İnsan, büyüdüğü çevre ile bir bağ kurar ve bunu hayatı boyunca hep sırtında taşır. Bu bağdan memnunsa benzer yerleri yuvası olarak görebilir, aynı şekilde eğer bu bağdan memnun değilse de zıt yerler onu rahat ettirir. Ahmet Celal’de İstanbul’da yetişmiş, tahsili…devamıİnsan, büyüdüğü çevre ile bir bağ kurar ve bunu hayatı boyunca hep sırtında taşır. Bu bağdan memnunsa benzer yerleri yuvası olarak görebilir, aynı şekilde eğer bu bağdan memnun değilse de zıt yerler onu rahat ettirir. Ahmet Celal’de İstanbul’da yetişmiş, tahsili iyi ve şimdiki deyişle Kemalist denebilecek bir subaydır. Savaşta kolunu kaybetmiş ve o sıralarda işgal altındaki İstanbul’da kalmak istemeyerek arkadaşı Mehmet Ali’nin Eskişehir’deki köyüne taşınma kararı alır. Köye taşınmasının ardından, ortama uyum sağlamaya çalışır ama köylünün ahlaksızlığı ve cahilliği içinde kendine bir yer edinemez. Sürekli köylüleri eleştirmeye başlar, köylüler de bu sebepten Ahmet Celal’i aralarına alamazlar ve ona “Yaban” demeye başlarlar. Kapısına kadar gelen düşmandan bihaber olan köylüler Ahmet Celal’in onlara anlatmaya çalıştığı şeyleri umursamaz ve günlük işlerine devam ederler. Yabanımız da aslında köylüler gibi olmaya çalışır ama beceremez çünkü onlar gibi değildir. Aynı yollardan geçmemiştir, aynı şeyleri yaşamamıştır ve en zoru onlar gibi düşünmüyordur. Kitapta bu konu hakkında şöyle diyor: “Onlar gibi olmak, onlar gibi giyinmek, onlar gibi yiyip içmek, onlar gibi oturup kalkmak, onların diliyle konuşmak… Haydi bunların hepsini yapayım. Fakat, onlar gibi nasıl düşünebilirim? Nasıl onlar gibi hissedebilirim?” İşte temel sıkıntı budur. Çocukluğundan beri atılan temeller oraya uygun değildir. Aynı ülkede, aynı dili konuşan hatta nispeten birbirine yakın denebilecek coğrafyalarda yaşayan insanlar arasında uçurum vardır. Aydın ve zengin kesim, halktan vergi alarak o hale gelmiş ama onlara karşılığında hiçbir şey vermemiştir. Köye bir “Yaban”ın uğraması ve onlara bir şeyler öğretmeye yeltenmesi nafiledir, onlar artık atalarının ve kendi çevrelerinin girdabına girmiş ve çıkmaları epeyce zordur. Ahmet Celal’de İstanbul’un bir insanı olarak o çevrede kendini evinde hissedemez ve 50 yılda yaşasa o “Yaban” lakabıyla, her zaman evinden uzak olma hissiyle yaşar, gider. Bu bağlamda kitapta geçen söz de önemlidir. “Talim, terbiye, iyi örnek bunların hepsi geçici şeylerdir. Ve çevre değiştirmedikçe, insanın değişmesine imkân yoktur.”
İnsan, büyüdüğü çevre ile ister istemez bağ kurar ve bunu hayatı boyunca sırtında taşır. Bu bağ ile ne kadar bağlıysa, kendine zıt yerlerde o kadar zor barınır. Öfkelenir, kızar, değiştirmeye çalışır o yeri ama bu imkansızdır, çünkü o ortamla bağ kurmuş insanlar, ne yaparsan yap bağlarından kopmakta direnirler. Seni yok sayarlar, seni kötü yaparlar ama değişmezler, değişmek istemezler. Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun bu romanı bize aidiyet hissinin ne demek olduğunu ve o zamanki Anadolu halkıyla aydın kesimin ne kadar birbirinden uzakta olduğunu anlatıyor. Eğer çevre bizim gibi düşünmüyor, bizim gibi yaşamıyorsa ne yaparsak yapalım, yuvamızdan uzaktayızdır.