Hasan Hüseyin'in Anadolu türkülerine benzer dili ve akıcı satırlarıyla okuyanın içine işleyen, sarsıcı şiirleri, özellikle grup yorumun aynı adı taşıyan albümü/şarkısı olan Haziranda Ölmek Zor şiiri ile aklımda sonsuza dek yaşayacak. "akışan yıldızları izler gibi ağustos gecelerinde dinler gibi yalnızlıkta…devamıHasan Hüseyin'in Anadolu türkülerine benzer dili ve akıcı satırlarıyla okuyanın içine işleyen, sarsıcı şiirleri, özellikle grup yorumun aynı adı taşıyan albümü/şarkısı olan Haziranda Ölmek Zor şiiri ile aklımda sonsuza dek yaşayacak.
"akışan yıldızları izler gibi ağustos gecelerinde
dinler gibi yalnızlıkta
geçmiş yazları
kaçar gibi sevilenden, yüzüme
okşar gibi ellerini akşam alacasında
taşır gibi ölüsünü sevgili yüzün"
"uzun eski satıcıyım sevdâ satarım
sevda satar aç yatarım çağlar üstüne
bileklerim taa ezelden kandan kınalı"
"havada tüy
havada kuş
havada kuş soluğu kokusu
hava leylâk
ve tomurcuk kokuyor ne anlar acılardan / güzel haziran ne anlar güzel bahar!
kopuk bir kol sokakta
çırpınıp durur
çalışmışım onbeş saat
tükenmişim onbeş saat acıkmışım yorulmuşum uykusamışım
anama sövmüş patron
ter döktüğüm gazetede
sıkmışım dişlerimi ıslıkla söylemişim umutlarımı
susarak söylemişim
sıcak bir ev özlemişim
sıcak bir yemek
ve sıcacık bir yatakta
unutturan öpücükler
çıkmışım bir kavgadan
vurmuşum sokaklara"
"işten çıktım
elim yüzüm üstümbaşım gazete
karanlıkta akan bir su
gibi vurdum kendimi caddelere
hava leylâk
ve tomurcuk kokusu
havada köryoluna
havada suçsuz günahsız
gitme korkusu"
"bana bir de tuhaf gelen
neron'ların hitler'lerin sandıklardan çıkması
seçenlerin seçilenden korkması
rüşvetin papaz gibi girip çıkması
suçun ülke yönetmesi örneğin
ve zincire vurulması suçlunun
bana hep tuhaf gelir nedense
tuhaf da değil hattâ
bana hep komik gelir
demokrasi oynaması bir diktatörün
ve sırtlanın ağzında zeytindalı tutması
çünkü tuhaf"
"sen o dağda ben bu kentte eşkıya
sen yürürsün korka korka
karanlıklara
ben yürürüm grev grev
parti parti
aydınlıklara
tuz bassak da yaramıza kınalı türkülerde
yaşasak da aynı aşkı ayrı dağlarda
aramızda yüzyıllarlık yollar var."
"deri kemik saç tırnak
sevgi nefret umut özlem düş gerçek
yani nesi varsa insanoğlunun
çığlık çığlık yanması tutuşarak
yani yanıp kül olması çığlığın
birdenbire seni andım
yahudi
seni andım birdenbire
ve kanayan filistin'i
dahav'ın öbür yüzü filistin"
"sen bir nazi kurbanıydın
yahudi
fırınlanmış çığlıktın
sardı acın dünyamızı yıllarca
kara bir duman gibi
acı çektim seninle
yahudi
başkaldırdım senin için
nazi kasaplarına
tükürdüm suratlarına nazi kasaplarının
savundum seni
savundum insan yüzünün güzelliğini
savundum insan sesinin güzelliğini
savundum insan yüzlü dünyamızın güzelliğini
insan sesli dünyamızın güzelliğini
savundum sende beni
yahudi
bende dünyamızın güzel geleceğini
şimdi artık hepsi boş
bir filistin celladısın şimdi sen
yahudi
bir azgın emperyalizmin
kanlı elisin
savunamam seni artık
yahudi
sevemem seni artık
çirkinsin sen
kötüsün sen
pissin sen
sırtlana dişlettiği etini
güvercinden kopartmak isteyensin
andıkça şimdi seni
öğüresim geliyor
dahav'ın öbür yüzü filistin"
"yine kasım geldi ha?
adım adım gider gibi bir mutsuz sona
adım adım iner gibi denize merdivende
karanlıkta mahzene mum ışığında
açar gibi ölünün soğuk örtülerini
bekler gibi kalkışını bir doğu treninin
son söze gelir gibi anlaşmazlıkta
öper gibi ayrılığı ağzından
son mektubu atar gibi postaya"
"ne demek yalnız olmak
ne demek duyumsamak böyle bir yalnızlığı
uçurtması kopup gitmiş çocuk gibi üzgünüm
dokunsalar tellerime
yumruğumu vura vura ağlayacağım"
"be kardeşler be kardeşler
yok mu içinizde kafa çekecek
çekip çekip yıldızlara uçacak
düşüp düşüp yıldızlardan bozkır sokaklarına
gerçeklere dokunacak hiç kimse yok mu?"
"biliyorum
biliyorsun dilini duvarların
kapıların karanlığa kapanışını
gece köpek seslerini yolcu uçaklarını
filmin öbür yarısını/sonun ardını
çiçekli balkonların gizli yalnızlığını
aşkın kedi çığlığını ıslaklığını
içkinin yasalara amansız düşmanlığını
duyuyorsun
biliyorum
yaşıyorsun çırılçıplak
ama işte ardındasın şu camın
kozanın içindesin
saçlarınla oynuyorsun durmadan
gözlerini boyadıkça artıyor dalgınlığın
bekliyorsun
biliyorum
bekliyorsun ağlayarak
o mavi kuşu"
"varıyorlar bizden sonra seninle bana
anlıyorlar bizden sonra seninle beni
sen bir avuç barut külü bir yanda
ben bir avuç ateş külü bir yanda
durur küller arasında yalnız ve uzak
o incecik
o zavallı
cam bölme"
"şafakta mı doğmuşum
anam bile bilmez belki
şafakta mı kurtulmuşum
ipten kazıktan
şafakta mı asmışlar sevdiklerimi
şafakta mı boğmuşlar çocukluğumu
diş sıkmaktan çok mu güzel ağlamak?"
"artık anlıyorum ki söz bir ilkel kayıktır
geçirmiyor bu kıyıdan öbür kıyıya bizi
ince bir yel okşayıp duruyor mısırların püsküllerini"
"birdenbire anladım
sabahleyin balkonda gerinmenin güzelliğini
otobüste gözgöze gelip gülümseşmenin
bir bayram kartpostalında denizle bakışmanın
gidilmemiş korularda yaz akşamları
çam kokulu yellerle öpüşüp koklaşmanın
birdenbire anladım
eşsiz güzelliğini
yüreğin birdenbire neden kabardığını
neden ıslık çaldığını acı çekenin
yeni açmış çiçeklerin neden ağlattığını
birdenbire anladım
ama işte anlamadım nedense
severken ağlatmanın güzelliğini"
8.4/10