Spoiler içeriyor
Kalın veya yoğun kitaplardan sonra araya ince bir kitap serpiştirmeyi seviyorum. Deniz Feneri de bilinç akışı tekniği nedeniyle benim için oldukça yoğun bir okumaydı, bu yüzden sonrasında Satranç’ı okumaya karar verdim. Kısa olmasına rağmen oldukça ilginç ve düşündürücü bir kitaptı.…devamıKalın veya yoğun kitaplardan sonra araya ince bir kitap serpiştirmeyi seviyorum. Deniz Feneri de bilinç akışı tekniği nedeniyle benim için oldukça yoğun bir okumaydı, bu yüzden sonrasında Satranç’ı okumaya karar verdim. Kısa olmasına rağmen oldukça ilginç ve düşündürücü bir kitaptı.
Kitabın başında Dr. B.’nin kim olduğunu bilmiyoruz. Gemide bir anda ortaya çıkıp satranç oyununa müdahale ediyor ve hamleleri doğru tahmin etmeye başlıyor. Üstelik yıllardır satranç tahtasına dokunmadığını söylüyor. Bu da insanda ister istemez “Bu adam kim ve bunları nereden biliyor?” merakı uyandırıyor. Sonrasında ise onun geçmişini öğreniyoruz.
Dr. B.’nin yaşadığı şey beni en çok etkileyen kısımlardan biriydi. Nazi döneminde sorgulanmak üzere bir odaya kapatılıyor; bir esir kampına gönderilmiyor ama aslında yaşadığı şey yine de çok ağır. Çünkü odada hiçbir şey yok, insanlarla iletişim kuramıyor ve sürekli sorgulanıyor. Bir yandan hiçbir şeyi açığa çıkarmaması, kimseyi tehlikeye atmaması gerekiyor, bir yandan da kendi direncini korumaya çalışıyor. Böyle bir ortamda insanın zihinsel olarak ne kadar dayanabileceğini düşünmek bile zor.
Tam bu noktada satranç onun için bir kurtuluş oluyor. Gizlice bir satranç kitabına ulaşmasıyla birlikte ilk kez uğraşabileceği bir şey buluyor. Satranç sayesinde zihnini meşgul ediyor ve sorgulamalara karşı direncini daha uzun süre koruyabiliyor. Yani başlangıçta satranç gerçekten de onun hayata tutunmasını sağlayan bir dal oluyor.
Fakat zamanla bu dal, onu tüketmeye başlıyor. Çünkü odada yapabileceği başka hiçbir şey yok. Satranç düşündükçe daha fazla satranç düşünüyor ve sonunda kendi kendine oynamaya başlıyor. Bir tarafın hamlesini yapıp diğer tarafın o hamleyi bilmiyormuş gibi davranması, bütün oyunu zihninde iki ayrı kişi olarak sürdürmesi bana çok etkileyici geldi. Satranç artık sadece oynadığı bir oyun değil, zihninin içinde sürekli devam eden bir dünyaya dönüşüyor. Başlangıçta onu ayakta tutan şeyin zamanla gerçek dünyadan daha da uzaklaşmasına neden olması oldukça ironik.
Bu yüzden Dr. B’nin satrançla ilişkisini yalnızca bir bağımlılık olarak görmüyorum. Asıl mesele, hiçbir insanın ve hiçbir uğraşın olmadığı bir ortamda tutunabileceği tek şeyin satranç olması. Satranç önce onu kurtarıyor, sonra da zihnini tamamen ele geçiriyor. Uzun süre insanlardan ve gerçek dünyadan uzak kaldığı için dış dünyaya döndüğünde zorlanması da oldukça doğal Bu nedenle de satrançtan uzak durmasının onun için daha doğru olacaktır
Ama gemide tekrar satranç oynamaya başladığında, aslında tamamen geride bıraktığını düşündüğümüz şeyin hâlâ içinde olduğunu görüyoruz. Satrançla yeniden karşılaşması, geçmişte yaşadığı o zihinsel hâli tekrar ortaya çıkarıyor.
Kitapta beni en çok etkileyen şeylerden biri de bu oldu: Bazen insanı hayata bağlayan şey, şartlar değiştiğinde onu hayattan koparan şeye dönüşebiliyor. Dr. B. için satranç tam olarak böyleydi. Önce bir kurtuluş, sonra bir takıntı ve en sonunda geçmişinin yeniden ortaya çıkmasına neden olan bir şey.