Spoiler içeriyor
Selamün Aleyküm ve Merhaba! Uzun zamandır bir film beni bu kadar düşüncelere daldırmamıştı. Film bittiğinde bir süre hiçbir şey yapmadan oturdum. En ilginç tarafı ise bu etkiyi büyük bir sürpriz sonla yaratmamış olmasıydı. Son yıllarda özellikle korku ve gerilim filmlerini…devamıSelamün Aleyküm ve Merhaba!
Uzun zamandır bir film beni bu kadar düşüncelere daldırmamıştı. Film bittiğinde bir süre hiçbir şey yapmadan oturdum. En ilginç tarafı ise bu etkiyi büyük bir sürpriz sonla yaratmamış olmasıydı.
Son yıllarda özellikle korku ve gerilim filmlerini çok izlediğim için hikâyelerin matematiğine ister istemez aşina oldum. "Ters köşe" denilen birçok finali daha film bitmeden tahmin edebiliyorum. Confessions ise bana uzun zamandır unuttuğum bir hissi yaşattı. Çünkü filmin derdi katili saklamak değildi. Daha ilk sahnede öğretmen, sakin ve neredeyse duygusuz bir ses tonuyla çocuğunu kimin öldürdüğünü anlatıyor. Gizem daha en başta ortadan kalkıyor. Fakat tam da o noktada başka bir kapı açılıyor: "Bir çocuk nasıl bu noktaya gelir?"
Bu sorunun peşinden giderken filmin sinema dili de anlatının en güçlü parçalarından biri hâline geliyor. Soğuk renk paleti, uzun planlar ve acele etmeyen kamera kullanımı, hikâyenin duygusunu seyirciye adeta sindire sindire geçiriyor. Film hiçbir anında telaşlanmıyor; tam tersine sessizliklerine güveniyor. Bu yavaş anlatım sayesinde karakterlerin iç dünyası daha görünür hâle geliyor ve her sahnenin ağırlığı biraz daha hissediliyor. Confessions, hikâyesini sadece diyaloglarla değil; renkleri, sessizlikleri ve zamanı kullanış biçimiyle de anlatıyor.
Film boyunca beni en çok sarsan şey intikam değildi. Asıl ağırlığını hissettiren duygu sevgisizlikti. Çocukların dünyasında sevginin ne kadar hayati olduğunu çoğu zaman yetişkinler olarak unutuyoruz. Bir çocuğa iyi bir eğitim vermek, ihtiyaçlarını karşılamak ya da başarılı olması için çabalamak elbette önemli. Ama bunların hiçbiri "Seni görüyorum." duygusunun yerini tutmuyor.
SÜRPRİZBOZAN UYARISI!!!!
Filmin en sevdiğim sahnesi ise öğrenci A'nın annesinin iş yerinde patlama yaşandığı bölümdü. O sahnede çocuğun daha önce geriye doğru çalışan saatinin ileriye akmaya başlaması beni derinden etkiledi. Yönetmen tek bir görüntüyle, çocuğun bütün özlemini anlatmayı başarıyor. Çocuğun yüzünde beliren o küçücük gülümseme bana şunu düşündürdü: O aslında ne şöhretin ne başarının peşindeydi. Tek istediği, annesi tarafından görülmekti. Bir saniyelik görülmüş olma hissi...Bir çocuğun bütün dünyasını değiştirebilecek kadar güçlü bir duygu.
SÜRPRİZBOZAN BİTMİŞTİR!!!
Bu sahneyi izlerken aklıma ister istemez Harry Potter geldi. Harry ile Voldemort'un hayatlarına baktığımızda birçok ortak nokta görüyoruz. İkisi de çocuk yaşta ailesini kaybetti, ikisi de yalnız büyüdü. Ama biri sevgiyle bağ kurmayı öğrenirken diğeri bundan gittikçe uzaklaştı. Dumbledore'un söylediği gibi: "Bizi gerçekten biz yapan şey yeteneklerimiz değil, seçimlerimizdir."
Bu yüzden Confessions'ı "Sevgisiz büyüyen herkes kötülüğe sürüklenir." diyen bir film olarak okumuyorum. Hayat bundan çok daha karmaşık. Film bana, sevgisizliğin insan ruhunda ne kadar derin yaralar açabileceğini gösterirken aynı zamanda insanın seçimlerinin de belirleyici olduğunu hatırlattı. Kimseyi bütünüyle aklamıyor ama hiçbir kötülüğü de sebepsiz bırakmıyor. Belki de filmin en rahatsız edici tarafı burada yatıyor.
Canavarların doğmadığını, yavaş yavaş inşa edildiğini fısıldıyor.
İhmalle...
Görülmemekle...
Sürekli yetersiz hissettirilmekle...
Ve en sonunda sevgisizlikle.
Film bittikten sonra zihnimde en çok kalan şey ne intikam planıydı ne de final sahnesiydi. Aklımda kalan, geriye doğru işleyen o saatti. Çünkü o saat bana çocukluğun ne kadar kırılgan olduğunu hatırlattı. Bazen bir çocuğun geleceğini değiştirmek için büyük mucizelere gerek yoktur. Onu gerçekten görmek, dinlemek ve değerli hissettirmek yeterlidir.
Confessions bana bir kez daha gösterdi ki sevgi, çoğu zaman fark edilmeyen ama insanı ayakta tutan en güçlü duygudur. Çünkü bazen bir çocuğun bütün hayatı, sadece bir kez gerçekten görülmeye bağlıdır.
"Sevme ve sevilme yeteneği, sahip olduğumuz en büyük güçtür."