Malumunuz, Vikings: Valhalla, 2022’de başlayıp 2024’te nihayete eren bir dizi; fakat daha ilk karede göze çarpan husus, yapımcıların görsel ihtişama verdikleri ehemmiyettir. Norveç’in dimdik fiyordları, buz gibi sular üzerinde süzülen uzun gemiler ve loş ışıkla aydınlatılmış balıkçı köyleri… Sinematografik olarak…devamıMalumunuz, Vikings: Valhalla, 2022’de başlayıp 2024’te nihayete eren bir dizi; fakat daha ilk karede göze çarpan husus, yapımcıların görsel ihtişama verdikleri ehemmiyettir. Norveç’in dimdik fiyordları, buz gibi sular üzerinde süzülen uzun gemiler ve loş ışıkla aydınlatılmış balıkçı köyleri… Sinematografik olarak bakıldığında, kadrajlar gerçekten tablolara taş çıkartır; renk paleti soğuk maviler ve gri tonlarıyla Ortaçağ İskandinav coğrafyasının o kasvetli ama büyüleyici atmosferini başarıyla yansıtır. Fakat bu görsel zenginliğin altında, kostüm tasarımında epeyce sıkıntılı bir anakronizm yatar. Zira devrin adamı, bugün Hollywood’un bize sunduğu gibi simsiyah deri ceketler, karmaşık dövme desenleri ve Mad Max vari aksesuarlarla dolaşmazdı. Arkeolojik buluntulara, mesela Oseberg veya Gokstad kazılarına baktığımızda, kıyafetlerin yün, keten ve parlak renkli boyalarla bezenmiş olduğunu, kadınların ise mücevherden ziyade işlevsel broşlar taktığını görürüz. Dizi, bu noktada tarihî resüsitasyonu değil, modern karamsar bir fanteziyi tercih etmiştir.
Aksiyon kısmına gelince, efendim, burada ciddi bir ikilem var. Savaş sahneleri, günümüz sinemasının getirdiği hızlı kurgu, yakın plan yüz ifadeleri ve ağır çekim vuruşlarla işlenmiş; bu haliyle izleyicide bir adrenalin patlaması yaratıyor. Lakin işin gerçeğine bakalım: Viking savaş taktiği, bir kalkan duvarı, yani skjaldborg üzerine kuruluydu. Düzenli saflar, itişmeler, mızrak yağmurları ve ağır piyade disiplini hâkimdi. Oysa dizideki aksiyon, daha çok bireysel kahramanlıklara ve jimnastikvari kılıç savurmalarına dayanıyor. Kahramanlarımız tek başına onlarca düşmanı deviriyor, kalkanlar fırlatılıyor, kılıçlar havada takla atıyor. Bu koreografi, izleyiciyi tatmin etme bakımından başarılıdır; lakin askerî tarih açısından gerçekçi değildir. Nitekim Ortaçağ savaşları, sanıldığının aksine, birkaç dakika içinde biten kanlı çarpışmalar değil; saatlerce süren yıpratma ve dayanıklılık müsabakalarıydı. Dizi, ne yazık ki, tarihsel sürekliliği feda ederek bu tempoyu günümüz aksiyon filmi ritmine uyarlamış, böylece epik bir hava yaratırken hakikatten uzaklaşmıştır.
Gelelim asıl meseleye, yani tarih kısmına. Efendim, burası tam bir karmaşadır. Dizi, 11. asrın başlarında, Hristiyanlık ile Pagan inancının çatıştığı, Krallık Knut’un hüküm sürdüğü, Leif Erikson’un Amerika’ya ayak bastığı ve Harald Hardrada’nın gençlik yıllarına denk gelen bir zaman dilimini anlatır. Fakat bu şahsiyetlerin hepsini aynı zaman dilimine sıkıştırmak, tarihî kronolojiye yapılan en büyük ihanettir. Mesela Harald’ın Bizans’taki Vareg Muhafızları’nda geçirdiği yıllar, Leif’in Vinland seferinden çok sonradır; bu iki adamın dizideki gibi omuz omuza maceralara atılması mümkün değildir. Ayrıca Kattegat meselesi var ki, buna dayanamıyorum. Kattegat, Danimarka ile İsveç arasında kalan bir boğazdır, müstakil bir krallık merkezi değil. Dizi, bu coğrafi yanlışı ısrarla sürdürerek, adeta İstanbul Boğazı’nı bir devletmiş gibi gösteren bir mantık hatasına düşmüştür.
Tarihî karakterlerin psikolojik derinliğine baktığımızda ise daha vahim bir tablo çıkar karşımıza. Freydis’in pagan inancını savunma mücadelesi, Leif’in vicdani ikilemleri, Knut’un tolerans siyaseti... Bunların hepsi, maalesef 21. yüzyıl batı dünyasının güncel sosyal meselelerinin Ortaçağ kalıbına sokulmuş halidir. 11. yüzyıl insanı, bugünkü gibi bireysel özgürlük, cinsiyet eşitliği veya entelektüel şüphecilik üzerine kafa yormazdı; onun dünyası, din, kan davası ve toprak bütünlüğü etrafında şekillenirdi. Bu anlamda dizi, karakterlerine bugünün gözlüğünü taktığı için, tarihî dönemin ruhunu aktarma hususunda başarısız olmuştur. Oysa ki İbn Fadlan’ın seyahatnamesinde veya İslendingasögur’da okuduğumuz o kaba, sert ve doğrudan insan profili, ekranda yerini kendi iç dünyasını tahlil eden modern entelektüellere bırakmıştır.
Nihayetinde, efendim, bu diziyi objektif olarak değerlendirdiğimizde şu kanaate varıyoruz: Vikings: Valhalla, ilmi bir kaynak olmak gibi bir iddia taşımıyor. O, ticari kaygılarla üretilmiş, yüksek bütçeli, göz alıcı bir epik fantezidir. Görsel sanatlar açısından alıcıyı büyüler; aksiyon sahneleri sinema tekniği açısından ustaca kurgulanmıştır; fakat tarihî vaka, kronoloji, sosyoloji ve arkeoloji kriterlerine vurduğumuzda kâğıttan bir ev gibi dağılır. Bu dizi, bir belgesel gözüyle değil, bir macera hikâyesi gözüyle seyredilirse hakkı verilir. Ama sakın ha, bir tarih meraklısı buradan aldığı bilgiyi ciddiye alıp ansiklopedi muamelesi görmesin. Binaenaleyh, işin özü: Sinema gözüyle başarılı, tarih gözüyle müsrif ve sakattır. Ona göre.