"anladım neden yorgunluk gülümserlik getiriyor insana hayatın bana başat bana avrat oluşunu öğrendim." `:ismet özel` byung-chul han, yorgunluk toplumu`nda yorgunluğu tek bir deneyim olarak değil, iki karşıt kip olarak düşünmeyi önerir. 1. tüketen yorgunluk birincisi, geç kapitalizmin ürettiği performans öznesinin…devamı"anladım neden yorgunluk
gülümserlik getiriyor insana
hayatın bana başat
bana avrat oluşunu öğrendim."
`:ismet özel`
byung-chul han, yorgunluk toplumu`nda yorgunluğu tek bir deneyim olarak değil, iki karşıt kip olarak düşünmeyi önerir.
1. tüketen yorgunluk
birincisi, geç kapitalizmin ürettiği performans öznesinin yorgunluğudur. bu, "pozitif potansiyel"in mutlaklığı içinden doğar. yapabilirsin, daha fazlasını yapabilirsin, kendini aşabilirsin buyruğunun yorgunluğu. burada özne dışarıdan zorlanmaz, kendini zorlar. sonuç, bir şey yapamama halidir. ama bu durma dinlenme değildir. bu, tükenmedir. insan işinden, hedefinden, hatta kendinden yorulur. yorgunluk burada ayırıcıdır. "ben ve yapmam gerekenler" arasına mesafe koyar, dünyayı bir yükler toplamına çevirir. "ben senden/sizden/kendimden yoruldum, der. özne ile nesne ayrımı yaparak. han’ın tarif ettiği depresif, dağılmış, içe çökmüş özne tam da bu pozitiflik fazlalığının ürünüdür.
2. nefes veren yorgunluk
ama han, peter handke üzerinden bir başka yorgunluk biçimini de görünür kılar. bu, "negatif potansiyel"den gelen, durabilen, askıya alabilen, gevşeyebilen bir yorgunluktur. bir şeylere karşı değil, bir şeylerle birlikte yaşanır. nesnelerden değil, birlikte olmaktan doğar. ayırmaz, birleştirir. felç etmez, yavaşlatır. bu yüzden de tüketmez, toparlar.
bunu ilk kez lisedeki bir piknikte çok çıplak biçimde hissettiğimi hatırlıyorum. hepimiz bir şeyin ucundan tutmuş, masa kuruyor, bir şeyler taşıyorduk. bir arkadaşım işi ustaca başkasına yıkıp hiç yorulmadan masaya oturmanın hesabını yapıyordu. bana tuhaf gelmişti. çünkü orada mesele masanın kurulması değildi. birlikte kurmaktı. pikniğin parçası biraz da birlikte dağılmak, birlikte yorulmaktı. kendini yormayarak "kârlı" çıkmıştı ama deneyimin dışına düşmüştü. yorgunluğu paylaşmamak, aslında o anı paylaşmamaktı.
aynı şeyi yıllar önce okuduğum gorki’deki bir sahnede de sezmiştim. `kazana atılan bez parçaları` belki teknik olarak fazlaydı. birinin dediği gibi, herkesin bir şey atmasına gerek yoktu. ama herkesin bir parça atması, yapılan şeyi birinin işi olmaktan çıkarıp ortak bir eyleme çeviriyordu. orada yorgunluk, verimsizlik değil, ait olmanın bedensel karşılığıydı. sonuca değil, birlikte oluşa yazılan bir yorgunluktu bu.
ismet özel’in dizesindeki "gülümserlik getiren" yorgunluğu da böyle tatlı içten bir yorgunluktur.. performans öznesinin çöken yorgunluğu değil. hayata katılmış olmanın, bir şeye ve birilerine değmiş olmanın yorgunluğudur. insanı eksiltmez, gevşetir. sertliğini alır, yalnızlığını değil. dostluk bağı kurar, toplumsallaştırır.
kısacası, han’ın ayırdığı iki yorgunluk şunu söyler: biri pozitif potansiyelin zorbalığından doğar ve insanı yalnızlaştırır, diğeri negatif potansiyelin açtığı boşluktan doğar ve insanı dünyaya geri verir.