Arkadaşlarla beraber etkinlik düzenlerken "Hayır vaktim yok, okuyamam" dediğim kitabı hepsinden önce başlayıp bir oturuşta bitirdim. 🫠 ... Yazar hakkında kapsamlıca bir bilgim yok. Kendisi 1980 Eylül darbesinden sonra komünizm propagandası yapmak ile suçlanarak gözaltına alınıp cezaevinde kalmış, sonradan hepimizin…devamıArkadaşlarla beraber etkinlik düzenlerken "Hayır vaktim yok, okuyamam" dediğim kitabı hepsinden önce başlayıp bir oturuşta bitirdim. 🫠
...
Yazar hakkında kapsamlıca bir bilgim yok. Kendisi 1980 Eylül darbesinden sonra komünizm propagandası yapmak ile suçlanarak gözaltına alınıp cezaevinde kalmış, sonradan hepimizin bildiği Mamak Askeri cezaevine iki yıl hapis yatmış. Şu anlık çok merak ettiğim bir kişilik değil. Sinema alanında birkaç projesi olduğunu gördüm ileride kendisi hakkında okumalar yaparım umarım.
Yazacaklarımın yazarın kişiliğinden ve ideojilerinden bağımsız sadece kitap odaklı olacak.
"Özgürlüğe çölde kalmış bitkiler gibi susamışız."
•
"Sen niye buradasın?" diye sordum Nevin'e.
O da halkınu çok sevdiği için buradaymış. Ben büyüyünce halkımı hiç sevmeyeceğim. Halkını sevenler hep kafese giriyor. (syf. 19)
Herkes bir şeylerden bahsediyor. "Büyüklerimiz iyisini bilir" tabii ama iyiliği ve kötülüğü ayırıp doğru kabul ettiğimiz değerlerimiz ne zamandan beri yasak oldu? Ne diye "başımız yanacak" korkusuna düşerdik? Cevap sonradan çıktı ortaya. Meğer başı yananların ortak duygusunun altından çıkmış: Sevgidenmiş. Çok sevmemeliymişiz çünkü başımıza gelen her şey sevgiden oluyormuş. Öyleyse bizde sevmeyelim. Ben, sen, biz... Sevmeyelim. Hiçbirimiz sevmezsek o zaman başımız yanmaz.
Ama işte, insan sonradan düşünüyor;
"Ben yanmazsam, sen yanmazsan, biz yanmazsak,
Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?"
...
Annesiz yapamayacağı için cezaevinde kalan küçük Barış'ın gözünden, koğuşta çok sevdiği ablası İnci gittikten sonra onun için yazdırdığı mektuplarla hem dönemi hem de olanları okuyoruz. Bir çocuğun anlamlandıramadığı terimler ile sürekli baş başa kalması, birçok olaya şahit olup dışarıdaki dünyadan bağımsız sadece parmaklıklar arasında kurduğu "bir uçurtma kadar özgür olma" hayalini tutunması...
Belki aklı ermiyor ama yaşanan her şeye şahit olan bu çocuk, olanları en derinden hissediyor. İnci'ye duyduğu özlemi, o boşluk hissini yazdırdığı her mektupta cümlelerden akan umudu, etrafında dolanan olaylara karşı tutumunu yazar çok sade bir dilde, tam olarak bir çocuğun gözünden diyebileceğimiz masumlukla, aktarmış.
Barış'ın mektuplarının asıl sahibine ulaşması gereken yerde çoğu tellere takıldı, İnci okuyamadı ama biz hepsini okuyup her anı yaşadık...
Bir çocuğun gözünden olsa bile durumun ne kadar çatışma içinde olduğunun farkına varması, gardiyana "neden bir kitaptan bu kadar korkuyorsunuz?" diye sormasından anlıyoruz. Her şeyin kontrolünü elinde tutmaya ve yeniliklere kapalı bir düzenin en korkacağı şey elbette genç beyinler ve aydınlık fikirlerdir. "Büyüklerimiz" yeniliklere açık olup, halkını mevkiinden daha üstün olduğunu kabul etmediği sürece bu çatışma devam edecek maalesef..
Uzun lafın kısası, kitabı beğendim. Mektup tarzında yazılan kitapları okumayı her zaman sevmişimdir, ilgilisi olduğum konu üzerine yapılması beni daha çok tatmin etti. Kendisi küçük ama etkisi büyük dediğimiz kitaplardan biridir kesinlikle. Tavsiye ederim.
Filmini izleyecektim ama resmen bütün boykot oyuncu listemi aynı kadroda toplamışlar, oyunculara bakmaz olaydım... O kadar kötü:/