Spoiler içeriyor
‘Tess, kiraladığı eve gece vardığında aynı evin başka bir adam tarafından da kiralandığını fark eder ve ikisi birlikte evin altında saklanan korkunç bir sırrı keşfeder. Ancak gerçek dehşet, yeraltındaki yaratık kadar onu ortaya çıkaran geçmişte ve insanların birbirlerine uyguladığı şiddette…devamı‘Tess, kiraladığı eve gece vardığında aynı evin başka bir adam tarafından da kiralandığını fark eder ve ikisi birlikte evin altında saklanan korkunç bir sırrı keşfeder. Ancak gerçek dehşet, yeraltındaki yaratık kadar onu ortaya çıkaran geçmişte ve insanların birbirlerine uyguladığı şiddette saklıdır.’
🕯️
Barbarian, ilk bakışta terk edilmiş bir evin altında yaşayan korkunç bir yaratığın hikâyesi gibi görünüyor. Fakat film ilerledikçe asıl korkunun yer altında olmadığını fark ediyoruz. Yeraltındaki yaratık, aslında çok daha eski ve çok daha insani bir kötülüğün sonucu. Film bize bir canavarın hikâyesini anlatırken, asıl olarak bir canavarın nasıl yaratıldığını soruyor.
Tess’in gece vakti yanlışlıkla aynı eve iki kişinin rezervasyon yaptırmasıyla başlayan hikâyesi, filmin en önemli fikirlerinden birini daha en başta kuruyor: İnsan kendisini güvende hissettiğini düşündüğü sistemlere ne kadar güvenebilir? Bir ev kiralıyorsun, rezervasyon yapıyorsun, kapıyı kilitliyorsun; yani normal bir insanın güvenlik için yapabileceği her şeyi yaptığını düşünüyorsun. Ama sistem hata yapıyor. Ev aslında uzun zamandır kullanılmıyor. Daha sonra polis yardım etmekte gecikiyor. Tess tekrar tekrar yardım istemesine rağmen yalnız kalıyor. Yani filmde tehlike yalnızca “kötü insanların” varlığından oluşmuyor; insanı koruması gereken yapıların gerektiği anda ortadan kaybolması da korkunun bir parçası.
🪞
Bu yüzden Tess’in hikâyesinde yalnızlık çok önemli. Tess aslında hiçbir zaman tamamen yalnız kalmak istemiyor. Keith geldiğinde ondan şüpheleniyor, çünkü gecenin bir yarısı tanımadığı bir adamla aynı evde kalmak zorunda. Fakat bir yandan da insan olmanın getirdiği o küçük güven duygusuna ihtiyaç duyuyor. Keith’in gerçekten iyi niyetli olduğunu anladığımızda film bu kez bizi başka bir yere götürüyor: Tess’in korkusu yanlış değildi; sadece korktuğu kişinin kim olduğunu yanlış tahmin etmişti.
Keith’in baştan beri şüpheli gelmesi de bu yüzden önemli. Film özellikle izleyicinin ve Tess’in zihninde “Bu adam güvenli mi?” sorusunu yaratıyor. Bunun tamamen doğuştan gelen, bütün kadınlarda aynı şekilde çalışan bir içgüdü olduğunu söylemek doğru olmaz. Fakat kadınların erkeklerden gelebilecek tehditlere karşı daha dikkatli davranmasına neden olabilecek toplumsal ve kişisel deneyimler var. Film de bu gündelik tedirginliği kullanıyor. Keith aslında iyi biri çıkıyor; fakat Tess’in temkinli olması yine de anlamsızlaşmıyor. Çünkü onun açısından mesele yalnızca Keith’in kim olduğu değil, tanımadığı birinin karşısında kendisini korumak zorunda olması.
⛓️
Sonra filmin gerçek canavarını öğreniyoruz: Frank.
Frank, Mother’ın yarattığı bir canavar değil. Tam tersine, Mother’ın arkasındaki gerçek kötülüğün kaynağı Frank. Kadınları kaçırıyor, onlara tecavüz ediyor, onları kendi çocukları üzerinde kontrol kurmak için kullanıyor ve ensest yoluyla nesiller boyunca süren korkunç bir döngü yaratıyor. Burada film çok önemli bir ayrım yapıyor: Mother’ın yaptığı şey korkunç olsa da onun şiddetinin arkasında bilinçli bir kötülükten çok, öğrenilmiş ve bozulmuş bir sevgi anlayışı var.
Mother insanları “bebek” olarak görüyor. Onları beslemek, korumak ve onlara bakmak istiyor. Fakat sevginin ne olduğunu sağlıklı biçimde öğrenemediği için korumak ile sahip olmak arasındaki farkı bilmiyor. Birini korumak için onu özgür bırakmak gerektiğini bilmiyor. Sevgi ile kontrol arasındaki sınırı bilmiyor. Çünkü ona bunu öğretecek sağlıklı bir dünya hiç olmamış.
Bu noktada Tess ile Mother arasında çok ilginç bir paralellik kuruluyor.
İkisi de korumaya çalışıyor. İkisi de başkasının hayatına kayıtsız kalmıyor. İkisi de karşısındaki insanı bırakıp gitmek yerine onun için bir şey yapmaya çalışıyor. Fakat aralarındaki temel fark, Tess’in korumanın yanında özgürlüğe de izin vermesi. Mother ise koruduğunu düşündüğü kişiyi hapsediyor.
Yani film aslında annelikten çok daha geniş bir şey söylüyor: Sevgi tek başına yeterli değildir. Sevginin nasıl gösterildiği de önemlidir. Birini sevdiğini düşünmek, ona istediğin her şeyi yapma hakkı vermez. Koruma arzusu, kontrol arzusuna dönüştüğünde sevgi artık zarar vermeye başlayabilir.
🪔
Bu yüzden Mother’ı sadece “kötü yaratık” olarak görmek filmin en yüzeysel okuması olur. O korkunç şeyler yapıyor, evet. Ama film onun nasıl o hale geldiğini de gösteriyor. Onu yaratan kişi Frank. Frank ise ne yaptığını bilmeyen bir varlık değil; yaptığı kötülüğün farkında olan ve bunu isteyerek sürdüren biri. Bu ayrım çok önemli.
Ve burada filmin adı devreye giriyor: Barbarian.
Başta barbar olanın yeraltındaki yaratık olduğunu düşünüyoruz. Çirkin, vahşi, insan olmayan bir şey. Fakat film ilerledikçe bu kelimenin anlamı değişiyor. Çünkü insan görünmek, medeni olmak ya da toplum içinde yaşamak bir insanı otomatik olarak “insani” yapmıyor.
Frank insan. AJ insan. Polisler insan. Kiralama sistemini işleten insanlar var. Fakat bunların her biri farklı biçimlerde insanı yalnız bırakabiliyor.
Özellikle AJ ile Mother arasındaki karşıtlık filmin en sert noktalarından biri. AJ dışarıdan bakıldığında “normal” bir insan. Konuşuyor, çalışıyor, kariyer kaygıları var, toplumun içinde yaşıyor. Mother ise dışarıdan bakıldığında bir canavar. Ama filmin sonunda AJ kendi hayatını kurtarmak için Tess’i feda ediyor. Mother ise Tess’i korumaya çalışıyor.
⌛️
Bu, “Mother aslında iyi, AJ kötü” gibi basit bir tersine çevirme değil. Film bize daha rahatsız edici bir soru soruyor:
İnsan olmak ile insan gibi davranmak aynı şey mi?
Bir insanın dış görünüşü, dili, işi, toplumdaki konumu onun ahlaki davranışını garanti etmiyor. Aynı şekilde bir yaratığın korkunç görünmesi de onun içindeki bütün insani dürtüleri yok etmiyor.
Tess’in hikâyesini güçlü yapan şey de burada ortaya çıkıyor. Tess bütün bunların içinde yalnızca hayatta kalmaya çalışan biri değil. O, başkalarının yaşadıklarını görmeye devam eden biri. Keith’in başına gelenlerden sonra kaçıp kendisini kurtarmaya çalışabilirdi. Fakat başkasının içeride olduğunu öğrendiğinde geri dönüyor. Mother’ın ne olduğunu anlamaya çalışıyor. AJ’ye güvenmemesi gerektiğini anlıyor. Ve sonunda hayatta kalabilmek için Mother’ı öldürmek zorunda kalıyor.
Bu da Tess’in önemli bir dönüşümü.
🪭
Filmin başlarında Tess daha çok başkalarına karşı dikkatli olan biri. Filmin sonunda ise hem başkalarını düşünebilen hem de kendisini koruyabilen biri haline geliyor. Çünkü empati ile kendini feda etmek aynı şey değil.
Bence filmin en güzel fikirlerinden biri de bu: Birini anlamak, ona teslim olmak zorunda olduğun anlamına gelmez.
Tess Mother’ın hikâyesini anlayabiliyor. Onun neden böyle olduğunu görebiliyor. Ama bu, Mother’ın yaptığı şeyleri kabul edeceği anlamına gelmiyor. Onu öldürmesi bu yüzden yalnızca “canavarı öldürmek” değil; şiddetin devam etmesini durdurmak anlamına da geliyor.
Çünkü Mother’ın içinde taşıdığı şey aslında Frank’in bıraktığı miras. Frank’in uyguladığı şiddet nesilden nesile aktarılıyor. Her nesil bir öncekinden aldığı travmayı yeniden üretiyor. Ve film burada çok tanıdık bir insan meselesine dokunuyor:
İnsana yapılan kötülük, insanın içinde kalıp başka birine aktarılabilir.
Ama aktarılmak zorunda değildir.
🛡️
Tess ile Mother arasındaki en büyük fark belki de budur. Mother kendisine öğretilen dünyadan çıkamıyor. Tess ise kendisine yapılanların, gördüklerinin ve yaşadıklarının kendisini tamamen belirlemesine izin vermiyor.
Bu yüzden Barbarian yalnızca “canavar nerede?” sorusunu sormuyor. Daha derin bir soru soruyor:
Bir insan kendisine yapılan kötülüğü tekrar etmek yerine o döngüyü durdurabilir mi?
Film bunun kolay olduğunu söylemiyor. Hatta tam tersine, dünyada insanın kendisini korumasının bile bazen ne kadar zor olduğunu gösteriyor. Polis yetişmeyebiliyor. Sistem hata yapabiliyor. Yanlış insana güvenebiliyorsun. Doğru insanı yanlış anlayabiliyorsun. Ve bazen gerçekten kimsenin gelmediği bir anda kendi kararını vermek zorunda kalıyorsun.
Belki de bu yüzden filmin en büyük korkusu yeraltındaki tüneller değil. İnsanın tamamen yalnız kaldığı anda ne yapacağı.
Tess’in başına gelenlerin sonunda yine de tamamen karanlık bir yerde kalmamasını önemli buluyorum. Çünkü film bütün insanlar kötü demiyor. Keith var. Tess var. Tess’in yardım etme isteği var. Hatta Mother’ın bozulmuş biçimde de olsa taşıdığı koruma dürtüsü var. Yani insanın içinde hem yıkıcı hem koruyucu tarafların bulunabileceğini gösteriyor.
🕯️
Sonunda Barbarian bize klasik bir korku filmi gibi “canavar öldü, her şey bitti” demiyor. Daha rahatsız edici ama daha anlamlı bir yerde bırakıyor:
Canavar bazen doğuştan gelmez. Bir dünya tarafından yaratılır.
Ama belki bunun karşılığı da şudur:
İyi olmak da yalnızca doğuştan gelen bir özellik değildir. İnsan, gördüğü kötülüğe rağmen başka türlü davranmayı seçebilir.
Tess’in hikâyesini değerli yapan şey tam olarak bu. O, yaşadığı bütün korkuların sonunda Mother’a dönüşmüyor. Kendisine yapılanları başkasına yapmıyor. Korkuyor, yanılıyor, yaralanıyor, kaybediyor ama yine de başkasının acısını görebilme yetisini kaybetmiyor.
Ve belki filmin bize bıraktığı en güçlü soru şu:
Bir canavarı canavar yapan şey doğduğu beden midir, yoksa ona bunu öğreten dünya mı?
Ve insan, kendisine yapılan kötülüğü başkasına aktarmak yerine o döngüyü durdurmayı seçebilir mi?
Barbarian bu soruların cevabını tamamen vermiyor. Ama Tess’in varlığı, en azından bir şeyin mümkün olduğunu gösteriyor:
İnsanın başına gelenler, onun neye dönüşeceğini tamamen belirlemek zorunda değil.