Spoiler içeriyor
christian bale keşke benim sevgilim olsaydı, hatta direkt benim olsaydı ya. bu filmde de karizmasına bayılarak seyrettim. filme adını veren soluk mavi gözler edgar allan poe'nun boşboğaz yürek adlı kısa bir öyküsünde geçiyor: "ihtiyarı severdim. bana karşı uygunsuz hiçbir davranışı…devamıchristian bale keşke benim sevgilim olsaydı, hatta direkt benim olsaydı ya. bu filmde de karizmasına bayılarak seyrettim. filme adını veren soluk mavi gözler edgar allan poe'nun boşboğaz yürek adlı kısa bir öyküsünde geçiyor:
"ihtiyarı severdim. bana karşı uygunsuz hiçbir davranışı olmamıştı. hiç kırmamıştı beni. altınında gözüm yoktu. sanırım neden gözüydü! evet, evet neden buydu! gözlerinden biri akbaba gözüne benziyordu: perde inmiş soluk mavi göz. ne zaman üzerime dikilse kanım donuyordu; sonunda ihtiyarın canını almaya, kendimi o gözden sonsuza dek kurtarmaya karar verdim. (...) her gece her gece yarısı dolaylarında ve her seferinde gözü kapalı buldum; bu yüzden de işe girişemedim bir türlü, çünkü sinirime dokunan ihtiyar adam değil, onun o kem gözü'ydü. (...) göz açıktı -hem de faltaşı gibi- onu görmemle sinirimin tepeme fırlaması bir oldu. çok net bir şekilde gördüm; üzerinde iliklerimi donduran o iğrenç perdesiyle soluk mavi bir göz." (s. 224, iletişim)
filme adını veren bu metnin özel bir anlamı var mı acaba? metinle film arasında herhangi bir bağ göremedim ben, öykü absürt takıntılı bir delinin pardon kendinin ısrarla deli olmadığını iddia eden birinin müthiş bir monoloğu... filme adını vermesi dışında bu leitmotifin tek anlamı benim için edgar allan poe rolündeki adamın iri mavi gözleriydi. biraz da poe şair olduğu için şiirsel bir ad seçilmiştir belki.
filme gelirsek;
cinayet çözülünce bu ne kör göze parmak bir kurgu böyle, zaten apaçık tüm işaretler gösteriliyordu diyordum ki acemi bir dedektif izleri olarak ters köşe oldum filmin sonunda. filmin asıl dedektifinin de edgar allan poe oluşu beni ayrıca mest etti.
dedektife akademiye güvenmiyor musunuz? diye sorulunca açık açık evet, gençleri yozlaştırıyorsunuz, düşünme becerilerini felç ediyorsunuz falan diyerek dalması... o zaman hristiyanlığı hatta isa'yı da suç ortağı görüyorsunuz demek bu denince de evet öyle zaten çıkışı.. din ve orduya teslim edilen iradenin altından okültizm gibi bok püsür taciz tecavüz vakaları çıkması pek şaşırtıcı değil malum.
finalin şaşırtması güzeldi dediğim gibi ama ona giden yol, kurgu zayıftı yine de. kitabını bilmiyorum nasıldır ama aile çok kolay kendini ele veriyor ve biraz daha detaylı işlenebilirdi nasılsa altından başka bir şey çıkacak diye bu kadar savruk olmaya ne lüzum vardı... hadi biz gidiyoruz ayin yapmaya tadında yaşanıyor, kütük mütük düşüyor, oldu bittiye geliyor.
sonunda poe adamın el yazısını yakıyor ele vermek yerine tabii ondan seyirci olarak yine de bunu bekliyoruz elbette. ama adamın da elini kolunu sallayıp gitmesine gönlümüz razı değil. haliyle sonunda kızının intihar ettiği yerde bize dönmesi yüzünü tamam dedektif baba da kendini atacak, zaten ne olacağdı diyerek hüzünlü bir iç çekişle işin içinden çıkabiliyoruz.
bir de aslında kızının kaçtığını falan söylemesi filmin başında cidden çok saçmaydı, daha dikkatli seyirci çok erkenden anlamıştır meseleyi. ben sadece bu ne lan koskoca ünlü dedektifsin daha kendi kızını mı bulamadın demekle yetindim. bir kez daha anlıyoruz ki hikayedeki hiçbir şey laf olsun diye söylenmez.