Uruguay'lı yazar Fernanda Trias'ın distopik romanı Pembe Çamur; dinmeyen fırtınalar, iklim krizi, soyu tükenen canlılar ve bir anda ortaya çıkarak toplu ölümlere sebep olan salgın hastalıklar ile oldukça gerçekçi bir gelecekte geçiyor. Kitaba ismini veren Pembe Çamur, Etibol denilen bir…devamıUruguay'lı yazar Fernanda Trias'ın distopik romanı Pembe Çamur; dinmeyen fırtınalar, iklim krizi, soyu tükenen canlılar ve bir anda ortaya çıkarak toplu ölümlere sebep olan salgın hastalıklar ile oldukça gerçekçi bir gelecekte geçiyor. Kitaba ismini veren Pembe Çamur, Etibol denilen bir firmanın ürettiği sahte etlerin fabrikada henüz işlenmemiş haline deniliyor. Ana karakterin narsist ve ilgisiz annesi, bakıcılığını üstlendiği, sürekli açlık hissetmesine sebep olan bir sendroma sahip olan Mario ve eski kocası Max etrafında dönen yaşantısını okuduğumuz eser, bu anlamda bir distopyadan çok, karakterin iç dünyasında takılı kaldığımız bir kurguya dönüşüyor. Kitapta canımı en çok sıkan şey, pek çok bağımsız karakterin kim ve ne olduğunu çok ilerleyen sayfalarda öğrenmemiz oldu. Ancak yazarın anlatım gücünün başarılılığı, karaktersel eksikliklere ve romanın iç karartıcı yönüne rağmen onu daha kolay okunabilir bir hale getirmiş.
"Bizi asla aç bırakmayan, iyi bir anneydi. Biz ise karşısındaydık, gırtlağımız öfkeyle düğümlenmiş, tıpkı anne babasına yaşamını borçlu olsa da onlardan nefret eden bir ergenin yumruğu gibi. "Seni ben dünyaya getirdim," derdi annem, "sana ben can verdim," ve anında ellerimde devasa bir borç belirirdi, ömrüm boyunca taşı mak zorunda kalacağım görünmez bir para kesesi. Hepimiz böyle doğarız: Oksijen için çırpınan bir et pıhtısı; dışarı atıldıktan sonra diğer bir bedene, anne bedenine yapışmak tan ve yaşamın memesine dişlerini sımsıkı geçirmekten başka seçeneği kalmayan bir pembe çamur topağı. Ama hayır. Haksızlık ediyorum. Her çocuk kendisini koruyan ve teninde yaralar açan o elden nefret etmez"
"Ne biçim bir çelişkiydi insanın teslim olmak için kendini bırakması gerekmesi, ama kendini bırakınca teslim olmuş sayılmaması."
"Çok denedim, yıllar boyu hayatın doğrusal olduğunu, hatırlamanın iki nokta arasında düz ve ince bir çizgi çekmekten ibaret olduğunu düşündüm masumiyetle. Ama cetvelsiz düz bir çizgi çizebildin mi hiç? Yıllarca bileğine hâkim olabilmeye uğraşıp, defalarca düz bir çizgi çekmeyi denedin ama başarısız oldun."
"Zenginler açık artırmalarda kıran kırana mücadele ediyor, bir daha asla göremeyecekleri renklerdeki deniz manzarası tabloları için servet ödüyorlardı. Karaborsa ürünleri mideye indirirken bir yandan da günbegün nostaljiye boğuluyorlardı. Hafızanın efendisi kendileri olacaktı, bu kesindi, oysa asıl servet unutmaktır."
"Bir seferinde annem Max'ın bana hiçbir şey vermediğini, tek verdiği şeyin mütemadiyen hissedilen bir eksiklik olduğunu söylemişti. Kısmen haklıydı, ama yokluk hiçbir şey değildi, bazen fazla bile gelebilirdi. Yokluk tutunmaya yetecek kadar somut bir şeydi, hatta tortusunun üstüne bir yaşam bile kurulabilirdi."
7/10