🌜"Yoksa o zamanlar çıldırıp bütün bu süre içerisinde akıl hastanesinde mi kaldım? Belki bugün de aynı hastanedeyim; öyle ki, bütün olayları yalnızca kafamda kurup, düş örneği görüyorum ya da hâlâ düş görüyorum..." 📝 Dostoyevksi'nin kumarbaz olduğunu biliyor muydunuz? Ve gerçekten…devamı🌜"Yoksa o zamanlar çıldırıp bütün bu süre içerisinde akıl hastanesinde mi kaldım? Belki bugün de aynı hastanedeyim; öyle ki, bütün olayları yalnızca kafamda kurup, düş örneği görüyorum ya da hâlâ düş görüyorum..."
📝 Dostoyevksi'nin kumarbaz olduğunu biliyor muydunuz? Ve gerçekten bunun kitabını yazdığını?
💨 Aleksander ivanoviç adında 25 yaşındaki bir öğretmenin kumar ve aşk serüvenini okuyoruz Dostoyevksi'den.
🌾 Peki kim bu Aleksander? Bağımlılık zafiyeti olan, zayıf kişilikli bir kumarbaz. Zaten bir insanın kumarbaz olması için zayıf kişilikli olması gerekir.
🫀Bu zayıflığı kumarla da kalmıyor, aşk hayatına da yansıyor. Aşkında da hastalık boyutunda bir bağlılığı var. Bu da kumara olan hırsını ikiye katlıyor. Tabi kitabın sonunda biraz da kumarda kazanan aşkda kaybeder oluyoruz.
🌡️Aslında bu özellikler her karakter için geçerli. Hepsinden cahil cehaleti akıyor. Bir kısmı mirasa umut bağlamış, bir kısmı ise kumara. Yani kitapta hep bir hazıra konma durumu ve hırsı var.
📝 Dostoyevksi'den daha önce bir eser okumuş kişi bunu okurken biraz sıkılabilir. Dolayısıyla beklentiniz çok çok yüksek olmasın. Özellikle kumar kısımlarında. İtiraf ediyorum ben o kısımları atladım.
🌜"Uğrunda yaşamımı vermeye gerçekten de hazır olduğumu kendisi de biliyordu."
🌜"Belki kırk yıl sonra bile, yaşananları yine anımsayacağım."
🌜"Gün batımı... çatıda bir leylek...her şey ne kadarda şiirsel ve etkileyici."
💤"Makina düzeniyle işleyen sıkıcı bir hayattı. Her gün, tıpkı ötekine benziyordu." 💤"Hayat böyleydi işte, adalet yoktu. Bir kere düşünce bir daha kalkamıyordunuz." 💨 Kimimiz kendimizi olduğumuz yere ait hissediyoruz ki? Ama bir şekilde ait olmak zorunda bırakılıyoruz. Buck'te öyle bir…devamı💤"Makina düzeniyle işleyen sıkıcı bir hayattı. Her gün, tıpkı ötekine benziyordu."
💤"Hayat böyleydi işte, adalet yoktu. Bir kere düşünce bir daha kalkamıyordunuz."
💨 Kimimiz kendimizi olduğumuz yere ait hissediyoruz ki? Ama bir şekilde ait olmak zorunda bırakılıyoruz. Buck'te öyle bir köpek. Asil bir ailede büyümüş ancak hayatının geri kalanını vahşi dağlarda, orada burada gerek sopa yiyerek gerekse aç bırakılarak yaşamak zorunda bırakıldı. Okurken aklımdaki tek şey öğrenilmiş çaresizliğin nasıl göründüğüydü. Jack London okumak bu nedenle bir tık tuhaf hissettiriyor.
💤"Merhamet, daha nazik iklimlere has bir şeydi."
✍🏼"İtiraf edeyim, hâlâ umutluydum... şimdi Tanrı'ya şükür, hiç umudum kalmadı." 💬Bir önceki kitabım kendini öldürmeye çalışan psikiyatri hastası bir kadının hikâyesi, şu anki kitabım ise ölüm kararı verilen bir mahkûmun hikâyesi.. doğrusu bu aralar ölümle pek hasır neşir olduk demekten…devamı✍🏼"İtiraf edeyim, hâlâ umutluydum... şimdi Tanrı'ya şükür, hiç umudum kalmadı."
💬Bir önceki kitabım kendini öldürmeye çalışan psikiyatri hastası bir kadının hikâyesi, şu anki kitabım ise ölüm kararı verilen bir mahkûmun hikâyesi.. doğrusu bu aralar ölümle pek hasır neşir olduk demekten kendimi alıkoyamıyorum.
Çocukların mutlu bir şekilde koşup oynadığı, benimse rüzgar tenime (45°) çarparken özgür olduğumu hissedebildiğim bir yerde, parkta bitirmek istedim çünkü ölmek üzere olan bir adama, özgürce veda etmek gerekir.
✍🏼"İnsanların hepsi belirsiz bir süre için ertelenen ölüm cezasına mahkûmdurlar." diyor, kitapta.
Bir gün ölecek olduğumuzu bilerek yaşıyoruz hayatı. Peki bize yaşamak için yalnızca birkaç haftaya sahip olduğumuzu belirtseler?
Şüphesiz yaşamak olduğundan daha kıymetli gelir. Belki de o ana kadar kafamızı kaldırıp oradan oraya uçan kuşlara bakmak dahi aklımıza gelmemiştir, başkasına ihtiyaç duymadan kendi saçlarınızı şefkatle okşamak; yaşamın her anında kıymet vardır, bunu bilmeyen insanları çok şanslı buluyorum çünkü onlar, yarın bir son olduğunu bilmiyormuşçasına düşünmeden yaşıyorlar. Bilenler ise o sona ulaşmanın korkusu ve hüznü içinde tat alamıyorlar.
✍🏼"Eskiden, diğerleri gibi sıradan bir insandım. Her günün, her saatin, her dakikanın ayrı bir düşüncesi vardı; istediğimi düşünebilmekte özgürdüm."
O zamanki dönemin şartlarına göre idam cezasına çarptırılmak kolaydı belki, ancak niçin olduğu soru işareti olarak kalmamalıydı fikrimce. Sanırım yazar burada niçin ve nasıl sorusuna değinmenin birinin ölümle cezalandırılıyor olması gerçeğini değiştirmeyeceğini düşünerek böyle yapmış.
✍🏼"Mezarın kapağı içeriden açılmaz."
📍“Bana gittin diyosun baba ama ben gitmedim, gidemedim, kalamadım evim nerde bilemedim; çünkü aklımın bir tarafında bir köşesinde hep sen vardın, bu olmamışlık, bu küslük… İnsanın dönebileceği bir evinin olmaması ne demek biliyo musun baba?” 💬Gece gece ağlamak isteyip de…devamı📍“Bana gittin diyosun baba ama ben gitmedim, gidemedim, kalamadım evim nerde bilemedim; çünkü aklımın bir tarafında bir köşesinde hep sen vardın, bu olmamışlık, bu küslük… İnsanın dönebileceği bir evinin olmaması ne demek biliyo musun baba?”
💬Gece gece ağlamak isteyip de açtığım filmi, ağlamamak için bitiremedim. Bu tarz filmler de bilinir ki daha en başından gözyaşı vardır. Bir şeyler oldu mu olacak mı diye beklersin ve sonunda o bilindik senaryo dönmeye başlar.
📍“Peki sen hiçbir çocuğun büyüyeceğini görememek ne demek bunu bildin mi? Hiç bilir misin bu duyguyu?”
💬 Bazen küçücük bir söz insanı yıllar süren bir pişmanlığa sevk edebilir. Zamanı geri alamayız elbette; bazı sözleri hiç söylenmemiş sayamayız...sadece zamanın ve elimizde tuttuğumuz şeylerin kıymetini bilelim demek istiyorum. Çünkü bu hayatta insana en çok acı veren şey 'keşke' demek.
📍"Hayat devam edecek, birileri yeni kitaplar yazacak okuyamayacaksın, yeni filmler çekilecek izleyemeyeceksin, sevdiğin bir şarkıyı bir daha dinlemek isterken dinleyemeyeceksin…”
💬 Unutulmaz bir film olabilir benim için. Unutmak da istemem, hatırlamak da. Yalnızca acı ve keder olan şeyleri izlemek gerçekten strese sokuyor bir süre sonra. Verilen mesaj çok nadide olsa bile..
💬Sanırım gerçeklerle yüzleşmek bu saatten sonra beni korkutuyor. Sadık'ın babasına yaptığı konuşma gerçekten 'acaba' oldum ve orada bıraktım. Sonra uzun uzun düşündüm. Ölüm hepimiz için bir nefes ötedeyken ve bize her şeyden, herkesten çok daha yakından hayat sizce de inat etmek için çok kısa değil mi? Üzülmek için, sevinmek için, düşünmek için de öyle değil mi? Kimi zaman bir bardak su almaya erinirken, bugün değil de yarın çıkarız cafeye derken mesela? Ya şu an müsait değilim daha sonra konuşalım derken de öyle değil mi? Şu an inanılmaz kısa geliyor ve ölümden herkes gibi korkuyorum sanırım. Bu zamana kadar hiç bu yönden düşünmediğim için olabilir. Hayat devam edecek ama bir noktada biz olmayacağız. Hiç varolmamış gibi üstelik. Hayat, bir şeyleri ertelemek için çok geç. En önemlisi sevdiklerimizi ertelemek için.
📍"İnsan büyüyünce hayalleri küçülür mü, baba?”
°°°°°°
VERONİKA ÖLMEK İSTİYOR 📍Son zamanlarda 'vakti zamanı buymuş' gözüyle bakıyorum her şeye çünkü hiçbir şey tesadüf değildir, buna inanıyorum. O nedenle yorumuma başlamadan evvel ufak, kendim adına ufacık bir not düşmek istiyorum şuraya. 💬Benim için her şey geçtiğimiz yıl başladı;…devamıVERONİKA ÖLMEK İSTİYOR
📍Son zamanlarda 'vakti zamanı buymuş' gözüyle bakıyorum her şeye çünkü hiçbir şey tesadüf değildir, buna inanıyorum. O nedenle yorumuma başlamadan evvel ufak, kendim adına ufacık bir not düşmek istiyorum şuraya.
💬Benim için her şey geçtiğimiz yıl başladı; her şey gittikçe daha kötü oldu. İlişkilerim bozuldu, her şeyden ve herkesten soyutlanmaya başladım. Ve bunun bir son değil başlangıç olduğunu psikiyatri de yattığım bir aylık süreçte anladım.Hastaneden ayrıldığım ilk birkaç hafta çok normal geçti diyemem. Lâkin her şey en az kötü durumdaydı. Gün geçtikçe pişman olmakla olmamak arasında kaldım; işten atıldım ve şu anda bile iş bulmakta zorluk çekiyorum, dostlarımı kaybettim ve hepsi de 'deli' olduğum için oldu. O bir aylık süreçte 'benim' gibi olan insanlarla olduğum için mutluydum, şimdi ise mutlu olmayı tercih ettiğim için pişmanlık duymak üzereyim.
"Kimsenin kimseyi yargılayacak durumu yok. Her insan kendi bilir çektiği acının boyutlarını ya da yaşamında anlamın hepten yok olduğunu." diyor, yazar. O süreçte birçok hasta gördüm, Şizofreni, bipolar..ve en kötüsü, hangisi olduğumu bilmiyorum. Yalnızca orada herkes 'ben' olarak var. Ve iyi hissettiren yanı bu; önemli olan da bu. Orada 'ben' olabilmek. Çoğumuz bunu günlük hayatta bile başaramazken, o küçücük hücrelerde imkansızı başarabilmek.
"insanlar hiçbir zaman kendilerine anlatılanlardan bir şey öğrenmezler, kendi çabalarıyla öğrenirler yalnızca." diyor, bir başka yerde. Bazen duymak ya da görmek değil, yaşamak gerek anlamak için. Yaşamadan anlayamazsın diye bir şey yoktur evet, ama hissedemezsin. Hissetmediğin şeyle de bağ kuramazsın.
"Hiçbir şey öğrenemedin mi daha, ölüm kapındayken bile? İkide bir onu rahatsız edeceğim, bunun canını sıkacağım diye düşünmesene." diyor, Mari Veronika'ya. Hepimiz bir gün ölücez diye çoğunlukla toplumun normallerine uyum sağlamaya çalışıyormuş gibi görünür ve böylece bir parça huzur içinde yaşayacağımızı düşünürüz.
Hiç düşündünüz mü, belki de benim gördüğüm mor rengiyle senin ya da onun gördüğü renk aynı değildir. Delilikte bu soru kadar basittir aslında çünkü toplumun gözünde ona 'hayır' diyen herkes zırdelidir. Kitap da yazar, gerçek delinin toplum olduğunu savunuyor (ki bence de ve herkesçe de öyledir muhtemelen). Psikiyatri hastası olan insanlar anormal olmaya çalıştıkları için ya da normal oldukları için delidir, diyor.
Ölümün tanımını sorsak pek çok kişi farklı bir yanıt verir. Çoğunluk mutsuz olmak, der. Yaşam koşullarından bahsetmez bile. Toplum hemen sorar, neyin eksik? Oysa Veronika'nin hiçbir şeyi eksik değildi lakin yine de ölmeyi seçti. Çünkü hayat üç evredir; yaşam, anlam ve ölüm. İnsan yaşamadan anlayamaz demiştim az önce. Veronika'nın her şeyi vardı lâkin hayatında bir anlam yoktur. O boşluk hissini herkes bilir. Her şey tam ama bir şeyler eksik. Bir geçmişe bakarsın bir geleceğe. Depresyon ve kaygı çoğunlukla bu şekilde meydana gelir, 'belirsizlikle'.
Ne yazık ki hayat toz pembe değil ama yaşamak yine de güzel. Sabah erken saatlerde uyanıp kuşların cıvıltılarını dinlemek, sahil kenarında yürüyüş yapmak, kitap okumak, hayal kurmak, kulağında en sevdiğin müzikle yağmurda dolaşmak...
°°°°°
🎈"Tıp tarihinde iz bırakmak istiyordu ama fikirlerini yayınlandığında büyük zorluklarla karşılaşacağını da bilmez değildi. Çünkü 'normal' insanlar hayatlarından hoşnut olduklarından, böyle bir hastalığın pençesinde olduklarını kabul etmeye yanaşmayacaklardı.."
🎈 Aklının başında olduğu anlardan birinde, hemşirenin biri ona sordu:
"Nasıl olduğunuzu öğrenmek ister misiniz?”
Veronika, "Nasıl olduğumu zaten biliyorum,” dedi. “Ve gövdemde sizin gördüğünüz değişikliklerle hiç ilgisi yok olanların. Olan her şey ruhumda oluyor.”
🎈Deli olmak, düşüncelerini iletmekten âciz olmak demek. Sanki yabancı bir ülkedesin, çevrede olup biten her şeyi görüyor, anlıyorsun, ama istediğini anlatmaktan, dolayısıyla da yardım bulmaktan umutsuzsun, çünkü orada konuşulan dili bilmiyor, anlamıyorsun.”
Onlar ümidin düşmanıdır sevgilim akar suyun meyve çağında ağacın serpilip gelişen hayatın düşmanı bursada havlucu Receb’e karabük fabrikasında tesviyeci Hasan’a düşman fakir köylü hatçe kadına ırgat Süleyman'a düşman sana düşman, bana düşman, düşünen insana düşman vatan ki bu insanların evidir,…devamıOnlar ümidin düşmanıdır sevgilim
akar suyun
meyve çağında ağacın
serpilip gelişen hayatın düşmanı
bursada havlucu Receb’e
karabük fabrikasında tesviyeci Hasan’a düşman
fakir köylü hatçe kadına
ırgat Süleyman'a düşman
sana düşman, bana düşman, düşünen insana düşman
vatan ki bu insanların evidir, sevgilim onlar vatana düşman..
çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına
çürüyen diş, dökülen et
bir daha geri dönmemek üzere yıkılıp gidecekler
ve elbette ki sevgilim elbet
dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya
dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle işçi tulumuyla bu güzelim memlekette hürriyet!
Nazım Hikmet Ran
📚"Kimse kimseyi bilmez. Çünkü herkesin anlattıklarının bir kısmı kurgudur, kiminde daha az, kiminde daha çok.." Hayatımın dönüm noktası olduğunu düşündüğüm bir dönemden geçiyorum; bundan birkaç ay evvel, her şey bir an önce olsun diye kendimi yiyip bitirir, olmadığı zaman da…devamı📚"Kimse kimseyi bilmez. Çünkü herkesin anlattıklarının bir kısmı kurgudur, kiminde daha az, kiminde daha çok.."
Hayatımın dönüm noktası olduğunu düşündüğüm bir dönemden geçiyorum; bundan birkaç ay evvel, her şey bir an önce olsun diye kendimi yiyip bitirir, olmadığı zaman da zihnimi kendim için bir zindan hâline çevirirdim. Lâkin şu dönem de öğrendim ki, bir şey olmuyorsa henüz vakti zamanı gelmemiş demektir. Kısacası, aslında yaptığım tek şey gerçekten de kendime bir eziyetmiş. Hep, acaba bende mi bir sorun var diye düşünürdüm. Esasında hiç de öyle düşündüğüm gibi değilmiş. Evet, hayatın bana bu öğretisini biraz geç aldığımı kabul ediyorum ancak zararın neresinden dönersek kârdır, öyle değil mi? 🫡
"Bir şey oluyorsa bir hayır, olmuyorsa bin hayır ara." demişler.
O nedenle bu kitabın yeri bende çok çok ayrıdır çünkü artık ertelememem, daha doğrusu erteleyemeyeceğim bir zaman da geçti elime; bazı şeyleri yazıya dökemem ama biliyorum, bu benim için anlatamayacağım kadar farklı.
Bu zamana kadar keşke unutsam da tekrar okusam veya izlesem dediğim bir şey olmadı ancak keşke unutsam da tekrar ve tekrar okusam diyorum şu kitabı. Livaneli son sayfalarda fena tokatlamış. Öyle ki kitabı bitireli aylar olmuş ama ben daha yeni alıyorum notumu.
Ahmet ve Mehmet, henüz 10 yaşlarındayken anne ve babasını trafik kazasında kaybediyor. Daha sonrasında anneannesi ve dedesinin yanında yaşamaya başlıyorlar. İkisi de mühendis oluyor. Dedesinin ardından anneannesi de vefat edince, Ahmet'in ısrarı üzerine Mehmet'de yurtdışına Ahmet'in çalıştığı şirkete gidiyor. Ne yazık ki orada trajik bir aşk hikayesine dönüşüyor olay. Bunu da yıllar sonra kasabada yaşanan cinayetin ardından olayı araştırmaya gelen gazeteci bir kıza Ahmet'in hikâyeyi anlatması üzerine öğreniyoruz. Kitabın adı da buradan geliyor, 'Kardeşimin Hikâyesi'.
Yukarı da alıntıladığım söz Ahmet'e ait; Ahmet, yıllar sonra emekli olup bu kasabaya yerleşiyor. Resmen hayattan izole olup evini koca bir kütüphaneye çeviriyor ve kitaplarla yaşamaya başlıyor. Her odaya ayrı bir isim veriyor; aşk odası, cinayet odası vs. O, kasaba da işlenen cinayeti bile okuduğu kitapla çözmeye çalışan bir karakter. Zaten neden böyle bir huyu olduğunu ve kitapları neden bu kadar dikkate alıp üzerine düştüğünü, bu kadar hayatına geçirmeye çalıştığını son mektup da öğreniyoruz.
Tabi böyle anlatınca yavan duruyor hikâye. Neden yavan dediğimi de okuyunca anlıyorsun. Çünkü bütün olay aslında bambaşka, hiç tahmin etmediğin gibi çıkıyor ve ters köşenin dibini görüyorsun. Yani, şu kitabı nasıl övebilirim hiç bilmiyorum.
Benim Livaneli'den okuduğum ilk eser. Dolayısıyla bende çıtayı bu kadar arşa çıkarmışken diğer eserlerin de hüsrana uğramaktan korkuyorum. Umarım öyle olmaz. En yakın zamanda, mevcut listemden birkaç eser eksiltebilirsem şayet bakmak isterim.
📚"Hayatta her şeyin bir bedeli vardı."
📚"Hepimiz öleceğimizi biliriz ama öldürüleceğimiz aklımıza gelmez, diye yazdım. Kim bilir kaç milyon bebek, doğduktan sonra sevinçle, alkışla karşılanmış, daha o anda yaşlanmaya başladığı ve ölüm mahkûmu olduğu anasının babasının aklından bile geçmemiştir. Daha da tuhafı hiç kimse doğan bebeğin bir gün öldürülebileceğini, bir cinayete veya bir kazaya kurban gidebileceğini, idam edilebileceğini, savaşta ölebileceğini düşünmez. Oysa bunların hepsi insanlar için. İnsanlık tarihi boyunca milyarlarca kişi "normal" denilen şekilde yaşlanıp ölmemiş, öldürülmüş..."
✍🏻💭✨ Yılmaz Erdoğan'ın yazıp aynı zamanda yönetmen koltuğuna oturduğu; Belçim Bilgin, Kıvanç Tatlıtuğ, Mert Fırat ve Farah Zeynep Abdullah tarafından canlandırılan gerçek bir hayat hikâyesidir bu. Hem yönetmeni hem de kadrosuyla şöyle baş köşeye alabiliriz.🏆💯 Nasıl bayıldım ama...🤌🏻 Muhtemelen benim…devamı✍🏻💭✨ Yılmaz Erdoğan'ın yazıp aynı zamanda yönetmen koltuğuna oturduğu; Belçim Bilgin, Kıvanç Tatlıtuğ, Mert Fırat ve Farah Zeynep Abdullah tarafından canlandırılan gerçek bir hayat hikâyesidir bu. Hem yönetmeni hem de kadrosuyla şöyle baş köşeye alabiliriz.🏆💯
Nasıl bayıldım ama...🤌🏻 Muhtemelen benim haberim yoktur (net yoktur) ancak şöyle filmlerimiz varsa onlara sahip çıkalım, izleyelim ve izlettirelim, konuşalım.
🥀🕊️1940'lı yılların Zonguldak ilinde geçiyor filmimiz.
Rüştü ve Muzaffer adında iki genç şairi seyrediyoruz burada. Onların hikâyesi belediye başkanının sporcu kızı Suzan'ın Zonguldak'a gelmesiyle başlıyor. O gün bir iddiaya tâbi tutuyorlar kendilerini. Ve başlıyorlar şiir yazmaya. Hangi şairin hayatı kolay olmuş ki efendim? Hangi yazar tamamen huzur ve refah içinde yaşamış? Belki bir Cemal Süreya ile Sezai Karakoç hikâyesi yoktu burada; Şükrü ve Muzaffer vardı. Biri umutsuz bir sevdanın kaleminde dökülürken sayfalara bir diğeri döküldüğü yerde solmuş mürekkep gibi...Muazzez Akkaya değildi, Suzan. Fakat onunda hikâyesi felaketti.
👉🏻👈🏻
Memleketimden manzaralarla, müzikleriyle, şiirleriyle, atmosferiyle hele...🤌🏻 Sanki 1900'lü yılların Türkiye'si değil de cok eski bi' yabancı filmi seyrediyor gibiydim daha çok.
`
`
— Varlık’ta şiirlerimiz yayınlandı. İkimizin de…
— Sonunda başardınız.
— Başardık.
— Hangisi peki?
— Bir güzele güzelliğini hatırlatmak isterdim, aynalardan evvel.
— Bu kadar mı?
— Hıhım.
— Bu hayatımda duyduğum en kısa şiir ama güzelmiş.
— Teşekkürler.
— Hangisini beğendin sana verdiğim şiirlerden?
— Niye merak ediyorsun bunu bu kadar?
— İnan ki ben de bilmiyorum bunu artık.
— “Ne tanrıdan haber ne dallarda meyva, ne kucak açar hatıralar…Ne de döner gemiler bir daha…”
— (Gülümser)
— Niye güldün?
— Güzel bir sebep buldum.
🥀 Yaşıyoruz Sessizce...🥀 Siz hiç adını fersah fersah taşıyan bir kitap gördünüz mü? Hatice Erbaş. Sen nasıl bir kadınsın? 🌸 ✍🏻2015 yılında kanserden vefat ediyor Hatice Hanım. Erbaş'ın, eşinin hastalık süresince ve de vefatından sonra kaleme almış olduğu şiirleri okuyoruz.…devamı🥀 Yaşıyoruz Sessizce...🥀
Siz hiç adını fersah fersah taşıyan bir kitap gördünüz mü?
Hatice Erbaş.
Sen nasıl bir kadınsın? 🌸
✍🏻2015 yılında kanserden vefat ediyor Hatice Hanım.
Erbaş'ın, eşinin hastalık süresince ve de vefatından sonra kaleme almış olduğu şiirleri okuyoruz.
Bir gün, "benim için şiir yazdın mı hiç" diye soruyor eşine.
"Güzelliğin geçici olmadığını senden öğrendim" diyor, Erbaş.
Bir yakını tarafından şu iki cümle aktarılıyor sonrasında Erbaş'a:
"Babanız içeride şiir yazıyor diye
Çocuklarımı sessiz ağlattım ben.." - Hatice Erbaş
İşte bu iki dize, yazdığım tüm şiirlere bedeldi, diyor Şükrü Erbaş.
Ömür Hanım diye sesleniyor kimi zaman şiirlerinde ona.
Ölüm, tıpkı pek çok yakını gibi eşini de almış ondan. Bu nedenle ufak bir serzenişte bulunuyor şiirlerin de ölüme. Eşine olan derin sevgisini, hasretini, onunla birlikte kazandığı yılları haykırıyor dizelerinde.
📚 Meğer bu zamana kadar şiir sevmiyor değilmişiz, yalnızca şiirin hasına denk gelmemişiz henüz...
Niyetlenip okumaya başladığım zaman içimde bir ukte olarak kalacağını hiç tahmin etmemiştim.
Aşkı okurken aşka inancı azalıyor insanın. Böylesine derin, güçlü, emsalsiz seven bir insan...
🪶İnsan
Ha var, ha yok.
🪶 Bizde geçti de, demiştin, hepsi ölümün rahminde
Bu çocuklar nasıl yaşayacaklar bu ülkede.
🪶 Seni unutacak ömrüm kalmadı
Bir soğuk zamanın akşamında
Dönüp yine sana başlıyorum...