Web yapım aşamasındadır.
En iyi deneyim için mobil uygulamamızı
indir.
saburo“İlişkiler birbirinin aynı olmuyor: Başka başka insanlarla ilişki kurarız. Ayrıca o insanlar da, zamanla değişir, biz de. Bu "zamanla değişme"de,…devamı“İlişkiler birbirinin aynı olmuyor: Başka başka insanlarla ilişki kurarız. Ayrıca o insanlar da, zamanla değişir, biz de. Bu
"zamanla değişme"de, demin sözünü ettiğimiz görgünün payı az olmasa gerek. İki kişi arasındaki alışverişin yürütülmesinde birtakım temel "doğrultu"lar, "güç yönelimleri" her zaman vardır. İmdi, bunların denetimi, bunların -çeşitli seçenekler düşünülerek- yöneltimi, görgünün kendini belli etmesi için pek elverişli bir alan olmaz mıydı?.. Oysa değişik ilişkilerde (bize neredeyse bir yazgının varlığını düşündürecek, insanın gidip gidip hep aynı türden dertlere saplanmağa düşkün olduğunu düşündürecek ölçüde) aynı türden hatalara düşüldüğü, bu aynı türden hataların da benzer sonuçlara götürdüğü, çokça gözlemlenebiliyor. Şimdilik "inanç" diyeceğim, "inanç" adını vermekle yetineceğim birtakım "şeyler"i sorumlu tutacağım bu durumdan. Görgümüz artsa da, temeldeki "inanç"larımızda dişe dokunur düzeltmeler yapmağı pek güç buluruz.
Yaşamımızın "müze"sini, genellikle, "inanç"larımızı aynı raflara, dostluklarımızı ayrı raflara yerleştirerek kurmağa çalışır gibiyizdir. Oysa, daha baştan, hepsini bir güzel karıştırırız biribirine...” s. 90
1w
1 beğeni
Yanıtla
saburo“Bizi aldatıyor bu; insanların başkalarına ne denli kapalı olabileceklerinin farkına varmıyoruz.” s. 99
1w
2 beğeni
Yanıtla
saburo“Belli bir dönemden, bir kesitten, eşsüremli durumlardan söz ederken, kuramsal bir durukluk içinde düşünmeğe çalışırken, unutmamamız gereken bir şey var,…devamı“Belli bir dönemden, bir kesitten, eşsüremli durumlardan söz ederken, kuramsal bir durukluk içinde düşünmeğe çalışırken, unutmamamız gereken bir şey var, hep var: Yaşamanın, isteyip istememenin, toklukla açlığın durmazlığı... Durmaksızın istiyor, arıyor, buluyor, atıyor, acıkıyor, doyuyoruz. Bu işlerin de herhangi bir sırası, düzeni yok... Düşlediğimiz, kuramayacağımız ilişkiler de vardır, kurmak istediğimiz, kurduğumuz, koparıverdiğimiz ilişkiler de. Bir "yakın", "sıkı" ilişkinin kurulup, gelişip, pekişip belli bir kesitte göz önünde bulundurulabilecek, incelenebilecek duruma ulaşabilmesi, pek çok özen ile isteğin, çaba ile rastlantının, alışkanlık ile alışkının, tembellik ile elverişli (uygun) ânın bir araya gelmesini gerektirir. Aramayacağımız, kurmağa kalkışmayacağımız, bir saat süreyle olsun yaşamağı göze alamayacağımız pek çok ilişkiyi, düşleyebilir, düş düzeyinde gerçekleştirmek isteyebiliriz gene de: Bir çeşit temizlenme, arınma, "pisliğimizi atma" yolu olabilir bu düşlemler bizim için. Ağulayıcı da olabilir...
Diyeceğim, sürdürdüğümüz, belli bir anda "var" diyerek oluşturdukları dizge içerisinde görebildiğimiz ilişkilerin çevresinde bulut bulut başka ilişkiler (bize kabul ettirilmiş, kaçınamadığımız, çer çöp ayıklar gibi attığımız, sıyrılmağa çalıştığımız, kurduğumuz, kuramadığımız, düşlediğimiz ilişkiler) de var. Biz bunları unutuyor değiliz șu anda. Unutamayız da.
Ama onları bir kenarda tutmakla, dikkatimizi yalnız birkaçına (önemli saydığımız, söyleyeceklerimiz açısından önemli saydığımızda birkaçına) gevirmekle yetiniyoruz.” s. 92-93