Spoiler içeriyor
"Bir hayalde öngörülmedikçe hiçbir şey gerçekleşmez.." "Hangi konuda hesaplarımız tutmazsa, ona rastlantı adını veririz.." "Kendiniz için istediğiniz her şey zaten gerçekleşti..." "En derin korkumuz, yetersiz olmamız değildir. En büyük korkumuz, sonsuz güce sahip olmamızdır. Kendi karanlığımızdayken kendi ışığımızdan şüpheye düşeriz.."…devamı"Bir hayalde öngörülmedikçe hiçbir şey gerçekleşmez.."
"Hangi konuda hesaplarımız tutmazsa, ona rastlantı adını veririz.."
"Kendiniz için istediğiniz her şey zaten gerçekleşti..."
"En derin korkumuz, yetersiz olmamız değildir. En büyük korkumuz, sonsuz güce sahip olmamızdır. Kendi karanlığımızdayken kendi ışığımızdan şüpheye düşeriz.."
*Bazı kitaplar okunur, biter ve bir köşeye kaldırılır. Ama Rezonans Kanunu benim için öyle bir kitap olmayacak. Çünkü bu kitap, bir roman gibi son sayfası çevrilip unutulacak bir eser değil. Aksine, insanın zaman zaman dönüp tekrar bakmak isteyeceği, kendini kötü hissettiğinde yeniden okumak isteyeceği nadir kitaplardan biri. Açıkçası bu kitabı aceleyle bitirmek istemedim. Her sayfasını sindirerek, hissederek ve düşünerek ilerledim..
Kitap boyunca bilinç, bilinçaltı, hissiyat ve insanın görünmeyen yönleri üzerine düşünürken, zihnimde yeni kapılar açıldığını hissettim. Hatta bazen bu düşünceler rüyalarıma kadar uzandı. Sonu görünmeyen bir boşluğa doğru düşüyormuş gibi hissettiğim anlar oldu. Fakat bu düşüş korkutucu değildi aksine, beni bilinmeyene yaklaştıran, merakımı besleyen ve içimde garip bir heyecan uyandıran bir histi. Ne kadar derine indiğimi hissetsem, o kadar çok şey anlamak ve keşfetmek istiyordum..
Zaten öteden beri evrenin gizemli taraflarına, hissiyata ve insanın görünmeyen dünyasına ilgi duyan biriyim. Bu yüzden kitapta anlatılanlar bana yabancı gelmedi. Aksine, çoğu zaman kendi deneyimlerimle örtüştüğünü hissettim.
Kitabın en çok üzerinde durduğu düşüncelerden biri de, aslında hepimizin görünenden çok daha derin bağlarla birbirimize bağlı olduğu fikriydi. Fiziksel olarak birbirimizden kilometrelerce uzakta olsak bile, hislerimizin, düşüncelerimizin ve kalplerimizin birbirine dokunabildiğini anlatıyordu. Belki de bu yüzden, bazı insanların varlığını hiç beklemediğim anlarda hisseder gibi olduğum, hatta bazen bunun rüyalarıma kadar yansıdığı zamanlar bana artık daha az tuhaf geliyor diyebilirim. Çünkü insanın hissiyatının, yalnızca gözle görünen dünyadan ibaret olmadığı düşüncesi, bana her zaman büyüleyici gelmiştir...
Bu kitap sayesinde kendime daha önce hiç sormadığım soruları sordum. Fark etmediğim bazı güzel yönlerimi, içimde zaten var olan ama üzerinde çok durmadığım değerleri daha net görebildim. Hepimizin içinde keşfedilmeyi bekleyen bir cevher olduğuna, bazen farkında olmadan bile birbirimize ilham verdiğimize ve düşündüğümüzden daha büyük etkiler bıraktığımıza inanıyorum.
En güzel taraflarından biri de, kitapta anlatılan birçok şeyi okurken "Bunu ben de yaşamıştım." diyebilmekti. Çünkü anlatılanlar bana hayal ürünü gibi gelmedi. İnsanların hayatlarında gerçekten karşılaştıkları, hissettikleri ve bazen anlam veremedikleri şeylerin başka insanların da deneyimlerinde yer aldığını görmek, garip bir sevinç ve aidiyet duygusu uyandırdı.
Belki de bu yüzden Rezonans Kanunu, benim için sadece okunmuş bir kitap değil; insanın kendi içine yaptığı, sonu görünmeyen, merakla ve hayretle ilerlediği derin bir yolculuk oldu. Ve biliyorum ki, bu yolculuk son sayfayla birlikte sona ermeyecek.. Benim yolculuğum daha yeni başladı.. :)