Spoiler içeriyor
Jane İşletme bölümünde okuyan üniversite ikinci sınıf öğrencisidir. Aslında çok güzel resim çizen Jane’in hayali sanat okuyup ünlü bir sanatçı olmaktır ama mezun olduktan sonra ailesinin işini devralacağı için işletme okumaktadır. Jane birgün okulda ismi kendi ismiyle aynı olan biriyle…devamıJane İşletme bölümünde okuyan üniversite ikinci sınıf öğrencisidir. Aslında çok güzel resim çizen Jane’in hayali sanat okuyup ünlü bir sanatçı olmaktır ama mezun olduktan sonra ailesinin işini devralacağı için işletme okumaktadır. Jane birgün okulda ismi kendi ismiyle aynı olan biriyle tanışır. Jane Patrick ile.
Yakışıklı Jane Patrick zengin bir ailenin oğludur. Jane ile aynı bölümde son sınıf öğrencisidir. Sosyal medya kullanmayan,gizemli biridir. Jane Patrick bütün okulda herkesin dileklerini gerçekleştiren bir “iblis” olarak bilinmektedir. Dileklerini gerçekleştirmek için ona giden herkes istediğine kavuşur. Ama karşılığında bir bedel ödedikleri söylenir. Bu yüzden herkes Jane Patrick’ten korkar.
Jane,Jane Patrick ile tanıştıktan sonra onunla çok fazla karşılaşmaya başlar. Aynı bölümde okuyan ve isimleri aynı olan Janelerden yaşça küçük olanı Little Jane,diğeri de Big Jane olarak anılmaya başlar.
Little Jane ile zaman geçirdikçe onun hayalini öğrenen Big Jane onu kolayca hayaline kavuşturabileceğini söyler. Big Jane,hayaline emek ve çaba olmadan kavuşmayı reddeden Little Jane’den çok etkilenir. Böylece kendisine yaklaşan herkesten farklı bir tavır sergileyen Little Jane’in peşine düşer ve onunla flört etmeye başlar. Çekici,nazik ve korumacı Big Jane’in cazibesine karşı koyamayan Little Jane de onun için bir şeyler hissetmeye başlar. Dahası Big Jane ile birlikte olduğu her an Big Jane ona kendisini çok değerli hissettirir. Fakat Little Jane birgün okuldakilerin Big Jane ile ilgili korkunç şeyler söylediğini duyar. Jane Patrick kendisine aşırı nazik davranan bir centilmen midir yoksa herkesin söylediği gibi manipülatif bir iblis midir çözmeye çalışırken Little Jane de kendini Big Jane‘den bir dileğini yerine getirmesini isterken bulur.
Bir kan antlaşması yaparlar. Little Jane artık tamamen Jane Patrick’e ait olacaktır. Antlaşmanın ilk kuralı ise fazla duygusal olmamaktır. Ancak Jane Patrick bazen koyduğu kurala kendisi uyamaz.
Anne…ben bir iblise aşık oldum. Tıpkı dizinin müziğinde olduğu gibi; “Sen kırmızı bir bayraksın ama ben renk körüyüm…”. Fragmanında çekici Jane Patrick ve koca siyah kanatlarını gördüğümden beri diziyi merakla bekliyordum. Sonunda izledim.
Dizinin konusuyla ilgili çok özel bir şey yok. Hatta birkaç şey pek hoşuma gitmedi. (Bunlardan spolu alanda bahsederim.) Eksiklikler var. Ve toksik ilişkiler izlemeyi de pek sevmem. Ama Dee Hup House bence izlemeye değer bir iş çıkarmış. İzlemeye başladığım gün arka arkaya 7 bölüm izledim. Dizi heyecanlandırıyor ve merak ettiriyor. Çarpıcı müzikleri var. Colorblind’ı zaten çok beğendim. Ama en önemlisi Jane Patrick sizi ekrana bağlıyor!
Maalesef bütün kadroda oyunculuğunu en yetersiz bulduğum Heng yani Little Jane oldu. Yardımcı oyuncular ondan çok çok daha iyiydi.
Mesela Gap’i ve Dan’i oynayan müthişlerdi. Ama Heng…henüz yolun çok başında.
Öte yandan Tee yani Jane Patrick’i oynayana bayıldım. Sadece 10.bölümde ağladığı bir iki sahneyi sevmedim. Fakat bu nasıl bir aura…Sanki Jane Patrick gerçek biri ve ekranın içinden çıkıp boğazınıza yapışacak. Derin bakışları içinize işliyor. Ben zaten toksik JP’ye değil ona vuruldum aslında. Diziyi benim için izlemeye değer kılan şey o oldu. Tuhaf olan şey şu ki Tee milli futbolcuymuş. Tay aktörlerin kariyer yönetimi gerçekten çok ilginç. Oyunculuk çoğunun ikinci işi gibi bir şey. Aynı anda bir sürü şey yapıyorlar. Üstelik Tee oyunculuğa daha yeni başlamış gibi bir şey.
Bu arada iki başrolü de stalklayınca çok şaşırdığım bir şeyle karşılaştım. Bunu kesinlikle yargılamak için söylemiyorum ama iki başrolü de sadece 1 yıl önce fena bir makeovera sokmuşlar. Tee’nin burun ameliyatından önceki havası o kadar farklı ki…sanki başka birisi. Heng’in ise House Of Stars’da oynayan çocuk olduğunu anladığımda çok şaşırdım. O kadar çok değişmiş ki tanıyamadım. İkisi de dizi çekimlerine az zaman kala cesur kararlar almış bence.
Son olarak; Dan ve Put’u da yeni bir dizide çift yapmışlar. İzler miyim bilemedim.
Şimdi spolu alana giriyorum ***
.
.
İlk bölümlerde “JP’nin kanatları nasıl olmaz!” diye isyan ederken dizinin fantastik olmadığını fark ettim…oysa fragmanda bize böyle yansıtılıyordu. İzleyicileri böyle yanıltmışlar. JP gerçekten iblis olsa işte o zaman bu dizi özel olabilirdi.
JP insanların dileklerini bağlantıları ve kurduğu yeraltı networkü sayesinde gerçekleştiriyor. Onu kanatlarıyla hayal eden Little Jane. Kişilik bozukluğu gibi mental bir hastalığı vardır diye faturasını kesecektim ama öyle de çıkmadı.
Yaptıklarında doğru olduğunu söylemek için demiyorum -hatta aksine kendisini bayağı toksik buluyorum,tacizleri falan iğrençti!- JP kötü bir babayla büyümüş. Kendisine hep bir yatırım gözüyle bakılmış. Sevgi görmemiş. İnsanlar kendisine hep gücü ve yapabileceği şeyler için gelmiş. Jane JP’nin neler yaptığını bildiği halde onunla ilişkisini sürdürüyor ya…o da ayrı bir salak. Ve ikisi de hem geçmişte hem de 5 sene sonrasında ilişkilerinde hep aynı hatalara düşüyorlar.
Düşününce Little Jane’in ailesi de iyi değildi. Çocukları arasında ayrım yapıp onların hayallerini doğru düzgün desteklemediler. Onlar için varsa yoksa eczaneleriydi. Bu arada Jet’in dramaları bir noktada sıkmaya başladı.
Jane’in başı JP yüzünden derdi girecekti zaten de hafıza kaybı olayı olmasa da olurdu. Salak çocuk yine ve yine bu toksik herifi seçti.
Dan’i beğendik derken o da ayrı kırmızı bayrak çıktı. Son darbeyi de o vurdu. Bu arada ona tam olarak ne oldu göremedik. Ve bence finalde JP bu iyilik oynunu bırakmalıydı. Acaba bir özel bölüm falan mı gelecek? Ya da yeni sezon?
Neyse,tüm bunlara rağmen ben keyif alarak izledim nedense 😂 Tee sayesinde bence.