📚"Kimse kimseyi bilmez. Çünkü herkesin anlattıklarının bir kısmı kurgudur, kiminde daha az, kiminde daha çok.." Hayatımın dönüm noktası olduğunu düşündüğüm bir dönemden geçiyorum; bundan birkaç ay evvel, her şey bir an önce olsun diye kendimi yiyip bitirir, olmadığı zaman da…devamı📚"Kimse kimseyi bilmez. Çünkü herkesin anlattıklarının bir kısmı kurgudur, kiminde daha az, kiminde daha çok.."
Hayatımın dönüm noktası olduğunu düşündüğüm bir dönemden geçiyorum; bundan birkaç ay evvel, her şey bir an önce olsun diye kendimi yiyip bitirir, olmadığı zaman da zihnimi kendim için bir zindan hâline çevirirdim. Lâkin şu dönem de öğrendim ki, bir şey olmuyorsa henüz vakti zamanı gelmemiş demektir. Kısacası, aslında yaptığım tek şey gerçekten de kendime bir eziyetmiş. Hep, acaba bende mi bir sorun var diye düşünürdüm. Esasında hiç de öyle düşündüğüm gibi değilmiş. Evet, hayatın bana bu öğretisini biraz geç aldığımı kabul ediyorum ancak zararın neresinden dönersek kârdır, öyle değil mi? 🫡
"Bir şey oluyorsa bir hayır, olmuyorsa bin hayır ara." demişler.
O nedenle bu kitabın yeri bende çok çok ayrıdır çünkü artık ertelememem, daha doğrusu erteleyemeyeceğim bir zaman da geçti elime; bazı şeyleri yazıya dökemem ama biliyorum, bu benim için anlatamayacağım kadar farklı.
Bu zamana kadar keşke unutsam da tekrar okusam veya izlesem dediğim bir şey olmadı ancak keşke unutsam da tekrar ve tekrar okusam diyorum şu kitabı. Livaneli son sayfalarda fena tokatlamış. Öyle ki kitabı bitireli aylar olmuş ama ben daha yeni alıyorum notumu.
Ahmet ve Mehmet, henüz 10 yaşlarındayken anne ve babasını trafik kazasında kaybediyor. Daha sonrasında anneannesi ve dedesinin yanında yaşamaya başlıyorlar. İkisi de mühendis oluyor. Dedesinin ardından anneannesi de vefat edince, Ahmet'in ısrarı üzerine Mehmet'de yurtdışına Ahmet'in çalıştığı şirkete gidiyor. Ne yazık ki orada trajik bir aşk hikayesine dönüşüyor olay. Bunu da yıllar sonra kasabada yaşanan cinayetin ardından olayı araştırmaya gelen gazeteci bir kıza Ahmet'in hikâyeyi anlatması üzerine öğreniyoruz. Kitabın adı da buradan geliyor, 'Kardeşimin Hikâyesi'.
Yukarı da alıntıladığım söz Ahmet'e ait; Ahmet, yıllar sonra emekli olup bu kasabaya yerleşiyor. Resmen hayattan izole olup evini koca bir kütüphaneye çeviriyor ve kitaplarla yaşamaya başlıyor. Her odaya ayrı bir isim veriyor; aşk odası, cinayet odası vs. O, kasaba da işlenen cinayeti bile okuduğu kitapla çözmeye çalışan bir karakter. Zaten neden böyle bir huyu olduğunu ve kitapları neden bu kadar dikkate alıp üzerine düştüğünü, bu kadar hayatına geçirmeye çalıştığını son mektup da öğreniyoruz.
Tabi böyle anlatınca yavan duruyor hikâye. Neden yavan dediğimi de okuyunca anlıyorsun. Çünkü bütün olay aslında bambaşka, hiç tahmin etmediğin gibi çıkıyor ve ters köşenin dibini görüyorsun. Yani, şu kitabı nasıl övebilirim hiç bilmiyorum.
Benim Livaneli'den okuduğum ilk eser. Dolayısıyla bende çıtayı bu kadar arşa çıkarmışken diğer eserlerin de hüsrana uğramaktan korkuyorum. Umarım öyle olmaz. En yakın zamanda, mevcut listemden birkaç eser eksiltebilirsem şayet bakmak isterim.
📚"Hayatta her şeyin bir bedeli vardı."
📚"Hepimiz öleceğimizi biliriz ama öldürüleceğimiz aklımıza gelmez, diye yazdım. Kim bilir kaç milyon bebek, doğduktan sonra sevinçle, alkışla karşılanmış, daha o anda yaşlanmaya başladığı ve ölüm mahkûmu olduğu anasının babasının aklından bile geçmemiştir. Daha da tuhafı hiç kimse doğan bebeğin bir gün öldürülebileceğini, bir cinayete veya bir kazaya kurban gidebileceğini, idam edilebileceğini, savaşta ölebileceğini düşünmez. Oysa bunların hepsi insanlar için. İnsanlık tarihi boyunca milyarlarca kişi "normal" denilen şekilde yaşlanıp ölmemiş, öldürülmüş..."