Bu kitabı birçok alandan incelemek istiyorum. Aziz Mahmut Hüdayi hazretlerinin nefs mücadelesini okuyoruz. Bununla kalmıyor, kendi içimizdeki nefsimizi de tanımaya çalışıyoruz yani yazarın bize kazandırmak istediği şey bu. Nefsimiz bizim düşmanımız olarak bizi Allah'tan uzaklaştırma niyetiyle hareket ediyor. İbadetlerimizi yapmamızın…devamıBu kitabı birçok alandan incelemek istiyorum. Aziz Mahmut Hüdayi hazretlerinin nefs mücadelesini okuyoruz. Bununla kalmıyor, kendi içimizdeki nefsimizi de tanımaya çalışıyoruz yani yazarın bize kazandırmak istediği şey bu. Nefsimiz bizim düşmanımız olarak bizi Allah'tan uzaklaştırma niyetiyle hareket ediyor. İbadetlerimizi yapmamızın önüne geçmeye çalışıyor. Bize dünyalığı sevdiriyor. Etrafımızdaki kişilere iyilik yapmamızı bile istemiyor. İçimizde sürekli konuşup bize bir şeyler söyleyen nefsimizle mücadele etmek hakikaten çok zor. En ufak zayıf anımızda yakamıza yapışmak için pusuda bekliyor. Öyle ki içimizde konuşanın nefsimiz mi yoksa kendimiz mi olduğunu ayırt edemeyebiliyoruz. Kitapta kitabı okuyan karakter, içinde konuşan bir nefsinin olduğunun dahi farkında değil mesela.
Açıkçası nefs mücadelesi benim için beklediğimden çok daha zor geçiyor. Namaz kılmakta bazen o kadar zorlanıyorum ki kılmaya niyet etsem dahi bekletiyorum bekletiyorum son ana kadar zorluyorum. Ve bu vakitte kendimi sürekli suçluyorum, içimde bir savaş veriyorum, üşeniyorum diyorum ve bir yandan kendime kızıyorum. Kalkıp o namazı kılana kadar dünyanın en dertli insanı oluyorum. Bir şekilde sürüne sürüne abdest alıp kıldıktan sonra ise dünyanın en rahat insanına dönüşüyorum. Namaz kılma sorumluluğunu yerine getirmiş olmanın verdiği özgürlük hiçbir şeyde yok sanırım. Yani burada öyle bir nefs mücadelesi var ki tüm ruh halimi etkiliyor ve günümün nasıl geçtiğini belirliyor.
Bir diğer husus ise tesettüre girmek. Bu apayrı bir mevzu. Allah nasip etsin ve benim için, hepimiz için kolaylaştırsın inşallah. Tesettüre girdiğimde hiç rahat edemeyeceğimi, bir markete gitmek için dahi komple kıyafetlerimi değiştirmem gerekeceği, bir sürü yeni kıyafet almam gerekeceği, uzun olduğum için tesettür kıyafetlerinin bana hiç yakışmayacağı, yazın sıcakta çatlayacağımı, benim için en güzel aksesuarım olan saçlarımı kapatırsam hiç güzel olmayacağımı, olduğumdan büyük görüneceğimi, mezuniyet fotoğraflarımı kullanamayacağımı, kimlik ve ehliyetimi yenilemem gerekeceğini... Bu liste uzar gider. İşte nefsimin beni bu sorumluluğumumu yerine getirmemem için zihnimde döndürdüğü binbir türlü düşünceler bu şekilde. Ve ben ona kanıyorum. İleri bir tarihe erteliyorum. Önce namazımı oturtayım sonra kapanırım diyorum. Bu tarz zorluklar yaşayanlarla konuşmak isterim gerçekten. Etrafımda kapanıp sonra açılan çok kişi oldu. Öyle olmasını da hiç istemiyorum. Ben ve nefsim hazır olmayı bekliyoruz.
Şimdi içimizde konuşan nefsimizin iç sesimizle olan benzerliğinden bahsetmek istiyorum. Burada biraz psikolojiye giriş yapıyoruz. Son zamanlarda islam ve psikolojinin birleşebileceği ortak bir nokta arıyorum. Çünkü çok fazla benzerlik görüyorum. Psikoloji geliştikçe sanki islamın bize yapmamızı söylediği şeyleri söylemeye başlıyor. Bizler nefsimizi öldüremeyiz, onu susturamayız. Ölene dek bizimle olmaya ve mücadele etmeye devam edecek. Aziz Mahmut Hüdayi gibi büyükler onu dize getirmeyi başarmışlar. Ancak bizler için bu biraz zor olabilir. Peki ne yapacağız? İşte burada psikolojiyle olan bağlantısını görüyorum. 3. dalga bilişsel davranışçı terapilere baktığımızda, ACT ya da metakognitif terapi gibi, bize söyledikleri şey düşüncelerimiz üzerine durmamamız oluyor. BDT'de düşünceleri değiştirmeye çalışıyorduk ancak artık diyorlar ki daha da etkili olan düşünmemek. Düşünmek dediğimiz şey aslında iç sesimiz oluyor. Ruminasyon yapmamıza sebep olan, sürekli bize olumsuz şeyler söyleyen iç sesimizle nefsimiz arasındaki benzerliği görüyorum. Nefsimizi susturamayacağımızı söylemiştik. Aynı şekilde iç sesimizi de susturamayız. Yapabileceğimiz şey onu görmezden gelmek ve başka bir şeye odaklanmaktır. Burada pembe fili düşünme felsefesini de görüyoruz. Yani nefsimiz bize kılma o namazı, biraz daha bekle gibi şeyler söylediğinde yapacağımız en iyi şey ona cevap verip mücadele etmek değil kulak asmayıp tam tersi istikamette Allah'a yönelmek olacaktır. O an pratik olarak yapması en kolay şey bana zikir çekmek gibi geliyor.
Kitapta nefs mertebelerinden de bahsediyor. Abdülkadir Geylani'nin bir kitabında işte ilk mertebe olan nefs-i emmareyi geçmek için 70.000 Kelime-i Tevhit çekmemizi söylüyor. Her mertebe için ayrı bir zikir var. Şu an onu yapmaya çalışıyorum. Saymak çok mühim tabii tamamlamak adına ancak diyelim ki yolda yürürken, bir şey yaparken nefsimizi işittik ve bizi Allah'tan uzaklaştırmaya çalıştığını fark ettik. O an direkt La İlahe İllallah zikrini çekmeye başlayarak hatta genel olarak hayatımızın her anında, boşluklarımızda zikir çekerek hem vesveselerimizden hem de nefsimizin sesinden uzaklaşabiliriz. Odağımızı Allah'a vermiş oluruz.
Bu çok zor bir yolculuk. Bu tarz amaçlara sahip olduktan sonra dünyalık olan amaçlarımızın çok daha kolay olduğunu görüyorum. İnsanın kendiyle verdiği mücadele, kendini yontmaya çalışması çok takdire şayan ve Allah bizi o kişilerden kılsın inşallah. Yıllar önce islamdan koptuğum zamanlarda Aziz Mahmut Hüdayi'nin türbesini ziyaret etmişim. Kendim gitmedim tabii annemlerle birlikte geziyorduk. Kitabı okuyunca üsküdardan bahsettiğinde bir anda o pembe duvarları hatırladım ve orası orası mıydı diye düşündüm. Her ne kadar islama uzak ve kırgın olsam da o zaman o maneviyatı hissettiğimi hatırladım. Buradan da şunu çıkarabiliriz: Allah dostlarıyla olmak işimizi gerçekten kolaylaştırabiliyor. Türbe ziyaretleri bir kesim tarafından pek sevilmiyor ancak şu an baktığımda kimin duasıyla nereye geldiğimizi gerçekten bilemiyoruz. Belki de yıllar önce orada aldığım bir dua şu an beni bu yola tekrardan girdirdi. Dostumun dostu dostumdur diye söz var yani. Allah dostlarıyla olalım ki Allah'a dost olma ihtimalimiz artsın inşallah. Sağlıcakla kalın.