Mizah, eleştiri ve sanatsal özgürlük; toplumların en köklü kutsallarını, milyarlarca insanın hayatına anlam veren değerleri aşağılamanın ve itibarsızlaştırmanın kalkanı olamaz. Bir düşünceyi eleştirmek başka şeydir; o düşüncenin temel dayanaklarını alaycı, küçümseyici ve lakayıt bir dille basitleştirip eğlence malzemesine dönüştürmek bambaşka…devamıMizah, eleştiri ve sanatsal özgürlük; toplumların en köklü kutsallarını, milyarlarca insanın hayatına anlam veren değerleri aşağılamanın ve itibarsızlaştırmanın kalkanı olamaz. Bir düşünceyi eleştirmek başka şeydir; o düşüncenin temel dayanaklarını alaycı, küçümseyici ve lakayıt bir dille basitleştirip eğlence malzemesine dönüştürmek bambaşka bir şeydir.
Burada yapılan şey, derinlikli bir eleştiri veya güçlü bir hiciv değildir. Çünkü gerçek eleştiri, karşısındaki düşüncenin iddialarını inceler, delillerini sorgular ve mantıksal tutarlılığını tartışır. Oysa kutsal kitapları bir roman serisi gibi sunup “ilk üç kitap iyiydi, dördüncünün çevirisi zayıf”, “son kitap demek iddialı çıkış”, “aklına yeni fikir gelse ne olacak” gibi ifadeler kullanmak, eleştirilen inancı önce yanlış tanımlayıp sonra onun karikatürüyle alay etmektir.
İslam’a göre Kur’an, bir insanın zaman içinde geliştirdiği fikirlerin ürünü değildir. Müslümanlar onun Allah tarafından vahyedildiğine inanırlar. Dolayısıyla vahiy anlayışını bir yazarın yeni fikir üretme süreciyle açıklamaya çalışmak, daha başlangıçta konuyu yanlış anlamaktır. Bir düşünceyi çürütmenin ilk şartı, onu doğru temsil etmektir. Aksi hâlde ortaya eleştiri değil, saman adam safsatası çıkar.
Kur’an da kutsal değerlerle alay edilmesini eleştirmiştir. “Allah ile, ayetleriyle ve Resulü ile mi alay ediyordunuz?” buyuran Tevbe Suresi 65. ayet, inanç konularının eğlence ve küçümseme nesnesine dönüştürülmesini sorgular. Nisâ Suresi 140. ayette ise Allah’ın ayetleriyle alay edilen ortamların tasvip edilmediği bildirilir. Bununla birlikte Kur’an, Müslümanların da başkalarının kutsallarına hakaret etmesini yasaklar: “Allah’tan başka yalvardıkları şeylere sövmeyin ki onlar da bilgisizlikle Allah’a sövmesinler.” (En’âm 108). Bu ilke, saygının tek taraflı değil karşılıklı olması gerektiğini gösterir.
Üstelik bunun “özgürlük”, “cesaret” veya “modernlik” adı altında savunulması da meseleyi değiştirmez. Bir sözün söylenebiliyor olması, onun derin, saygılı veya değerli olduğu anlamına gelmez. Gerçek özgürlük, başkasının kutsalına basarak yükselmek değil; katılmadığı değerlere karşı bile asgari saygıyı koruyabilme olgunluğudur.
Yüzyıllardır insanlığa yön vermiş, ahlakı, hukuku, kültürü ve inancı şekillendirmiş değerleri birkaç dakikalık sahne performansında ucuz benzetmelerle “kitap serisi” seviyesine indirgemek; her şeyden önce o değerlere inanan insanlara karşı açık bir saygısızlıktır. Çünkü burada fikirlerin içeriğiyle hesaplaşılmamakta, onları yaşayan insanların kutsalları basitleştirilerek gülünç gösterilmeye çalışılmaktadır.
Bir şeye gülebilirsiniz. Bir fikre katılmayabilirsiniz. Onu sert biçimde eleştirebilirsiniz. Ancak bir düşünceyi gerçekten çürütmek bilgi, emek ve entelektüel dürüstlük gerektirir. Alaya almak ise çok daha kolaydır. Kolay olanın seçilmiş olması, onun daha doğru veya daha güçlü olduğu anlamına gelmez.
Kutsal olan, sahnede tüketilecek sıradan bir meta değildir. Bunu savunmak yalnızca bir dini savunmak değil; aynı zamanda insanların en derin değerlerine duyulan saygıyı, toplumsal birlikte yaşama ahlakını ve fikrî ciddiyeti savunmaktır. Saygı, özgürlüğün düşmanı değil; onu anlamlı kılan sınırdır. Bu sınırı aşan sözler ise çoğu zaman eleştirdikleri değerlerden çok, sahiplerinin sığlığını ortaya koyar.
Buradaki asıl problem, mizahın hedefinin bir fikir olmaktan çıkıp milyonlarca insanın kutsalı hâline gelmesidir. Çünkü ortada Kur’an’ın tarihsel iddialarına, ahlaki ilkelerine veya felsefi görüşlerine yönelik ciddi bir sorgulama yoktur. Sadece kutsal olanı sıradanlaştırma, küçültme ve gülünç gösterme çabası vardır. Bu ise düşünsel derinlik değil, düşünsel tembelliktir.
Bugün bazı insanlar bunu “özgürlük” diye savunuyor. Oysa özgürlük ile saygısızlık aynı şey değildir. Bir sözün söylenebilmesi, onun değerli olduğu anlamına gelmez. Hakaret etmek de mümkündür, iftira atmak da mümkündür, küçümsemek de mümkündür. Özgürlük, bir davranışın yapılabilmesini açıklar; o davranışın erdemli olduğunu değil.
Sonuç olarak burada ortaya konulan şey güçlü bir din eleştirisi değildir. Güçlü eleştiri, önce öğrenir sonra sorgular. Burada ise önce küçümseme var, öğrenme çabası yok. Önce karikatürleştirme var, anlama gayreti yok. Önce alkış alma isteği var, hakikati araştırma isteği yok.
Bir düşünceyi çürütmek istiyorsanız onu en güçlü hâliyle ele alırsınız. Onun zayıflatılmış ve yanlış temsil edilmiş hâliyle değil. Bu nedenle bu tür sözler, Kur’an’ın veya İslam’ın zayıflığını değil; çoğu zaman eleştirinin ne kadar yüzeysel kaldığını göstermektedir.