Spoiler içeriyor
Çocukluğumdan bu yana kalbimde derin iz taşıyan bu romanı sonunda tekrar okuma fırsatı buldum. Uzun ve yorucu geçen günlerimin ardından bu romanı okumak beni daha da yorsa bile sonucunda çocukluğumda yakaladığım o Zola hayranlığını yeniden kazandım. Yıllar evvel ergenliğini bir…devamıÇocukluğumdan bu yana kalbimde derin iz taşıyan bu romanı sonunda tekrar okuma fırsatı buldum. Uzun ve yorucu geçen günlerimin ardından bu romanı okumak beni daha da yorsa bile sonucunda çocukluğumda yakaladığım o Zola hayranlığını yeniden kazandım. Yıllar evvel ergenliğini bir "natüralist"(nihilist dönemlerim de oldu, yalan söyleyemeyeceğim.) olarak geçirdiğini iddia etmiş ve şu an bunu utanç verici bulan ben bile bu eseri tekrar okumanın ardından içimdeki natüralizmin bir nebze olsun canlandığını söyleyebilirim.
-
Öncelikle Germinal, okuyucuyu rahatsız etmek için yazılmış bir eser ve bunu baya iyi başarıyor. Kanımca sayfalarda hissedilen boğuculuk tesadüfi değil, roman kelimenin tam anlamıyla yer altına(maden olarak tasvir edilen[tasvir diyorum çünkü metnimde maden kavramını soyutluğu ile ele alacağım] karanlığa) inip bizi orada kömür tozunun ciğerlere dolduğu bir dünyada bırakıyor.
Bence romanın en çarpıcı yanı, sefaleti romantize etmeden anlatabilmesi. Pek çok toplumsal eleştiri edebiyatı, yoksulluğu bir tür asalet zemini haline getirme tuzağına düşer; yoksul ama onurlu, aç ama ahlaklı insanlar çizer. Zola bu kolaycılığa hiç yanaşmıyor. Maheu ailesi de, komşuları da, açlık ve tükenmişlik karşısında zaman zaman birbirlerine karşı sertleşir, bencilleşir, hatta acımasızlaşır. Bu, romanın en dürüst tarafı: Zola, yoksulluğun insanı yücelttiğine değil, çoğu zaman aşındırdığına inanır. Tam da bu yüzden roman, bir ahlak dersi değil, gerçeklik tanıklığı gibi okunuyor. Günlük hayatta emekçiler olarak yaşadığımız durumların örneklendirildiğini görebiliyoruz. Bazen yanımızda olduğunu sandığımız diğer emekçilerin kan açlığını o an okuyamasak da, varlığından haberdarız. Germinal'de de bu meselenin derinliklerine iniliyor. Hissetmek oldukça mümkün.
Yine grev sahneleri açıkça kitabın kalbi ve burada Zola'nın kalabalık psikolojisini anlatma becerisi öne çıkıyor. Bireysel öfkelerin nasıl kolektif bir hıncına dönüştüğünü, bu hıncın nasıl kontrolden çıkıp yıkıcı bir güce evrildiğini gösterirken, kalabalık ne kahramanlaştırılır ne de canavarlaştırılır. Örneğin kadınların Maigrat'ın cesedine saldırdığı sahne, romanın en tartışmalı ve en unutulmaz anlarından biri. Burada Zola bastırılmış öfkenin nasıl vahşi bir ritüele dönüşebileceğini, hiçbir ahlaki yargıya sığınmadan gözler önüne seriyor. (bknz. Zola'nın natüralist kişiliği)
-
Bununla birlikte, romanın gerçek gücü, umutla hayal kırıklığını iç içe örmesindeki dengede yatıyor. bknz. Etienne'in mücadelesi yenilgiyle sonuçlanır; grev kırılır, işçiler açlıkla yüzleşerek yer altına(otoritenin boyunduruğu ve sefalet) geri döner, maden faciası onlarca can alır. Zola burada kolay bir zafer anlatısına sığınmaz. Ancak romanın kapanışındaki o meşhur imge (toprağın altında filizlenen tohumlar) bu yenilgiyi anlamsız kılmaz, aksine ona tarihsel bir boyut kazandırır. Yenilgi, sonun değil, daha büyük bir sürecin bir anının işaretidir/öyle olmalıdır.
-
Bugünden bakıldığında Germinal'in en güçlü yanı belki de güncelliğini hiç yitirmemiş olması. Emek sömürüsü, iş güvenliğinin göz ardı edilmesi, sermaye ile emek arasındaki asimetrik güç ilişkisi, roman 1885'te yazılmış olsa da bugün hâlâ tanıdık geliyor. Zola'nın kömür madenini bir mikrokozmos(metnin başında dediğim gibi, madenin soyutluğu) olarak kullanması, onu belirli bir çağa hapsetmek yerine evrensel bir çatışmanın (güçlünün zayıfı ezdiği bir düzenin[kapitalizm]) alegorisine dönüşüyor.
-
Eleştirilebilecek bir yanı olduğunu pek sanmıyorum, Germinal benim çocukluğumda Don Kişot'un ardından okuduğum ilk romandı. Şimdi dönüp baktığımda hakkında söyleyebileceğim tek şey belki de romanın zaman zaman didaktik bir tona kayması, karakterlerin fikirleri temsil eden birer araç gibi konuşması olabilir. Souvarine'in anarşizmi, Rasseneur'ün reformizmi, Etienne'in sosyalizmi neredeyse birer manifesto gibi okunuyor. Ancak bu didaktizm bile romanın samimiyetiyle bağdaştığı için bir sorunum yok. Zola açıkça bir tez savunmakta ve bunu gizlemiyor. Bana kalırsa amacına ulaşıyor yani.
-
Sonuç olarak Germinal, okurunu rahatlatmayan, otorite algısının yıkıcılığına karşı teselli etmeyen fakat tam da bu yüzden sarsıcı bir etki bırakan bir eser. Bir kahramanlık masalı değil, bir Cioran metni kadar nihilist değil. İnsan onurunun en zorlu koşullarda bile bir direniş biçimi bulabileceğine dair, temkinli ama kalıcı bir inancı taşıyor. Az önce ve başta deasöylediğim gibi, Germinal çocukluğumda en ilgimi çeken toplumsal gerçekçi eserlerden biri olmuştu. Belki de ilgimi çekmesinin asıl sebebi gerçekliğin "gerçekçe" yorumlanması idi. Yorumumu çok yaşa Étienne diyip kapatmak istiyorum. Buraya kadar okuduysanız hepinize teşekkürler ve iyi günler dilerim.