the walking dead // tutarsızlık içinde ki dahi kafası 11 sezonluk devasa külliyatın özeti şudur: bir sahnede "adamlar ince işçilik yapmış" diye şapka çıkartırken, on dakika sonra "bu senaryoyu ilkokul terk birine mi yazdırdınız?" diye kumandayı duvara fırlatmak. dizi değil,…devamıthe walking dead // tutarsızlık içinde ki dahi kafası
11 sezonluk devasa külliyatın özeti şudur: bir sahnede "adamlar ince işçilik yapmış" diye şapka çıkartırken, on dakika sonra "bu senaryoyu ilkokul terk birine mi yazdırdınız?" diye kumandayı duvara fırlatmak. dizi değil, iki uçlu bir sinir harbi.
— öncelikle o meşhur tutarsızlık: ilk sezonlarda kapı kolu çeviren, taşla cam kıran, hafiften depar atan zombiler; üçüncü sezonla beraber birden bire "güncelleme" yiyip zekası oda sıcaklığının altına düşmüş boş tenekelere dönüştü. evrim değil, dümdüz geçmişi silip atma. açıklaması yok, "izleyici anlamaz" mantığı.
— ama öte yandan dale'in o meşhur saat nutuğuna selam çakıp, yıllar sonra bölüm isimlerini o konuşmadaki kelimelerden seçen bir deha da o yazar odasında bir yerlerde oturuyor. muhtemelen ya ağır takıntılı ya da hayatsız bir dahi.
-— gizli referans meselesine girmiyorum bile, breaking bad ile olan flörtleşme artık göz kırpma seviyesini geçti: daryl'ın motorundaki mavi uyuşturucu, merle'ün jesse pinkman tarifleri derken "aynı evrende miyiz lan?" diye adamı şüpheye düşürürler.
--. önceden verilen ipuçları konusunda hakkını yemeyelim; morgan'ın beşinci sezonda "ölülerin yüzünü giyen insanlar" lafını öylesine bir delirme belirtisi sanmıştık, seneler sonra fısıldayanlar olarak kucağımıza düştü. beth'in bulduğu dikenli beyzbol sopası ise negan daha piyasada yokken atılmış en şık "yerimi ayırtın" mesajıydı.
-- gelelim fizik kurallarının helvasının kavrulduğu o anlara: hershel'ın pompalısı... 17 mermi aralıksız ateş, sıfır şarjör tazeleme, sonsuz mermi hilesi. dizi o an zombi dramasından çıkıp gta kaosuna bağlamıştı.
— karakter zekâsı meselesi: bir bölümde rick grimes satranç ustası gibi 4 hamle sonrasını hesaplayan lider, iki bölüm sonra kapıyı açık bırakıp sürüyü içeri alan mahalle muhtarı. aynı evrende iki farklı iq seviyesiyle yaşayan adam. bu sadece rick'te değil; carol peletier bir gün “terminator teyze”, ertesi gün “ben kimseyi incitmek istemiyorum” modunda. karakter gelişimi değil, karakter piyangosu.
— silah sesi fiziği: bazen bir tabanca sesi 3 kilometreden sürü topluyor, bazen daracık koridorda pompalı sıkılıyor, zombiler “herhalde rüzgârdır” deyip oralı olmuyor. dizide ses mühendisliği tamamen “gerilim lazım mı?” sorusuna göre çalışıyor.
— mesafe kavramı: bir sahnede iki yer arası günler sürüyor, ertesi bölüm aynı mesafe yürüyerek öğle tatilinde hallediliyor. özellikle daryl dixon bu konuda fast travel açmış gibi. at yok, araba yok, ama adam haritada ışınlanıyor.
— ölüm ekonomisi: dizide bazı karakterler için ölüm çok pahalı, bazıları için indirimli reyon. ana karakterler 50 aylak arasından sıyrılırken, yan karakter çit kenarında takılıp ölüyor. bu da “gerçekçilik” iddiasını arada sabote ediyor.
— negan fenomeni: adamın gelişiyle dizi bir anda seviye atladı, kabul. ama aynı adamın etrafındaki “herkesi korkutan karizma” bazen o kadar abartılıyor ki, koskoca toplulukların “ya bu adama iki kişi dalsak?” dememesi için senaristlerin ekstra çaba sarf ettiği hissediliyor.
— teknoloji unutkanlığı: dünya çöktü tamam da, herkes aynı anda mühendislik bilgisini mi kaybetti? ilk sezonlarda daha yaratıcı çözümler varken ilerleyen sezonlarda “çit yapalım, dua edelim” seviyesine düşüş var. halbuki the walking dead evreni biraz kurcalasanız medeniyet kırıntılarıyla mini devlet kurarsınız.
— psikoloji yazımı: travma var ama seçmeli ders gibi. biri 10 sezon boyunca gördüğü katliamları sindirip devam ederken, diğeri bir olay sonrası 3 bölüm boyunca varoluş krizi yaşıyor. hangisinin ne kadar etkileneceği tamamen bölüm süresine bağlı.
— ama hakkını verelim, o “anlar” yok mu: shane walsh ile rick'in yüzleşmesi, glenn rhee sahnesi, negan'ın ilk çıkışı… işte o anlar diziyi tekrar “lan galiba bu adamlar biliyor bu işi” noktasına çekiyor. izleyiciyi sinir edip sonra ödüllendiren toksik bir ilişki gibi.
-- dokuzuncu ve onuncu sezon civarı "detay yakalayan kazansın" kafasına girdiler: enid'in kaplumbağa yemesiyle dalga geçer gibi eastman'ın "kaplumbağaları koru" tişörtü giymesi, ilk zombi kızın yıllar sonra aynı yara iziyle (ama haliyle yaşlanmış halde) geri dönmesi falan hep ince görmeler.
bu dizi mantık hatalarıyla değil, o hatalara rağmen kurduğu bağımlılıkla efsane. çünkü her saçmalığın arasında “ulan bu sahne baya iyiydi” dedirten bir şey sıkıştırıyor.
— hastalık/virüs tutarsızlığı: the walking dead evreninde herkes zaten enfekte (ölünce dönüyorsun), ama kan, tükürük, temas mevzusu tam bir yazı-tura. bir sahnede minicik bir kesik zombiye dönüşün bileti, başka sahnede millet üstüne başına leş sürüp geziyor hiçbir şey olmuyor. bu artık bilim değil, senarist mood'u.
— “temizlik” konusu: karakterler günlerce kan içinde dolaşıyor, sonra bir bakıyorsun saç sakal jilet gibi, dişler colgate reklamı. özellikle michonne ve maggie greene bazen kıyamet değil spa tatilinden çıkmış gibi.
— çocukların evrimsel upgrade'i: judith grimes 8 yaşında ama 25 yaşında hayatta kalma refleksi, nişancılık, liderlik… normalde çocuk karakter yazmak zor, burada direkt “küçük yetişkin” yapıp geçiyorlar.
— tarım ve ekonomi masalı: sezonlar ilerledikçe topluluklar tarım yapıyor, hayvancılık var falan ama kim ekiyor, kim biçiyor, kim dağıtıyor belli değil. stok var ama lojistik yok. kıyamet sonrası ekonomi “arka planda npc'ler hallediyor” gibi.
— yakıt ve araç saçmalığı: yıllar geçmiş, benzin bozulur, motorlar bakımsızlıktan dağılır… ama daryl dixon motoru sanki dün servisten çıkmış gibi çalışıyor. bu noktada dizideki en sağlam karakter zombiler değil, içten yanmalı motorlar.
— sessizlik/gerilim ayarı: karakterler bazen ormanda fısıldaşırken arkalarına 200 walker ışınlanıyor, bazen bağır çağır kavga ediyorlar tek bir zombi yok. bu da “gerilim lazım - spawn aç” mantığı.
— grup içi ihanet döngüsü: her yeni toplulukta aynı hikâye: önce güven, sonra hafif huzursuzluk, sonra içerden biri saçmalıyor, sonra kaos. bu döngü o kadar tekrar ediyor ki artık izleyici “tamam bu adam 3 bölüme hain olur” diye önceden tahmin ediyor.
— zaman sıçramaları: bir anda yıllar atlanıyor, ama bazı karakterler neredeyse hiç değişmiyor, bazıları evrim geçiriyor. yaşlanma bile seçmeli ders.
— walker anatomisi: ilk sezonlarda zombiler daha “taze”, hareketli, hatta biraz tehlikeli. ilerleyen sezonlarda çürümüş, kas yok, bağ yok ama hâlâ yürüyüp saldırıyor. yani biyolojiye göre değil, sahne ihtiyacına göre çalışıyorlar.
— ama yine o lanet ince detaylar: mesela morgan jones'un “clear” takıntısının yıllar sonra farklı bir felsefeye dönüşmesi ya da küçük arka plan objeleriyle yapılan göndermeler… biri oturup gerçekten bu evrene kafayı takmış belli.
— ve en ironik olan: dizinin en tutarlı şeyi aslında insan doğası. güç bulan yozlaşıyor, korkan radikalleşiyor, kaybeden kırılıyor. zombiler değil, insanlar predictable.
--. final sezonları ise tam bir süreklilik mezarlığı: zombi kanı bazen öldürüyor bazen şerbet; benzin bitmek bilmiyor; michonne'un evcil zombileri fotosentez yapıyor sanırım, asla ölmüyorlar. judith'in büyüme hızı ise tamamen senaryonun o anki acelesine göre ayarlı.
`özetle`; bu diziyi izlemek sadece bir hikayeyi takip etmek değil, bir nevi "senarist neyin kafasını yaşamış" analizi yapmaktır. bazen bir başyapıt kadar derin, bazen ucuz bir mahalle dizisi kadar rüküş. ama her halükarda, o arka plandaki deliliği ve detaylardaki saplantıyı fark ettiğinde kopamıyorsun.
bu dizi ya bir grup dâhinin kontrolsüz yaratıcılığı ya da onlarca yazarın birbirinden habersiz attığı zarların toplamı. ortası yok.
asıl soru şu: sen 11 sezon boyunca hikayeyi mi izledin, yoksa bu kaotik detaylar arasında kaybolup dizinin kendisiyle mi dalga geçtin?