Spoiler içeriyor
1️⃣Bir Şeyi Geride Bıraktığın Zaman Başka Bir Şey Kazanırsın. Filmde Nora’nın annesi göç etmeye karar verdiklerinde Hae Sung’un annesine parkta bu cümleyi kurmuştu. Küçük Nora için bu cümle bir umuttu. Yeni bir dil, yeni bir ülke, yazar olma hayalleri hatta…devamı1️⃣Bir Şeyi Geride Bıraktığın Zaman Başka Bir Şey Kazanırsın.
Filmde Nora’nın annesi göç etmeye karar verdiklerinde Hae Sung’un annesine parkta bu cümleyi kurmuştu. Küçük Nora için bu cümle bir umuttu. Yeni bir dil, yeni bir ülke, yazar olma hayalleri hatta Nobel kazanma şansı ve modern bir dünya kazanacaktı. Nora bu felsefeyi aslında annesinden devralıyor. Hayatı boyunca "kazanmaya" odaklı, hırslı ve ileriye bakan yapısının oluşmasında bu cümleyle adeta bir delil görevi görüyor. Peki kazanç buysa kayıp neydi? Filmin sonunda Nora'nın hıçkırarak ağlaması, annesinin o rasyonel kazan-kaybet matematiğinin, insan kalbinin derinliğinde her zaman çalışmadığını gösteriyor. Bazen kazandığın şey, bıraktığın boşluğu doldurmaya yetmiyor.
2️⃣Ayrılan Dünyalar ve Anıtların Metaforu
12 yaşındaki Nora ve Hae Sung’un vedalaştığı an, sadece iki çocuğun ayrılığını değil hayatlarının geri kalanındaki sınıfsal ve ruhsal rotalarını da çizer.
Merdivenler (Nora): Nora’nın yolu yukarı doğru çıkan merdivenlerdir. Bu, onun hırsını, göç ederek "yukarı" batıya, başarıya tırmanma isteğini temsil eder. Merdiven çıkmak efor gerektirir, Nora hayatı boyunca bu eforu sergileyen taraf olur.
Düz Yol (Hae Sung): Hae Sung ise dümdüz ilerleyen bir yolu takip eder. Bu, onun Kore’de kalışını, geleneksel yapıyı, ailesiyle olan bağını ve statükoyu temsil eder. Onun yolu daha "öngörülebilir" ve sıradandır.
Karakterlerimizin çocukken oynadıkları ve vedalaştıkları Seul Ulusal Modern ve Çağdaş Sanat Müzesi’nin bahçesidir. Buradaki dev metal heykelin ağzı sürekli hareket eder ve bir ses çıkarır. Bu, bitmek bilmeyen bir arayışı ve dile getirilemeyen duyguları simgeler. Çocukların bu devasa "konuşan" ama aslında bir şey söylemeyen figürün gölgesinde vedalaşması, ileride 24 yıl sürecek sessizliğin bir habercisidir. Sonrasında oynadıkları üzerlerinde göz, kulak ve ağız gibi uzuvların aralarında boşluklarla olduğu modernist yapı ise, insanlar arasındaki görünmez boşlukları ve farklı bakış açılarını temsil eder. Çocukların bu delikli yapının içinden birbirlerine bakması, aralarına girecek olan o devasa zaman ve mesafe uçurumunun görsel bir ön izlemesidir.
Gelelim 24 yıl sonra buluştukları Madison Square Park’a Hae Sung ve Nora yıllar sonra buluştukları bu parkta Farragut Anıtı’nın önünde dururlar. Bu anıtın arka kısmında taşa oyulmuş iki kadın figürü bulunur; biri cesaret, diğeri sadakat figürüdür. Heykeldeki bu iki figür, o anki duygusal çatışmayı yansıtır. Nora, cesaret edip çocukluğunu ve Kore'deki Na Young'u geride bırakarak yeni bir hayat kurmuştur, aynı zamanda şu anki hayatına ve eşine karşı bir sadakat yükümlülüğü altındadır. Hae Sung ile bu anıtın önünde durmaları, "geçmişe sadakat" ile "geleceğe cesaret" arasındaki o ince çizgiyi vurgular.
3️⃣Saf Bir Heyecan
Değinmek istediğim bir nokta ise Nora ve Hae Sung 12 yıl sonra internet üzerinde ilk yazışmalarının devamında Nora, Hae Sung ile görüntülü görüşmek için heyecan içerisinde ve hızlıca evine gitmektedir. Bu anı izlerken hangimiz çocukluk yıllarımıza gidip o saf duygularla ilk sevdiğimiz kadını, erkeği hatırlamadık ki?
4️⃣İyi Antagonist Arthur
Filmin en dikkat çekici tercihlerinden biri Arthur karakteridir. Yönetmen tercihini klasik Hollywood filmlerindeki antagonist karakter tasarımı olan kıskanç ve kaba bir karakterden ziyade anlayışlı bir kocadan yana kullanmıştır. Arthur, kendi yetersizliklerini (Korece bilmemesi, Nora'nın rüyalarına girememesi) itiraf edecek kadar dürüsttür. Hatta Hae Sung bir sahnede Nora’ya ‘’Kocanı sevmiş olmamın canımı bu kadar yakacağını bilmiyordum.’’ Demiştir. Soru şu ki gerçek aşk, partnerinin geçmişindeki aşamadığı hayaletten kanlı canlı karaktere dönüşen birine bile saygı duymak mıdır? Bu günümüzde özellikle sosyal medya vasıtasıyla meşhur olmuş ‘’erillik-alfa’’ kavramına ne kadar yakışmaktadır? Ya da bu hikaye gerçek bir şekilde yaşanmış toplumun konuştuğu bir olaya dönmüş olsa duygusal zekanın bir kenara bırakılarak Arthur’a takılacak ‘’zayıflık’’ yaftasını ve yazılacak konuşulacak şeyleri insan düşünmeden geçemiyor.
5️⃣Paralel Evren Aşkı
İnsanoğlunun en büyük özelliklerinden biri şüphesiz yaptığı seçimden sonra seçmediğini aklının bir köşesinde düşünüyor olmasıdır. O yolu, o kişiyi, o işi, o seçeneği seçseydim nasıl olurdu diye. Filmde de bu ikilimler sürekli devam ediyor. Yönetmenimiz hikâyeye başka seçimlerle çekmiş olsa(Nora Seul’a gitse, Hae Sung New York’a gitse) ikilimiz bir araya gelse kariyerleri, aileleri, hayatları kim bilir nasıl şekillenecekti hangi olumsuzluklar meydana gelecek hangileri için birbirlerini suçlayacaklarda belki izleyici de onlarla beraber ‘’aptal, bir erkek-kadın için hayatını mahvettin’’ söylemine girecekti belki de bunların hiçbiri olmayacaktı. Sonuçta paralel evren olduğu için bilemeyeceğiz yaşamın güzelliği de belki de biraz buradan geliyor. O yüzden belki de mümkün mertebe geçmiş ihtimallerde çok boğulmadan ileri bakmamız gerekiyordur.
Beynimizde idealize ettiğimiz ile realite arasındaki fark ne kadar artarsa trajedi de o kadar sert olur.