İbn-i Arabî, Fütuhâtü'l-Mekkiye'de şöyle der: "Bir hâl sana tekrar ediyorsa, bil ki Hak seni o hâl ile eğitmektedir." Bu ifade ilk anda bir yenilgi duygusu uyandırabilir; çünkü modern zihin tekrarı bir duraklama veya başarısızlık olarak görür. Oysa hakikatte tekrar bir…devamıİbn-i Arabî, Fütuhâtü'l-Mekkiye'de şöyle der:
"Bir hâl sana tekrar ediyorsa, bil ki Hak seni o hâl ile eğitmektedir."
Bu ifade ilk anda bir yenilgi duygusu uyandırabilir; çünkü modern zihin tekrarı bir duraklama veya başarısızlık olarak görür. Oysa hakikatte tekrar bir ceza değil, fark edilmesi gereken bir uyarıdır.
Tasavvuf düşüncesinde kader, düz bir çizgide ilerlemez; insanın idrak seviyesi etrafında dönen bir çemberdir.
Farkındalık gelişmedikçe kişi ilerlediğini sanarak aynı noktaya dönüp durur.Kaçtıkça döngü derinleşir.
Döngü derinleştikçe aynı sahne yeniden kurulur. Dekor değişir, kişiler değişir ama hikâye değişmez.
Atâullah el-Iskenderî bu durumu Hikem'de şöyle açıklar:
"Seni aynı yere geri döndüren şey yolun uzunluğu değil, bakışının darlığıdır."
Bu söz, insanın kaderle kurduğu ilişkiyi yerinden oynatır. Çünkü biz genellikle şartları suçlarız.
İnsanları,zamanı, geçmişi.
Oysa Atâullah, bakışı işaret eder. Bakış değişmedikçe yol değişmez.
İnsan çoğu zaman bildiği huzursuzluğu, bilinmeyenin getireceği belirsizliğe tercih eder. Dönüşmek, eski kimliğin vedası anlamına geldiği için cesaret ister.
Mevlânâ Mesnevi'de bu durumu şöyle ifade eder:
Eski halinden vazgeçmeyen, yeni bir yola giremez.
Yeni bir sayfa açmak isteyip eski alışkanlıklarına tutunmak, insanı ne ileriye ne geriye gidebilen bir kararsızlıkta askıda bırakır.
Abdülkadir Geylânî bu askıda kalma hâlini tehlikeli bulur. Fütûhu'l-Gayb'da şöyle der:
"Hâlinden razı olmayan ama hâlini terk etmeyen kimse, kendine eziyet eder."
Takılı kalmak çoğu zaman kader değildir. Kararsızlıktır.
Yarım bırakılmış bir teslimiyettir.
Ne tam vazgeçiştir ne tam yöneliş.
Psikoloji bu durumu "tekrar kompulsiyonu" olarak adlandırır; çözülmeyen duygular sürekli farklı olaylarda yeniden gün yüzüne çıkar. Kişiler ve sahneler değişse de iç dünyada oynanan oyun hep aynı kalır.
Jung buna bilinçdışının ısrarı der. Bilinçdışı, anlaşılana kadar susmaz.
Tasavvuf ise bunu daha sert söyler: Kalp duyulana kadar tekrar eder.
İbn-i Arabî ye göre tekrar eden kader, anlaşılmamış bir hitaptır. Hak konuşmuştur ama kul dinlememiştir. Bu yüzden söz yankı yapmaya devam eder.
Spinoza'nın şu sözü burada şaşırtıcı bir biçimde örtüşür: "İnsan, nedenini bilmediği şeyin kölesidir."
Takılı kalmanın özü budur. Nedenini bilmediğin bir döngü seni yönetir. Ama nedenini fark ettiğin anda, döngü çözülmeye başlar.
Tasavvuf insanı ileri itmez. Durmaya çağırır. Bakmaya çağırır. Anlamaya çağırır.
Bu fark ediş başladığında hayat aniden değişmez. Ama tekrarın anlamı çözülür.
Ve çözülen tekrar, kader olmaktan çıkar.
Takılı kalmak bir lanet değildir. Bir davettir. Anlamaya çağrıdır.