Spoiler içeriyor
Film konusu: Yedi yakın arkadaşın (üç evli çift ve bir bekar) bir akşam yemeğinde telefonlarına gelen her mesajı ve aramayı ortaklaşa paylaşma oyunu oynamasıyla başlayan, sırların dökülmesiyle dostlukların ve ilişkilerin tepetaklak olduğu gerilim dolu bir dramatik komedi filmidir Dürüst olup…devamıFilm konusu: Yedi yakın arkadaşın (üç evli çift ve bir bekar) bir akşam yemeğinde telefonlarına gelen her mesajı ve aramayı ortaklaşa paylaşma oyunu oynamasıyla başlayan, sırların dökülmesiyle dostlukların ve ilişkilerin tepetaklak olduğu gerilim dolu bir dramatik komedi filmidir
Dürüst olup her şeyi mahvetmek mi daha iyi, yoksa yalanlar üzerine kurulu "huzurlu" bir hayat sürmek mi?
Teknolojinin insan ilişkilerini nasıl bir "mayın tarlasına" çevirdiğini çok sert bir dille anlatıyor. Aslında hepimiz bazen korktuğumuz bir şey dahi olmasa veya bir sırrımız dahi olmasa telefonumuzu vermekten çekiniyoruz. Çünkü telefon bizim özel hayatımız oldu.
Filmde telefonlar artık sadece bir iletişim aracı değil, insanların tüm kirli çamaşırlarının saklandığı birer "kara kutu" olarak betimleniyor. Karakterlerin telefonlarını masaya koyması, aslında ruhlarını (veya içinde sakladıkları canavarları) masaya yatırmaları anlamına geliyor. İnsanlar yüz yüzeyken söyleyemedikleri şeyleri ekran arkasından çok daha kolay yaşıyorlar. Klavye, insana bir anonimlik ve mesafe hissi veriyor. Bu rahatlık; normalde kurulamayacak ilişkileri başlatıyor, söylenemeyecek yalanları sıradanlaştırıyor. İnsanın gerçek hayattaki "maskesi" ile dijitaldeki "gerçek benliği" arasındaki uçurumu derinleştiriyor.
Filmde en çok dikkatini çeken bir diğer konu "iletişim" konusu oldu. Masadaki herkes sürekli birileriyle iletişim halinde (mesajlar, aramalar, bildirimler), ama yanlarındaki eşleri veya en yakın dostlarıyla aslında hiç konuşmuyorlar. Evet herkes her şeyi bilmek zorunda değil lakin eğer bir yuva kurulduğunda veya iki kişilik bir hikaye oluşturulduğunda bazı şeyler gizli kalmamalı ama bazı konularda da herkesin nefes alabilmek adına da bir alanı olmalı. Film şunu savunuyor: Herkesin üç hayatı vardır: Genel, özel ve gizli. Eskiden "gizli" hayatımız sadece zihnimizdeyken, şimdi telefonlarımızda somut bir hale geldi.
Sırlar birer birer döküldüğünde ise dostlukların yerini vahşi bir mahkeme salonu alır. Masadaki herkes, kendi ruhundaki lekeleri görmezden gelip başkasının günahına cellat kesilir; zira birini yargılamak, kendi suçluluğunu gizlemenin en gürültülü ve en ikiyüzlü yoludur. Masadaki herkes aslında birer suçlu, ama hepsi aynı zamanda birer yargıç. Dinlemek artık bir anlama çabası değil, sadece savunma yapmak veya karşı saldırıya geçmek için beklenen stratejik bir boşluktur. Empati yerini hayatta kalma içgüdüsüne bırakırken, haklı çıkma hırsı, hakikati anlamanın kutsallığını ezip geçiyor.
Filmin sonunda, oyunun hiç oynanmadığı o paralel gerçeklikte gördüğümüz huzur ise aslında insanlığın en acı yenilgisidir. Yönetmen, hakikatin çıplak ve yakıcı gücüyle yüzleşemeyecek kadar zayıf olduğumuzu, yalanın sağladığı o konforlu karanlığa muhtaç kaldığımızı fısıldar. O masa dağılırken, herkes kendi sahte cennetine, maskelerinin ardındaki o mutlak yalnızlığa geri döner.