Spoiler içeriyor
Anayurt Oteli beni gerçekten sarsan filmlerden biri oldu. Kitabı çok daha derinlikliydi belki ama film de en az kitabı kadar sarsıcıydı.. Film bittikten sonra Zebercet’e acısam mı nefret mi etsem bilemedim. Ama şunu net söyleyebilirim ki ben Zebercet'e tamamen acımıyorum.…devamıAnayurt Oteli beni gerçekten sarsan filmlerden biri oldu. Kitabı çok daha derinlikliydi belki ama film de en az kitabı kadar sarsıcıydı.. Film bittikten sonra Zebercet’e acısam mı nefret mi etsem bilemedim. Ama şunu net söyleyebilirim ki ben Zebercet'e tamamen acımıyorum. Çünkü o sadece içine kapanık, yalnız bir adam değil; aynı zamanda saplantılı, tacizci bir katil. Durduk yere hiçbir nedeni olmaksızın bir kadını öldürüyor ( nedeni ne olursa olsun birini öldürmeyi gerektirmez bu da ayrı bir konu!) kediyi vahşice bir tavayla öldürüyor, kadınları gizlice takip ediyor.. İçinde bastırdığı duygular zamanla onu tamamen ele geçiriyor.. Ama filmin rahatsız edici tarafı şu ; Zebercet dışarıdan bakınca saf, sessiz, hatta mütevazı biri gibi görünüyor. İnsan ilk bakışta ondan korkmaz, kendi halinde saf biri olarak görebilir. Fakat herkes göründüğü gibi değil maalesef. En korkuncu da bu aslında.. Taşıdığı karanlık o kadar büyük ki sessizliğinin altında adeta çürümüş bir dünya var... Kadınlarla ilişki kuramıyor mesela. Sürekli prova yapıyor. Aynaya bakıp kendi kendine konuşuyor. "Ben… Zebercet…” diye tekrar edip duruyor... İnsanlarla doğal bağ kuramayan birinin iç dünyasının nasıl parçalandığını görüyorsunuz film boyunca. Özellikle finalde, kendini asmadan önce yine kendi adını söylemeye çalışması çok çarpıcıydı benim için. Ben… diyor ama "Zebercet" diyemeden kendini bırakıyor. Sanki hayatı boyunca kim olduğunu bile tamamlayamamış biri gibi.. intihar etmeden önce ceketinin düğmesini sanki karşısında saygıdeğer biri varmış gibi ilikledikten sonra kendini asması da gerçekten çok sarsıcıydı...
beni en çok ürküten detaylar şunlar oldu: İntihar etmeden önce tıraş olması, ceketinin düğmesini iliklemesi… Sanki ölüme değil de bir davete hazırlanıyor gibi. Ortada doğru düzgün bıyığın bile yok manyak adam sjsjsj ama büyük bir ciddiyetle tıraş oluyor sjsjss burada gülme krizine giriyorum kusura bakmayın çünkü gerçekten sinirlerim bozuldu sjsjjs Trajik olduğu kadar tuhaf bir sahneydi. Hem korkutucu hem acınası. Sanki hayatında hiçbir şeyi kontrol edememiş bir insan, en son ölümünü kontrol etmeye çalışıyor gibi..
Zebercet yalnız olabilir, hasta olabilir ama bu masum insanların zarar görmesini değiştirmiyor. Bazı insanlar psikolojik olarak gerçekten çok karanlık yerlere sürüklenebiliyor ve herkes yardım almak istemiyor. Herkes "ben düzelmek istiyorum, çevremdeki insanlara zarar veriyorum" demiyor ya da o ruh halinde bunu düşünemiyor maalesef. Bazen insan kendi saplantısına teslim oluyor. Gerçek hayatta da böyle insanlar var ve bu yüzden psikolojik sorunların ciddiye alınması gerekiyor..Yusuf Atılgan bence Zebercet karakterini inanılmaz gerçekçi yazmış. İnsan izlerken "Böyle biri gerçekten olabilir mi?' diye düşünüyor. Sonra fark ediyorsun ki evet, olabilir. Belki de filmi bu kadar sarsıcı yapan şey tam olarak bu. Çünkü Zebercet bir canavar gibi bağırıp çağırmıyor. Sessizce, içten içe çürüyor. Ve o sessizlik ve yalnızlık, köksüzlük, bunalım daha da korkutucu hâle geliyor. Ve sadece kendine zarar vermiyor, kendiyle birlikte masum bir sürü insanı da içindeki buhrana kurban ediyor...