Spoiler içeriyor
Geçtiğimiz günlerde Rus yapımı bilim kurgu filmi Avanpost'u izledim ve hem bir tiyatrocu gözüyle hissettiklerimi hem de beni rahatsız eden kurgusal tercihleri kendi penceremden sizinle paylaşmak istedim. Öncelikle filme şahsi puanım 10 üzerinden 8. Neden mi? Çünkü bence film, uzaylı…devamıGeçtiğimiz günlerde Rus yapımı bilim kurgu filmi Avanpost'u izledim ve hem bir tiyatrocu gözüyle hissettiklerimi hem de beni rahatsız eden kurgusal tercihleri kendi penceremden sizinle paylaşmak istedim. Öncelikle filme şahsi puanım 10 üzerinden 8. Neden mi? Çünkü bence film, uzaylı istilası kılıfı altında bize çok sert bir insanlık eleştirisi sunuyor. İnsanın hayatta kalma paniğiyle ortaya çıkan korkaklığını, bastıramadığı üreme güdüsünü, yok etme arzusunu ve finalde o uzaylı çocukların öldürülemediği sahnede "vicdanını" çok güzel bir şekilde işliyor. İzlerken adeta Shakespeare izliyormuşum gibi, insanı insana insanla insanca anlatan bir yapım olduğunu hissettim. Benim gözümde 8 puanı tamamen bu felsefi derinliğinden ve o cesur finalinden alıyor.
Ancak kırdığım 2 puanın bence çok temel nedenleri var. İlki; filmin tempo sorunu ve bana göre gereksiz bir "Batı özentiliği" barındırması. 2 saat 2 dakikalık bu film bence aradaki o sarkan kısımlar kırpılıp 1.5 saate çekilse tam bir başyapıt olabilirmiş. Özellikle filmin en başındaki, barda tanışan iki kişinin bir anda sevişmeye başladığı o sahne bana çok absürt geldi. Seyirci olarak hikâyeye hiçbir şey katmadığını hissettiğim gibi, ben daha evrenin kurallarını bile anlamadan beni atmosferden kopardı. Bir tiyatrocu olarak söylüyorum; seyirciyi hikâyeye yabancılaştırmak zekice bir taktik olabilir ama daha kurulmamış bir atmosferi yıkamazsınız. Yönetmen istila öncesi sıradan hayatı göstermek isteseydi (ki Alzheimer'lı anne detayında bence bunu çok iyi başarmışlardı), o sahne yerine evli ve çocuklu bir çiftin hayatını gösterip sonrasındaki yıkımı bana çok daha vurucu hissettirebilirdi hem bu sayede hayatın normal akışını (hem hüznü hem mutluluğu hem de aidiyet duygusunu) bana hissettirebilirdi.
Gelelim beni en çok düşündüren ve rahatsız eden ikinci eleştirime... Finale doğru o basın elemanı kızın, kendi hayatını kurtaran askeri ve rehber uzaylıyı panikle vurması. Kendi adıma konuşmam gerekirse, bu durum bana insan psikolojisine tamamen aykırı geldi. Empati yaptığımda şunu görüyorum: Dünyaya devasa bir uzay gemisi yaklaşıyor ve elimde olan biteni açıklayabilecek tek bir kaynak var. Tıpkı 1984 romanında Winston'ın işkence görürken bile kendisini anlayan biriyle konuşabildiği için sevinmesi gibi, bence bir insan böyle bir kozmik dehşet anında elindeki tek bilgi kaynağına (rehber uzaylıya) dört elle sarılır.
Farklı bir yorum olarak da şu düşünülebilir: "Evet ama o anın dehşetiyle insan ne yapacağını bilemeyebilir. İnsanoğlu stres altındayken uzun uzun mantık kurmak yerine, yanlış da olsa içgüdüsel ve fevri kararlar vermeye yatkındır. Yönetmen bu çaresizliği işlemiş olabilir." Bu da bir bakış açısıdır, ama ben şahsen böyle düşünmüyorum. Bence o sahnede böyle derin bir psikolojik mesaj yoktu; o mükemmel vicdan finaline zemin hazırlamak ve ana karakterleri aradan çıkarmak için yazılmış bir senaryo hamlesiydi.
Kendi penceremden toparlamam gerekirse; dengesiz temposuna ve hikâyeye yedirilemediğini düşündüğüm o sahnelere rağmen, sırf o felsefi altyapısı ve insan doğasına tuttuğu ayna için bence izlenmesi gereken bir film.