Okuduktan sonra eski siz olmayacağınızı bilseydiniz yine de o kitabı kitaplıkta, alışveriş sepetinde yada kitapçılardaki raflarda bekletir miydiniz? Fakat şartı var bunun; modernliğimin farkındalık dediği gelenekselciliğimin gönül gözünüzün aralık olması gerekmektedir dediği durum. Daha da övgü dolu cümleler istiyorsanız kitabın…devamıOkuduktan sonra eski siz olmayacağınızı bilseydiniz yine de o kitabı kitaplıkta, alışveriş sepetinde yada kitapçılardaki raflarda bekletir miydiniz? Fakat şartı var bunun; modernliğimin farkındalık dediği gelenekselciliğimin gönül gözünüzün aralık olması gerekmektedir dediği durum. Daha da övgü dolu cümleler istiyorsanız kitabın tanıtım bültenindeki metni okumaya yönelmelisiniz.ツ
Hepimiz kendi hayatımızın hükümdarlarıyız ve görevlerimiz mevcut. Peki o hakimiyet alanımızda adaletli miyiz; hem kendimiz için hem topluma karşı?
Mesela cömert miyiz? Cevap evetse bizi cömert yapan şey nedir? Cesur olup cevaba hayır diyebiliyorsak bizi cimrileştiren hissi kıskıvrak yakalayabilseydik nasıl olurdu? Tutumlu olmak ve israf etmek arasındaki ölçüt neye göre belirleniyor, buna kim karar veriyor?
Ucundaki cennet vaadini unutup, iyi insan olmaya çabalasam.. Kitabın çoğu yerinde duraklayıp kendime çok soru sordum; örneğin mükafat garantisi olmasaydı bugün yaptığım çoğu şeyi sırf iyilik olsun diye yapar mıydım diye, zihnim bir an "hınk!" etti. Ey dilim varamıyorsun değil mi cevaba...
Bir süredir kendime ilke olarak belirlediğim cümleler var; Bunlardan biri "toprakta tevazu gökyüzünde ferahlık vardır." cümlesidir. Tevazu ve alçak gönüllülük başlığında anladım ki doğru bir ilke belirlemişim. Neyi çok iyi, çok güzel, çok büyük, yaparsam yapayım nerden geldiğini ve nereye gittiğini unutma. Aksi halde öyle bir hatırlatılır ki toparlamaya ömür yetmez. Haddi bilmek gerek..
Hayatımın hükmü hala elimdeyken ve ben hala hükümdarken hazine odaları insiyatifimdeyse kendi kazandığım kadarını ve hakettiğimi mi tüketeceğim yoksa tüm tebama ait olanı da kendiminmiş gibi mi davranacağım? Hah işte buna da kanaat ve ölçülülük başlığında yer veriliyor. Neyi olması gerekenden az verirsem veya neyi olması gerekenden fazla verirsem ki bu uykuda da böyledir yemek yemede de böyledir aşkta da böyledir.. Aşırıya kaçtığım hangi başlık olursa olsun hüsrana uğrayacağım. Ölçülü olmayı devreye sokmak gerekiyor.
Kaderine razı mısın? Eğer değilsem bu akıntıya karşı savaşmak anlamına gelir ki müthiş yorucu bir iş! Tecrübeyle sabit ;) eğer razıysam tabi ki de elimden geleni yapmakla yükümlüyüm fakat takdiri O'na bırakmak şartıyla. Biz buna; 'bana düşeni yaptım gerisini akışına bıraktım' diyoruz.
Kitapta;
Terbiyenin önemi, şükretmesini bilmek, tövbe, Padişahların tutum ve davranışlar, Dervişlerin tutum ve davranışları, susmanın faydaları, Aşk ve gençlik, , Zayıflık ve yaşlılık, Eğitim ve öğretimin önemi, Sohbet ve görgü kuralları gibi bir çok başlığa yer verilir. Meseler anlatılır.
Susmanın faydaları konusunda; konuşman gereken yerde susman, susman gereken yerde konuşmanın zararlarından da bahsedilir. Cehalet ve cahillikten kurtuluş!!
Eğitim ve öğretimin önemi bahsinde öğrendiğini uygulamanın, uygulayabilmenin kıymeti üzerinde durulur.
Bu kadar övücü sözden sonra beni rahatsız eden bir durumu da belirtmek isterim; **kadınlar**... Bir tuzak, bir olumsuzlukmuş gibi anlatılır. Bu Mesnevî kitabında da vardı. Aynı şekilde kadınlar felaket aracıymış gibi bir izlenim bırakıyor. Mevlânâ ve Sadi Şirazi gibi isimlerin bıraktıkları kitapları onların gölgeleri gibi düşünürüm. Gölgelerinin rehberlik edeceği isimler kadınla ilgili niçin böyle kelimeler kullanır? Ben mi yanlış anlıyorum yoksa yanlış anlamaya müsait bir zemin mi var? Zamanda yolculuk yapılabilseydi gidip onlardan onların kadın bakış açılarını dinlemeyi isterdim. İnsanların zihin yapılarını bilemediğimiz için bu eserleri okuyan başka biri çok başka sonuçlar da çıkarabilir..
Sürçülisan ettiysek affola..
Okuyalım, Okutturalım,, Vesselam.