"Eşzamanlılığın büyülü güzelliği; ona doğru koşmaya başladığın an, sevdiğinin de sana doğru koştuğunu görmenin, tam gece yarısı buluşup birleşmenin sihirli gücü, engelleri aşmanın, dostları terk etmenin, diğer bütün bağları koparmanın getirdiği o tek, ortak ritmin büyüsü.." Anaïs Nin'in Dört Odalı…devamı"Eşzamanlılığın büyülü güzelliği; ona doğru koşmaya başladığın an, sevdiğinin de sana doğru koştuğunu görmenin, tam gece yarısı buluşup birleşmenin sihirli gücü, engelleri aşmanın, dostları terk etmenin, diğer bütün bağları koparmanın getirdiği o tek, ortak ritmin büyüsü.."
Anaïs Nin'in Dört Odalı Kalp'i bir barda gitar çalan Guatemala'lı Rango ile Djuna'nın taşınıp birbirlerine aşık olmalarının ardından, Rango'nun hasta karısı ve ikili arasında oluşan boğucu ilişkiyi anlatıyor. Aşk, romantizm ve erotizmin yanı sıra var oluş, yaratılış gibi konuları kadın bakış açısıyla anlatan romanın şiirsel yoğun dili onu tüketmeyi aynı anda hem güç, hem de edebi zevk veren bir hale getiriyor.
Yalnız yazarın yer yer ırkçı söylemleri olması okurken keyif kaçıran bir ayrıntıydı.
"Aşk, o yüce uyuşturucu, bütün benliklerin tomurcuklarının patladığı, dolu dolu çiçeklendiği sera...
aşk, yüce uyuşturucu, bir simyacının şişesindeki en saptanamaz, en izi bulunamaz özdekleri bile görünür hale getiren kimyasal sıvı
aşk, o yüce uyuşturucu, bütün gizli benlikleri gün ışığına çıkaran agent provocateur
parmak izlerini bile görebilen, saptayabilen medyum ...
ciğerlere fizik-ötesi röntgenler için yanardöner ışınlar pompaladı
gözlerin astarına yeni coğrafyalar işledi
sözcükleri yelkenlerle, kulakları kadife sağırlıklarla donattı
ve az sonra, öpücükleri sürekliliğin kutsal sularında vaftiz edilebilsin diye, balkon onların gölgelerini de suya düşürdü."
"Ah, arzu ediyorsanız beni hayallerim için,
serseriliğin bu en çılgın türü için tutuklayabilirsiniz, çünkü o bir hücre... her şeyin doğduğu gizemli, korunaklı, doğurgan
hücre; insanoğlunun başardığı her şey, o küçücük hücreden türedi."
"Dünyanın dışına çıktık. Bütün tehlikeler dışarıda, dünyada." Bütün tehlikeler ... Onlar da bütün aşıklar gibi, aşkta tehlikenin dışarıdan, dünyadan geldiğine inanıyor, aşkın ölüm tohumunun kendi içlerinde yattığından hiç kuşkulanmıyorlardı."
"Yatağının başucundaki küçük mihrabı, mumların kokusunu, rengi atmış plastik çiçekleri, bakirenin yüzünü, çocuk kafasında iç içe geçen, ayrılmazcasına birbirine dolanan ölüm ve günah kavramlarını anımsadı. Göğüsleri o mütevazı elbisenin altında yine küçücüktü, dizleri sımsıkı birbirine yapışmıştı"
"Dünya benim doğduğum yerde başlardı. Doğduğum yerde, lavlara gömülmüş kentler, henüz doğmadan yanardağlar tarafından yok edilmiş çocuklar yatar."
"Yürek... bir organ...dört odadan müteşekkil... Bir çeper, sol odacıkları sağdakilerden ayırır ve odacıklar arasında doğrudan bir bağlantı, bir geçişme yoktur... herhangi bir iletişim mümkün değildir ... "
"Aşklarının rahminde bir çocuk, tek bir çocuk can bulmadı, ama tutulmayan sözler, çarçur edilen dilekler, yitirilen bir nesne, nereye konduğu anımsanmayan, henüz okunmamış bir kitap orayı tıka basa doldurdu, ıskartaya çıkarılan eşyalarla dolu bir tavan arasına dönüştürdü."
"Birinin hiç el değmemiş, henüz kirlenmemiş, temel iyiliğine duyulan aşk, havaya bir yumuşaklık, ağaçlara okşayıcı bir salınım, çeşmelere fıkırdak bir neşe katabilir, hüznü sürgüne yollayabilir, yeniden doğuşun bütün belirtilerini dört bir yana saçabilir ..."
""Nasıl bir hayatının olmasını istersin?"
"Bir devrim; her gün."
"Neden, Rango?"
"Şiddete bayılıyorum. Bedenimle fikirlere hizmet etmek
istiyorum."
"İnsanlar her gün, onlara ihanet eden fikirler, onlara ihanet eden liderler, sahte idealler uğruna ölüyor."
"İyi ama, aşk da ihanet eder," dedi Rango. "Aşka inancım yok."
(Ah, Tanrım, diye düşündü Djuna, yıkıma karşı verilen bu savaşı, insanca bir aşk uğruna verilen bu mücadeleyi kazanacak gücüm var mı?)"
"Yanında yatan erkeğe bakmak, yabancı topraklardan geçerken insana musallat olan şu 'bunu daha önce yaşadım' duygusundan farksızdı: Hiçbir mantıklı açıklaması olmayan ama işte, her adımda daha da artan bir aşinalık duygusu uyandıran, bir sonraki köşeyi dönünce neyle karşılaşacağını
tamı tamına bilmesini sağlayan şu içe doğuşlar gibi. Belleğin bir oyunu mu, yoksa koşan, önden seğirten anıların ya da çocuklukta dinlenen öykülerin, masalların, efsane ve halk türkülerinin etkisi mi?"
"Benim gördüğüm Rango, ne Zora'nın ne de
dünyanın gördüğü Rango. Bu, aşkın sihirbazlık gücüdür. Dinde, tarihte taraf tutabilirsin, hem yanında birileri olur,
yalnız değilsindir. Ama aşkı, aşk afyonunun tarafını tutuğun zaman, tek başınasın. Çünkü doktorlar hayal görmeyi hastalık belirtisi sayıyorlar; tarihçiler ona kaçış, düşünürler ise uyuşturucu diyor; sevdiğin bile o tehlikeli yolculuğa seninle birlikte çıkmaz ..."
"Ama Tanrı'yla arasında hep mizahi, mahrem bir suç ortaklığı hissetmişti. Tanrı'nın onun en ters, en olmadık davranışlarına bile alayla sırıttığını hissederdi. O çelişkileri görebilir, müsamaha gösterebilirdi."
"Hüzün Djuna'yı asla ağırlaştırmaz, onu dansta, havada burgular çizer, hava birikintilerini alt üst ederken yakalardı: tıpkı bir kuşa fırlatılan, fakat onu yere indirmeyen, sadece kanat çırpışlarını güçlendiren bir ok gibi."
"Böylesine kesif bir umutsuzluğun tadını bir tek çocuklarla yeniyetmeler bilir: sanki her yara ölümcüldür, her dakika, alınan her soluk sonuncudur; ölüm ve tehlikeler büyür, yoğunlaşır, tıpkı geceleri Djuna'nın zihninde yaptıkları gibi ..."
9/10