) seviyordu, onunla evlenmeyi de istiyordu, onunla mutluydu. Ona kendisini kurtarması için mesajlar attığı günleri mi unuttu anlamadım. Eo Heung ise en tatlı en sevimli en masum karakterdi. Hikayede yanan o oldu. Oh Jeong Se'nin oyunculuğuna bir kez daha hayran kaldım. Good Boy'da bir canavarı canlandırıyordu, burda tam tersi. Adam müthiş seyir zevki veriyor, izlemesi çok keyifli. Benim en içimi ısıtan şey Hae Jo ile Bong Suk (Lee El) ilişkisi oldu. Onların hikayesi izlemek beni gülümsetti. Yani Bong Suk'un Hae Jo'yu kaybetme korkusu, ona olan sevgisi, ilgisi çok gerçekti ve beni etkiledi. Aynı şeyi Jae Mi için söyleyemeyeceğim.
Bu kadar söylüyorum ama sevgili oldukları zamanları izlemek çok güzeldi. Yani nişanlı olayı olmasa bunlar öyle tekrar barışmış olsalar falan daha hoş olabilirdi belki. Yoksa çifti görünüş olarak yakıştırmadım. Birlikte yolculuk görüntüleri, kavgaları falan çok güzel görünüyordu, çok gerçek bir çift gibi hissettiriyordu.
Tüm karakterlerde karakter gelişimini görebildiğimiz bir dizi oldu aynı zamanda. John Na bile atlanmamış o derece. Bu çok hoşuma gitti.
Değinmeden geçemeyeceğim dizinin sinematografisi harika. Yollar, kırsallar, caddeler, renkler o kadar iyi kullanılmış ki film havası veriyordu çok çok beğendim. Müzikleri yine harikaydı ve özellikle bölüm bittiğinde sinematik bir görüntüyle verilen jenerikleri görsel olarak tatmin ediciydi.
Bir de neden bu dizinin sonu başında veriliyor, yani şu ana kadar spoiler gibi görünebilir ama değil. Hiç doğru bir hamle olmamış bence. Hikayenin duygusal gücünü ve merak unsurunu baltalamış.
Açıp tekrar izler miyim hayır ama yolculuk temasını sevenler, toksiklik görmek isteyenler bir şans verebilir.
📍"Her gece ölümün nasıl bir şey olduğunu hayal ettim. Tek seferde yüksek bir engeli aşmak gibi keyif verir mi? Yoksa ıslak kıyafetleri çıkarmak gibi rahatlama hissi mi verir? Belki bir metrodan diğerine yürümek gibi alelade bir şeydir. Ama hayır öyle değilmiş, şu an ölümün kıyısındayım ve öyle değilmiş. Yaşamak istiyorum, lütfen... yaşamak istiyorum."