Kaotik ve Lezzetsiz bir Masal veya Masalımsı Masalların çocuklar için olduğu söylenir; onlara yeni dünyaların kapılarını açmak, onları şaşırtmak ve hayal güçlerini perçinlemek masalların temel maksadıdır fakat masalların sadece çocuklar için değil yetişkinler için de faydalı olduğunu ve hatta yetişkinlerin…devamıKaotik ve Lezzetsiz bir Masal veya Masalımsı
Masalların çocuklar için olduğu söylenir; onlara yeni dünyaların kapılarını açmak, onları şaşırtmak ve hayal güçlerini perçinlemek masalların temel maksadıdır fakat masalların sadece çocuklar için değil yetişkinler için de faydalı olduğunu ve hatta yetişkinlerin masallara çok ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.
Valerie a týden divů filmi de masalsı bir anlatım, bir görsel şölen iddiasıyla karşımıza çıkıyor. Öncelikle şunu söylemek gerekiyor ki görsel açıdan gerçekten de söylendiği gibi bir şölen havasında geçiyor. Canlı renkler, pastoral bir hava ve eşsiz bir dünya sunuyor bizlere. Bu açıdan film hakikaten de çok başarılı. Filmin belki de tek başarılı tarafı budur zannımca.
Filmin bu görselliği vermeye çalışırken karşılaştığı olumsuzluklara değinmek de gerekir. Film, sayısız renklerden, müthiş bir canlılıktan ve eşsiz bir atmosferden oluşuyor olabilir fakat bunu ölümcül bir biçimde yapıyor. Masalsı anlatım dendiği vakit herkesin aklında sükut, sessizlik veya huzur canlanır ama bu filmde bu görsel şölen inanılmaz bir kaosu da beraberinde getiriyor. Yönetmen her şeyden biraz eklemenin filme olumlu yansıyacağını düşünerek derin bir yanılgı içerisine düşüyor ve filmin temel başarısızlığını da beraberinde getiriyor. Bu kaos biz izleyicileri âdeta yutuyor, yutup yutup tükürüyor...
Huzur ve dinginlik bir yana, müthiş bir baş ağrısı yapıyor âdeta. Yönetmenin burada temel amacının bunu yapmak olmadığı bariz; labaratuvarda bir deney yapıyor, deney tüpüne bir şeyler ekliyor, ekliyor ve ekliyor... Rengarenk ve kendi başına harika görünen sıvılar bunlar ama ama ölçüyü kaçırıyor ve o da ne... Büyük bir patlama oluşuyor... Her rengi bir arada tutmaya çalışmanın verdiği o büyük düzensizlik, o kaos... İşte filmi öldüren, katleden de tam olarak bu.
Bu bağlamda gayriihtiyari bir kıyasa giriyoruz; bu bir masal ise Pan'ın Labirenti ne? Evet, bu kıyas çok tabii bir kıyastır. Pan'ın Labirenti filmi de bizlere bir görsel şölen sunuyor ve bunu çok daha ölçülü ve 'olgun' bir şekilde yapıyor. Üstelik bunu iki ayrı dünya ile harmanlayarak önümüze koymayı başarıyor; gerçek, yani yetişkinlerin dünyası ve küçük kızın masalsı dünyası... Ve bunu son derece başarılı bir şekilde yapıyor, damakta nefis ve lezzetli bir masal tadı bırakıyor. İki filmi incelediğimiz vakit farkı bariz bir şekilde görmüş oluyoruz.
Başka bir örnekle ilerleyelim; bir şef ağır misafirler ağırlıyor ve onlara eşsiz bir yemek yapmayı planlıyor. Envai çeşit malzeme hazırlıyor ve işe koyuluyor; biraz ondan, biraz bundan, biraz daha ondan, biraz daha şundan, yeterli gelmedi, biraz da şundan... Derken ortaya garip bir tablo çıkıyor. Yemekte birbirini bastırmaya çalışan sayısız tat oluşuyor, hiçbiri birbirine baskın değil ve hepsi birbirini bastırmaya çalışıyor. O kadar malzemeye rağmen yemek yavan ve rahatsız ediyor. Bu film sanırım bu şekilde tanımlanabilir.
Bir tablo düşünelim; her renkten bir fırça darbesi atılsın üzerine, ortaya nasıl bir manzara çıkar; kaos! Müthiş bir düzensizlik, baş ağrısı ve ne idüğü belirsiz garip renkler, şekiller ve çizgiler...
Film ölçüyü kaçırıyor ve kendi kendini tüketip biz seyircileri bir kaosa mahkum ediyor ve o masal keyif vermek bir yana katlanılmaz bir eziyete dönüşüyor. Uyku kaçıran, uyuduğunuz vakit ise kâbuslar görmenize sebebiyet veren bir masal hâline geliyor, oysa masalın maksadı hiçbir zaman bu olmamıştır.
Beri yandan, filmde son derece rahatsız edici durumlar da var. Temelde film yetişkinliğe bir adım, şehvet, kendi vücudunu keşfetme gibi konuları işliyor ama bunu son derece basitçe, acımasızca yapıyor. 77 dakika boyunca yoğun bir pedofiliye maruz kalıyoruz ve bu son derece rahatsız edici. Kendi vücudunu keşfeden ve ergenliğe giren bir küçük kızı resmetmek bunu yapmaya bir sebep değil, olamaz da. Aynı zamanda bu Çek filminde sürekli garip yakınlaşmalar, fiziksel temaslar ve "öpüşmeler" var. Kimin kiminle nerede ne zaman ne yaptığı belli değil. Bunun Çek kültürünü yansıttığını düşünebilirsiniz fakat Çek kültüründe böyle bir durum söz konusu değil. Burada, yönetmenin aşikâr fantezilerini görüyoruz, buna maruz kalıyoruz.
Özetlemek gerekirse şayet; her şey yapmaya çalışıp hiçbir şey yapamayan, var olmaya çalıştıkça yok olan, yaratmaya çalıştığı masal dünyasını yine kendi elleriyle bir kâbusa çeviren, bir ütopya yaratmayı hedefleyip bir distopyaya çakılan ucuz ve bayağı bir filmden öteye geçemiyor. Evet baylar ve bayanlar; bu lezzetsiz bir kaos masalıdır, hepinize iyi seyirler!