The Painted Bird 2019 yılında çıkan en vurucu, en ofansif ve en sanatsal yönü ağır basan filmi olarak listeme giriş yaptı. Öncelikle film herkese göre bir film değil. İnanılmaz sanatsal kaygılarla çekilen film, bir çok elementin en ağır hallerini kullanması…devamıThe Painted Bird 2019 yılında çıkan en vurucu, en ofansif ve en sanatsal yönü ağır basan filmi olarak listeme giriş yaptı. Öncelikle film herkese göre bir film değil. İnanılmaz sanatsal kaygılarla çekilen film, bir çok elementin en ağır hallerini kullanması filmin herkese göre olmamasını ve belirli bir zümreye hitap eden film olarak kalıyor.
60 yaşındaki yönetmen Václav Marhoul, bir romandan uyarlama olan film, yahudi soykırımı esnasında bir çocuğun başından geçen olaylar silsilesini anlatıyor. Film bir yol filmi olsa da, yolda ana karakterin başına gelen tüm insanlık ayıbı olaylar, izleyenleri inanılmaz zorluyor. Özellikle ana karakterin çocuk olmasın ve yönetmenin filmi çocuğun karakteri üzerine kurması, filmin gerçekçilik boyutunun inanılmaz yükseltiyor. Filmde yer alan bir çok sahne, bu Dünya'nın karanlık yüzünü, izleyenlere tokat ata ata gösteriyor.
Filmin senaryosu, bölümlerden oluşuyor. Bu bölümler, genelin aksine birbiri ile bağlantılı olması ve her yeni hikayede insanlığın bir ayıbına değinmesi filmin senaryosal anlamda, filme nefes aldıran kısmı oluyor. Bunun haricinde diyalogların neredeyse sıfıra yakın olması sinemanin görsel tarafının baskın olmasını sağlıyor. Özellikle son kısımlarda, çizgisinden çıkması filme ufak zararlar verse de yönetmenin anlatım dilindeki vuruculuk, genel olarak güzel bir seviyeye çıkarıyor.
Filmin görüntü yönetmenliğini yapan Vladimír Smutný, bu filmi gerçekten bambaşka bir yere taşınmasına sebep oluyor. Filmin siyah-beyaz formatta çekilmesi sanatsal yanını yükseltirken aynı zamanda filmin vuruculuğunu arttırmakta önemli bir pay oynuyor. Yönetmenin, kamerayı dinamik bir şekilde kullanması, oldukça ağır ilerleyen filmi bir derece hızlandırıyor. Ozellikle iç çekimlerde kullanılan doğal ışıklar, durağan filmi, sıkıcıliktan kurtarmasını sağlıyor.
Filmin oyuncu kadrosu aslında tek bir kişi üzerine kurulu. Başlarlar isimsiz olan ve sonradan ismini öğreneceğimiz Joska (Petr Kotlár) yaşına rağmen oldukça zor bir işi başarıyor. Daha önce de dediğim gibi yönetmenin filmi çocuğun üzerine inşaa etmesi, kendi içinde büyük bir risk taşırken aynı zamanda filme dair yapılan empatinin gücünü arttırmakta. Onun haricinde filmde yer alan Harvey Keitel, Udo Kier, Stellan Skarsgård gibi isimler tecrübeleri ile bir parça filme dinamizm katsa da, pastadaki aslan payını Petr Kotlár hak ediyor.
Film aynı zamanda müziksiz. Ara sıra giren müzikler olsa da genel olarak film doğanın sesinden besleniyor. Bu müziksiz ortam, filmin gerçekçiliğini ve sanatsal yanını yükseltmesine rağmen, bazı sahnelerde izleyenlerin dikkatini dağılmasını sağlıyor. Ama daha önceden de dediğim gibi, filmin sanatsal bir kaygı ile çekilmesi, neden müziğin olmadığını bize açıklar nitelikte.
Çek topraklarından çıkan film genel yapı itibariyle İran Sineması, Rus Sineması ve Doğu Avrupa Sineması izlerini güzel bir şekilde harmanlaması ve aynı zamanda konusu itibariyle fazlasıyla gerçeğe yakın olması, benim gözümde filmi çok iyi bir seviyeye çıkartmakta. Yönetmenin kitabın çizgilerini bozmadan beyaz perdeye aktarması ve çizgisini göstere göstere belirtmesi, Václav Marhoul'a aldığı riskten dolayı bir ince yükselmemizi sağlıyor.
Sonuç olarak, herkese göre olmayan bi film 2019'un en gerçekçi ve en rahatsız edici yapısı ile benim Top List'ime rahatça girmeyi başarabildi.
8/10