Diziyi izlemeye başladıktan bir kaç bölüm sonra şunu söylemek istiyorsunuz değil mi; "Hayatımda bu kadar şaçma bir şey izlemedim". Biraz abartılı olacak ama ben bunu şuna çevirmek istiyorum; "Hayatımda bu kadar dahiyane bir fikir görmedim" Bakın oyuncuların geçmişteki işleri, fizikleri…devamıDiziyi izlemeye başladıktan bir kaç bölüm sonra
şunu söylemek istiyorsunuz değil mi; "Hayatımda bu kadar şaçma bir şey izlemedim". Biraz abartılı olacak ama ben bunu şuna çevirmek istiyorum;
"Hayatımda bu kadar dahiyane bir fikir görmedim" Bakın oyuncuların geçmişteki işleri, fizikleri ve gerçek hayattaki fiziksel tavırları bize bugünkü işleri hakkında çok fazla bilgi verir. Ben şuna çok eminim; daha en başında Melis Sezen ve Müge Bayramoğlu'nun bu hikayeye seçilmiş olmaları bir tesadüf olamaz. Çünkü bu hikaye deneyimin önemini satıyor seyircisine. Şöyle düşünün; pazara gidip bir domates alacaksınız, sadece fiyatına bakarak herhangi bir domates almak da var, bütün cezbedici kokusu ve görünümüyle gel beni al diyen domatesi almak da var. İşte bu dizideki Melis Sezen ve Müge Bayramoğlu o gel beni al diyen domatesler. Eğer yemeğin deneyim ve haz tarafını anlatacaksanız, bunu bu iki oyuncudan daha iyi anlatabilecek bir oyuncu var mı?
Anlamayanlar varsa şöyle söyleyeyim; hani göz tokluğu diye bir deyim vardır ya, işte dizide bahsedilen tokluk ve açlık, bu tür bir tokluk ve açlık. Leyla karnı acıkan insanları doyurmak istemiyor. Asıl amacı ruhen, duygusal ve düşünsel olarak 'tok' insanları bularak onlara bir mercimek çorbası deneyimi yaşatmak istiyor. Yani ben yaşanabilecek ya da yaşamam gereken her şeyi yaşadım diyen insanlara yeniden yaşadıklarını hissettirmek istiyor. Ve gerçek tokların aslında aç insanlar olduğu mesajını vererek paradoksal bir durum oluşturuyor. Çünkü insan tokluğa mutlu olduğu şeyi yaparak ulaşır ancak. Leyla'nın toklar için bir restorant açmasının sebebi de bu zaten. Tok insanlara yeniden o deneyimi yaşatmak. Böylece kendisi de açlığını doyurma peşinde.
Şimdi bakın bu anlamak için üzerine düşünüp, öğrenmek gereken bir rol. Yani projenin içsel ve zihinsel tarafında çok ciddi bir emek gerektiren bir süreç bir oyuncu için. Klasik fiziksel zorluklarına girmiyorum bile. Şimdi siz bir oyuncu olarak bu kadar uğraşıp zihninizi, kalbinizi, bedeninizi veriyorsunuz bu projeye, sonra bir sürü kişi çıkıp, hiç anlamaya çalışmadan hayatımda bu kadar saçma bir şey izlemedim diyor. Bak size bir şey söyleyeyim mi, bunu genelde tiyatrocular için söylerler ama bence artık sinemacılar için de geçerli; oyunculuk bildiğin delilik ya. Uğraşılacak iş değil abi. Bakın sevmeyebilirsiniz. Özelliklede olay akışının değil mesajın ön planda olduğu projelerde bu çok daha doğaldır. Projeyi sevip sevmemeniz ya da ne derece sevdiğiniz o verilen mesajın sizi ne kadar cezbettiği ile doğrudan ilgilidir çünkü.
Cesur olun. Eğer olamıyorsanız da yaratıcı olun derim sık sık. İşte o bahsettiğim, istediğim yaratıcılık böyle bir yaratıcılık. Bravo...
Ben de daha çok yeni izledim diziyi ve bu yorumu da taze taze yazıyorum. Kaçırdığım şeyler, atladığım detaylar olabilir o yüzden. Affola...