Spoiler içeriyor
Eli Roth'un 2000'li yılların başında internette gezinirken rastladığı garip bir ilan üzerine senaryosunu yazdığı ve yönettiği 2005 yapımı film. Kendisinin anlattığına göre ilanda "10.000 Dolar verin, Tayland'a gelin ve silahla canlı bir insanı kafasından vurun" yazıyormuş. Sitenin iddia ettiğine göre…devamıEli Roth'un 2000'li yılların başında internette gezinirken rastladığı garip bir ilan üzerine senaryosunu yazdığı ve yönettiği 2005 yapımı film. Kendisinin anlattığına göre ilanda "10.000 Dolar verin, Tayland'a gelin ve silahla canlı bir insanı kafasından vurun" yazıyormuş. Sitenin iddia ettiğine göre kurbanlar fakirliklerinden dolayı ailelerine kaynak sağlayabilmek için gönüllü olarak bu işe başvuruyorlarmış. Eli Roth bu fikri duyduktan sonra ilk olarak bunu bir belgesele dönüştürmeyi düşünmüş ancak fazla tehlikeli olduğundan ve sahte olma ihtimalinden dolayı bundan vazgeçmiş. Bu fikri Quentin Tarantino ile yaptığı sohbetlerinden birinde ona anlattığı zaman Tarantino fikri o kadar beğenmiş ki Eli Roth'a halihazırdaki tüm projelerini durdurup bu filmi yapmasını ve filmin yapımcısının bizzat kendisi olmak istediğini söylemiş. Tarantino'nun ismiyle de beraber ün kazanan film düşük bir bütçeyle çekilmiş olmasına rağmen oldukça yüksek bir hasılat yaparak korku türü içerisinde hatrı sayılır bir başarı yakalamış.
Bu filmi çok seviyorum, en sevdiğim korku filmleri arasında ilk üçe girer. Hakkının yenildiğini, IMDb puanının gereksiz düşük olduğunu ve yapılan eleştirilerin çoğunun yersiz olduğunu düşünüyorum. Çünkü her ne kadar çoğu açıdan amatör bir film olarak görülse de aynı türdeki filmlerin çok büyük bir kısmından daha nitelikli bir yapım. Bir korku filmini ne kadar etkili olduğu, onun izleyen için ne kadar özdeşleştirilebilir olduğuyla ve korku ögelerinin kullanımındaki tansiyonun-ivmenin ne kadar doğru bir şekilde kullanıldığıyla alakalı. Bu film özelinde, bu iki konunun da ustalıkla sağlandığını söyleyebiliriz. Örneğin filmde insanların ölümünü pazarlayan mafyanın gerçek hayatta, oralarda bir yerlerde olma ihtimali gerçekten yüksek ki film gerçek olduğu düşünülen benzer bir oluşumdan yola çıkılarak oluşturuluyor. Buna bir de Doğu Bloku mimarisini, o bölgenin melankolik iklimini, özenle ayarlanmış mekanları, kostümleri, oyuncuları vs. ekleyince ortaya özdeşleştirilebilirlik açısından oldukça nitelikli bir film çıkmış. Bunun yanı sıra gerilimin temposu o kadar iyi ayarlanmış ki filmin son sahnesine kadar gerilim tırmanmaya devam ediyor, son sahnede bile insan tedirgin oluyor. Filmin senaryosunun ve genel havasının iyi bir son için fazla beklentiye giremeyeceğimiz bir yapıda olması da bu durumu destekliyor.
Son olarak, pek çok gore tarzı film izledim ancak dehşet açısından hiçbirisi Hostel'in eline su dökemez. Dehşet hissinin saf şiddetten oluştuğunu değil, yani sadece fiziksel olduğunu değil, bir o kadar da psikolojik olduğunu düşünüyorum. Hostel bu dehşet hissini sadece içerdiği işkence sahneleriyle değil, aynı zamanda atmosferiyle de sağlayarak psikolojik olarak izleyiciyi etkisi altına alıyor. Buna örnek olarak filmdeki karakterlerden birinin sürüklenerek işkence binasının koridorundan geçirildiği esnada yanından geçtiği odaların içerisinde yapılan işkenceleri gördüğü sahneyi gösterebilirim. Spesifik olarak oradaki işkencelerden çok daha kötülerinin bulunduğu filmler olduğunu söylemek mümkün, ancak hiçbirisi bende bu sahnenin yarattığı etkiyi yaratmadı. Bu sahnede tam anlamıyla bir insan mezbahanesi içerisinde olduğumu hissetmiştim, sanırım bu hissi açıklamak için en iyi ifade bu.