Bir Ayak İzinin Kısa Tarihi - `Ve Baran’ın da üzerinde Burka; Burka’nın rengi mavİ`•• Ölümün bile bir töreni var. Görünmezliğin yok. Bir insanın öldüğünü anlarsın. Hiç yaşamamış gibi silinmesini çoğu zaman fark etmezsin. film hikâye anlatmıyor, yokluğu görünür kılmaya çalışıyor.…devamıBir Ayak İzinin Kısa Tarihi - `Ve Baran’ın da üzerinde Burka; Burka’nın rengi mavİ`••
Ölümün bile bir töreni var. Görünmezliğin yok. Bir insanın öldüğünü anlarsın. Hiç yaşamamış gibi silinmesini çoğu zaman fark etmezsin. film hikâye anlatmıyor, yokluğu görünür kılmaya çalışıyor.
Filmin belirgin bir türü yok. tür dediğimiz şey, kütüphanecilerin ihtiyacıdır. Hayat, raflara sıkıştırmak ile ilgili değil. Bir işçi aynı gün hem yabancı, hem âşık, hem aç, hem suçlu, hem masum.Tek kelimelik mesele değil, mesele kelimeden utanabilir.
Aslında görünmeyenler hakkında çekilmiş bir film. Zaten devlet denilen şey de böyle çalışır Sana “yoksun” demiyor. Seni saymıyor. Yokluk inkâr değil, muhasebedir. Defterlerinde adın yoksa sen de yoksun. Bu yüzden de insan bazen ölümle değil, istatistikle kayboluyor. Ne tuhaf. Eskiden masallarda görünmezlik pelerini vardı. Şimdi çalışma izni.
İnşaatları uzun zamandır sevemiyorum. Kendini izlettiriyor olması, vahşetindendir. Çünkü her yükselen kat eksilen birini hatırlatıyor. Bir bina göğe doğru büyürken mutlaka bir insan yere doğru eğiliyor.
Bunun kuantum fiziğinde de karşılığı var.
Demir, beton ve cam… Ne kadar sağlam duruyorlar. Oysa onları bir arada tutan şey harçtan çok yorgunluk.
Şehirler, kanalizasyonların üzerinde ve birikmiş yorgunlukların eseridir. Akşam eve dönen insanların omuzlarını üst üste koysak, belki bir köprü eder. Köprüyü alkışlar. Omuzlar unutur.
Çocuklar, kumsallarda dalga gelince yıkılan kumdan ev yaparlar. Çocuk olmayanlar, betondan evler yapar. Bunları dalga yıkamıyor. İçindekiler yıkılıyor.
Toprağın unutmaya çalıştığını, yağmur hatırlar. Medeniyetler nehir kıyısında kurulmasında bunun payı vardır. İnsan önce suya bakıp kendini gördü. Sonra aynayı icat etti. Aynaya bakıp başkasını unuttu. Teknoloji biraz hızlandırılmış unutkanlık olabilir mi? bknz: dromoloji.
Bilmiyorum, aşırı şüpheci bir gün.
Şehir ilginç bir şey. Sürekli yükseliyor. Şehirler yukarı doğru büyümesi, geri kalanını aşağı doğru küçültüyor.
Bir bina yapılıyor. Mimar, mühendis, banka, kredi, emlakçı ve anahtarı alan başkası… Gülün Adı var; O binayı taşıyan sırtların adı yok. İlerleme dedikleri şey biraz da malzeme değişikliğidir.
Filmin en sevdiğim tarafı konuşmaması. İnsan konuşmaya başladıkça kendini savunuyor. Sessizlik öyle değil. Sessizlik mazeret üretmiyor.
Bakışın söylediğini cümle çoğu zaman bozuyor. Bir insanın yüzüne uzun süre bakınca biyografisini değil, yorgunluğunun skalası görünür. Yorgunluğun dili yok, tercüme de istemiyor.
Sanayi devriminden beri, sevgi hakkında söylenenlerin çoğu sahip olmak üzerinden anlatılıyor. Ne kadar çok “ben.”Oysa bazen tam tersine doğru büyüyor. Birini sevmek, kendi cümlesinden bir özneyi eksiltmek gibi. Dil bunu pek sevmiyor.
Yağmur, herkesin üzerine aynı yağmaz. Bazıları yağmurdan sonra eve gidiyor. Islananlar, üşüyenler, şemsiyesiz dolaşmayanlar.. Aradaki fark meteoroloji değil. !SINIF. Ne tuhaf. Damlaların düştüğü yer bile sınıfsal olabiliyor; Asfaltın üstüne, teneke çatının, avuç içine, pasaportun olmadığı bir sınıra. Su aynı. Hayatlar değil.
Sonra, ayak izi… -uzun bir tek plan sahne-
İnsan neden iz bırakmak ister? Unutulmamak için mi? Yoksa gerçekten yürüdüğünü kendine kanıtlamak için mi Uygarlık denilen şey, birbirinin üstüne basılmış ayak izleri.. Kimileri taşa kazınmış. Kimileri çamura. Kimileri hiç görünmemiş.
Şunu fark ettim. Bir insanı gerçekten sevdiğinde onu hikâyenin merkezine koymuyorsun. Tam tersine, merkezden çekiliyorsun.
Bugün herkes görünmek istiyor. Daha çok duyulmak, bilinmek, daha çok hatırlanmak.
Sevgi meselesi, bunların tam tersidir; Bir başkasının görünmesine razı olmak; Kendi gölgenden vazgeçebilmek; Bunun için büyük laflara gerek yok. Sessizce geri çekilen bir omuz yeter.
Film bitti.
Ekran karardı.
Ben dışarı çıkmadım
Yağmur da yapmıyordu.
İnsanların çoğu koşuyordu -dromoloji-.
Başka bir şey düşündüm. Acaba şimdi yağmur yağarsa, gerçekten sudan mı kaçılıyor? Yoksa suyun hatırlatacaklarından mı?
Su garip bir şey. Temizlediği kadar ortaya da çıkarıyor. Yüzü yıkıyor -özellikle maskeyi-.
İnsanlar üzerinden atladığı; kaldırımlarda küçük su birikintileri olur. Pek kimse içine bakmaz. Oysa suyun en eski huyudur bu; Gökyüzünü yere indirir.
İnsan ise başını eğmeden yürümeyi marifet sanıyor.
Belki de bütün meselenin birazı da bundan ibaret. İnsanlar göğe de bakarak yaşar; yaşayabilmeli; yaşıyorlarmış.
Bazıları yere. Bazıları ise bir su birikintisinde ikisini aynı anda görür.
iyi filmler de böyle çalışıyor. Sana yeni bir dünya göstermiyorlar. Aynı dünyaya yeniden bakmayı öğretiyorlar.
Ve Baran’ın da üzerinde Burka; Burka’nın rengi mavi••