Spoiler içeriyor
"Bir adam, genç bir kızın ilgisini çekmek için böyle romantik taktikler deniyorsa...Ya adam şeytanın tekidir ya da kız aptaldır..!" "Beni seviyorsan, kimsenin seni tanımasına müsaade etme.." "Maskemin ardında gizlenen bu aşkı yalnızca sen görebilirsin " çünkü ben, diğerlerine rağmen yalnızca…devamı"Bir adam, genç bir kızın ilgisini çekmek için böyle romantik taktikler deniyorsa...Ya adam şeytanın tekidir ya da kız aptaldır..!"
"Beni seviyorsan, kimsenin seni tanımasına müsaade etme.."
"Maskemin ardında gizlenen bu aşkı yalnızca sen görebilirsin " çünkü ben, diğerlerine rağmen yalnızca seni sevdim..."
Kitabın konusu için bir hayaletin saplantılı aşkının hikâyesi ya da sevgiye olan büyük özlem ve açlığı mı demeliyim bilemiyorum ama genellikle insanlar tarafından sevgi yoksunluğunu yaşamaya terk edildiğimiz zaman bu eksikliği doldurmak ve ayrı dünyaların insanları olsak da başka insanları tutunacak bir dal olarak görmemizle zamanla yoksun bırakıldığımız o sevgi korkunç bir saplantı haline geliyor. Kitapta hayalet olarak karşımıza çıkan Erik'in tam olarak yaşadığı durum bu. Hissetmiş olduğun ve doldurmak istediğin o boşluk hissi hiçbir zaman dolmayacak Erik.. Senin lanetin de bu işte, çirkin yaratılmak gibi büyük bir günah işledin ve sonsuza kadar yalnızlığa mahkûm edildin. Çünkü, korkunç, tüyler ürpertici bakılamaycak kadar çirkin bir yüzün vardı. Sana ilk maskeni yüzünü görmek istemeyen 'annen' armağan etmişken sen kendi içinde neyin boşluğunu doldurmaya çalıştın ki Erik? Sen olduğun gibi sevilmek istedin fakat bu dünyada kendi anne ve baban bile seni sevmemişken başka birinden sevgi beklemen içi boş bir umuttu. Unutma, bu dünyada seni kendi anne ve baban bile sevmediyse seni hiç kimse sevemez. Bu hususta insanların iyi veya kötü olmasını belirleyen şeyin koşullar olduğunu düşünüyorum. Şayet Erik ailesinden sevgi görseydi ya da sürekli sitem ettiği o korkunç yüze sahip olmasaydı belki de insanlardan bu kadar nefret edip cinayet işlemeyecekti. İçinde sönmek bilmeyen bir ateş vardı. Herkese öfkeliydi ve herkesten nefret ediyordu çünkü; kendinde olan bütün yoksunluklar, eksiklikler başkalarının önemsemediği ve zaten kendilerinde var olan zenginliklerdi. Erik'i kötü ve saplantılı yapan Tanrı'nın ve insanların ona dayattığı acımasız koşullardı..Her şeye rağmen Erik kötü biri değildi.. Kötü olan insanlardı! Saplantılı sevmesi onun suçu değildi fakat hani o hor görülen, yüzü bakılamaycak kadar korkunç, sizlerin deyişiyle " Canavar" olan hayalet var ya işte o has mı has sevdi, sadakatli ve merhametli sevdi, en önemlisi de ne biliyor musunuz? o canavar en sonunda karşılıksız sevmeyi öğrendi.. Erik'in aşkı insanların sahte aşklarından aşağı değildi. Asıl aşağılık ve basit olan yitirdiğimiz, kirlettiğimiz, kendi menfaatimiz için kullandığımız sahte duygulardı ve yine aşağılık olan insanlardı, Erik değildi!
UYARI : Kitabı okumak isteyen arkadaşlara kitabın yan etkileri ile ilgili küçük bir uyarıda bulunmak istiyorum. Kitabı sakın karanlık bir oda da mum yakıp okumayın. Kitapta hayalet o kadar gerçekçi bir şekilde tasvir edilmiş ki o karanlıkta bir çift sarı gözle karşı karşıya kalabilirsiniz. Hatta abartmıyorum kitabı elinizden fırlatıp geri almaya da korkabilirsiniz. Sonra yanan mum ışığında kendi yansımanızı hayalet sanıp çığlık atarak aileniz tarafından deli yerine konulabilirsiniz sjhjhh Akşam sokak lambalarının içine Erik'in girdiğini bile düşünebilirsiniz. (Hepsi bizzat tecrübe edilmiştir) Benden söylemesi. :)