Spoiler içeriyor
"O zamanlar 12 Mart olmuş, sıkıyönetim var, kuş uçurtmuyorlar... yav ne gereği vardı şimdi bu itin?" hahahaahaaha "Ayrılmak mı zor, bu mutfakta hizmet etmek mi?" Not: Vasıf Öngören'in aynı tiyatro oyunundan uyarlamadır.. Zengin Mutfağı, ilk bakışta bir köşkün mutfağında geçen…devamı"O zamanlar 12 Mart olmuş, sıkıyönetim var, kuş uçurtmuyorlar... yav ne gereği vardı şimdi bu itin?" hahahaahaaha
"Ayrılmak mı zor, bu mutfakta hizmet etmek mi?"
Not: Vasıf Öngören'in aynı tiyatro oyunundan uyarlamadır..
Zengin Mutfağı, ilk bakışta bir köşkün mutfağında geçen gündelik bir hikâye gibi dursa da aslında 1970’lerin Türkiye’sinde büyüyen toplumsal gerilimi, işçi hareketlerini ve sınıf çatışmasını içeriden hissettiren bir film. Dışarıda grevler, 15–16 Haziran işçi eylemleri ve sıkıyönetim konuşulurken içeride bu olaylar sadece yarım cümlelerle, korkuyla ve dedikoduyla dolaşıyor. Film büyük olayları göstermiyor; onların insanların zihnini, ilişkilerini ve karakterlerini nasıl bozduğunu gösteriyor... Bu atmosfer içinde film en çok güvensizlik duygusunu öne çıkarıyor. Kimse kimseye tam olarak güvenemiyor; insanlar birbirini sürekli ölçüyor, tartıyor ve en küçük çıkar ihtimalinde bile pozisyon değiştiriyor..Böyle bir düzende insanlar sadece hayatta kalmaya çalışırken bile birbirlerine karşı tetikte yaşamak zorunda kalıyor..
Selim ve patron Kerim gibi karakterler bu düzenin en rahatsız edici yüzünü oluşturuyor. Selim, aslında güçlü olmayan ama küçük bir fırsat ve statü şansıyla birlikte değişen, kendisine zamanında yardım eden insanlara karşı tavır değiştiren biri olarak sinir bozucu bir karaktersizlik sergiliyor. İlk başlarda Saftirik birine benziyordu fakat sonradan ne kadar karaktersiz, ne oldum delisi çıktı anlamış değilim sjhjhh Selim karaktersizi tek başına "kötü, ispiyoncu, ara bozucu insan" olmaktan ziyade, güç ve fırsatın insanı nasıl hızlıca karaktersizleştirdiğini ve terbiyesizleştirdiğini gözler önüne seriyor..
Filmde hizmetçi kızdan açıkçası gıcık oldum. Ya ülkede karışıklıklar var herkes canının derdine düşmüş ama bu hanımefendi ülkeden habersiz nişanlanmak hatta evlenmek istiyor Selim deyyusuyla sjhjh Hatta bu kaos ortamında sanki başı göğe erecekmiş gibi nişanlanıyor da sjhjh. Ülkede bu kadar güvensizlik varken, insanlar birbirine güvenmezken, her şey bu kadar karışmışken hâlâ bu kadar "evlilik merakı" içinde olması bana kopuk ve düşüncesiz geliyor.. Lütfi Aşçı’nın da ona karşı ayrı bir hassasiyeti var; onun elinde büyüdüğü için acıyor, değer veriyor ve bu yüzden de onu korumaya, kollamaya çalışıyor. Hatta Selim’in bile orada kalması, biraz bu kızın hatırına ve bu insanların iyi niyetinin sayesinde ama işte iyilikten maraz doğuyor sjhjh hani bizde bir atasözü vardır ya "İyilik yap denize at, balık bilmezse Halik bilir" diye sjgjhh Yok abi yok kimsenin kimsede bir gram hatırı kalmamış, herkes ne oldum delisi olmuş sjhjhh
Filmde en çok üzüldüğüm şey bu hayatta da gerçeğini yaşadığımız şu durum oldu : Çoğu zaman bizim değer verdiğimiz insanların, değer verdiği fakat aslında yüreği beş para etmeyen insanlara sırf değer verdiğimiz insanların hatırı için tahammül edip onların saygısızlığına ve terbiyesizliğine katlanmak zorunluluğu... Mesela buna örnek olarak diyelim ki kız kardeşinizin hatırı için eniştenizin yaptığı terbiyesizlikleri görmezden gelmek gibi bir şey ajsjsjs Öyle değil midir sanki ? Sırf kız kardeşiniz yüreği beş para etmeyen eniştenizi seviyor diye yüreğinin beş para etmediğini bildiğiniz halde sizin de ona saygı duymanız istenir. Yani kız kardeşiniz eniştenizi sevdiği için artık enişteniz yüreği beş para etmese bile dokunulmazdır sjsjsj onun hakkında kötü bir düşüncenin dahi dile getirilmesi katiyen yasaktır ve karşınızda her zaman onu savunacak bir avukat hazır ve nazırdır sjsjsj bu avukatın kim olduğunu söylememe gerek yok herhalde anlarsınız wjsjwk
Demem o ki iyi niyet, her zaman doğru sonuç üretmeyebiliyor; bazen en büyük karmaşa da buradan çıkıyor maalesef.. ve biliyorum ki imkan ve koşullar sağlandığında her insan her şeyi yapabilir ve herkesten her şeyi bekliyorum..