virginia woolf kitabının küçük, çok küçük bir kısmında şu sözü dile getirir: "şayet bir kadın kurgu yazacaksa, parası ve kendine ait bir odası olmalıdır." bu satırdan anlaşılan anlam muhtemeldir ki somut olarak kadının kendi şahsına ait bir odası olması ve…devamıvirginia woolf kitabının küçük, çok küçük bir kısmında şu sözü dile getirir:
"şayet bir kadın kurgu yazacaksa, parası ve kendine ait bir odası olmalıdır."
bu satırdan anlaşılan anlam muhtemeldir ki somut olarak kadının kendi şahsına ait bir odası olması ve de ekonomik özgürlüğe sahip olması gerektiğidir. yanlış da değildir bu. yalnız mevzubahis sözde öncelenen şeyin bir oda ve bir miktar paradan daha önemlidir. saygıdır. saygı duyulmayı 'hak etmektir.' kendine ait bir oda, gerektiğinde bulunduğu ortamdan bile bağımsız olabileceğini para ise kişinin kendi kendine yetebileceğini simgeler. başka bir deyişle erkeği simgeler.kadınların sahip olması, tırnak içinde hak etmesi gereken hatta ve hatta elde etmek için fazlasıyla çaba gösterilen şey erkeğin en doğal hakkıymış gibi görülür. evet, erkeğin en doğal hakkı. ama kadının da en doğal hakkı. çocuğun da yaşlının da çiçeğin, böceğin, havada uçan kuşun da en doğal hakkı.
bir kadın yazar vardı, doğru mu emin değilim. jane austen'di galiba. gurur ve önyargı kitabının yazarı. odasında bir şeyler yazar, karalar ve odaya biri girince hemen saklarmış, gizlermiş. okumasınlar diye. benim daha öncesinde böyle bir derdim yoktu. bir şeyler yazardım, belki birkaç dize karalardım belki de alışkanlık hâline getirdiğim günlüğüme not alırdım, ya da zihnimi boşaltırdım. her neyse. okumaya ilgili bir ailem yok, en azından şimdilik zaman diliminde.
sadece bazen yazdığım birkaç şeyi onlara okurum, onlar da yorum yapar. bu kadardır, spesifik olarak gelip ne yazdığımı sormazlar. merak etmezler, açıkçası pek de ilgi duymazlar. bundan dolayı yazılarımı masamda bırakmaktan rahatsızlık duymam. örnek vermem gerekirse günlüğümü. hep masamın bir kenarında durur, aniden bir şey aklıma gelir alıverip yazarım günlüğüme.
sene başında artık yeni bir deftere geçmem gerektiğini düşünüp bir defter aldım. fazlasıyla cafcaflı ve ilgi çekici bir defter. deriden yapılma bir büyü kitabı gibi duruyor. ortasında doğal taş var. lapis lazuli galiba, şu minecrafttaki taş var ya o. çevresinde ise bazı desenler ve az sonra anlayacağınız üzere pek de işe yaramayan çevirmeli bir kilit var. sayfaları sararmış, hafiften küf kokan ama kesinlikle estetik olan bir defter.
sıradan bir gün. eve geldim, vakit harcadım ve günlüğün başına oturdum. bir şeyler yazdım. kapağını kapattım ve tekrar dışarı çıktım. eve geldim. konu önemsiz,bir şeyler hakkında ima yapılmaya başlandı.anladım ki günlüğüm okunulmuş. bariz belliydi. hiç hoşlanmam bu tarz hareketlerden. günlüğümden bahsediyorum, tüm hislerimi, düşündüklerimi, yaşadıklarımı apaçık dile getirdiğim günlüğümden, beni benden daha çok tanıyan günlüğümden. tüm üzüntülerimi, panik anında gelen hislerimi ya da tam tersine mutluluktan parıldadığım anıları içeren defter. okumuşlar ve ne kadar okuduklarını bilmiyorum. dehşet korkutucu bir hadise.
zihnimdekileri elekten bile geçirmeyip yazıya döktüğüm sayfaları içeriyor. biri okursa sinirleneceği, üzüleceği birçok şey yer alan bir defter. içimde yer alıp beni sıkboğaz eden 'acaba nereye kadar okudular, neyi okudular' düşüncesine dayanamayıp günlüğüme yazdığım sayfaları kopardım. parça pinçik ettim ve ertesi gün çöpe attım. anılara kıydım da deftere kıyamadım ya, bana da yazıklar olsun.
bir kere okuyan bir daha okurdu, son birkaç yıllık hayatımı anlatan bir günlüğüm daha vardı onu da okurlar diye endişeye düştüm. ergen, asi, ne düşündüğünü bilmeyen hayatla yeni tanışan genç bir kızın günlüğüydü. içimdeki şüpheye tekrar yenik düşüp o defteri de çöpe attım.
evet,yıllarımı anlattığım defteri çöpe attım dün. hiç de acımadan. verdiğim karardan pişman değilim, sadece buruk bir his var içimde.
sık sık yaşadığım duyguları unutan biriyim. son yıllarda fark ettim bunu. psikoloji literatüründe böyle tanımlanan bir durum var mı bilmiyorum. unutuyorum
çok mutlu olduğum anları, üzüntüden kahrolduğum anları unutuyorum. daha detaylıca o andaki duygularımı hatırlayamıyorum, önemsiz geliyor. sanki etkisi yitirilmiş gibi.
hatırlatmaya ihtiyaç duyuyorum kendime ve bu yüzden yazıyorum. sadece yazmakla kalmıyor aynı zamanda sık sık okuyorum. tüm kişisel gelişimim içinde yatıyor çünkü.
sonuç olarak benim için başıma gelen bu durum tamamen kıyamet. açıkça jane austen'i bu kadar anladığım başka bir durum olamazmış. biraz da bunun farkındalığına vardım bugün.
anlatmaya çalıştığım şey saygıdır saygı. sadece saygı. onlarca kez saygı, yüzlerce kez saygı. ve biraz da olsun özele saygı.
muhtemelen tekrardan günlük yazmaya cesaretim olsaydı bunları günlüğüme yazardım. ama yok.