Çok yoğun bir dönemde okuduğum için vakit ayıramadım ve elimde kaldığı süre uzadıkça etkisini yitirdi ne yazık ki. Sihri kaçmadan okuyabilmek isterdim, serinin önceki kitapları kadar sevmezdim yine de. Bu kitap ne yaptı? Beni fedakarlıkla gelen gücün ağır bir yalnızlıkla…devamıÇok yoğun bir dönemde okuduğum için vakit ayıramadım ve elimde kaldığı süre uzadıkça etkisini yitirdi ne yazık ki. Sihri kaçmadan okuyabilmek isterdim, serinin önceki kitapları kadar sevmezdim yine de.
Bu kitap ne yaptı? Beni fedakarlıkla gelen gücün ağır bir yalnızlıkla harmanlandığında nasıl korkunç bir kader yolağı oluşabileceği üstüne düşündürmeyi başardı. İnsanlık tarihinde insanoğlunun sıkça düştüğü yanılgılar ve bunların tüm tarihi eşzamanlı görebilsek nasıl aptalca gözükeceğine dair bir bakış açısı sunması bir ufuk açtı diyebilirim.
Kitabın temelinde yatan şu soruyu sormak gerekir: Yüzyıllardır insanoğlunun kovaladığı barış ihtiyacımız olan şey midir gerçekten? Biz barış mı istiyoruz, yoksa barışı istemek kaosu dizginlemenin bir yolu mudur yalnızca? Barışa ne zaman ulaşsak rahat duramayıp kafeslerimizden çıkmak isteyişimiz bundan değil midir? Etrafımızdaki tüm parmaklıklar barış adını alıverir birden ve biz yeni bir barışı kovalamak üzere yeni kaoslar peşinde koşmaya devam ederiz. Kahramanımız Leto, barışın nasıl korkunç bir şey olabileceğini gösteriyor bize. Tür için hayatta kalmak barıştan daha önemli olmalıdır. Bunu unuttuğumuz zaman devinimden yoksun, alışılmış, adapte olmuş makinelere dönüşürüz. Unutmamamız için de her zaman karşımızda durabilecek, yenemediğimiz bir düşman gerekir bize. Tüm yumruklarımızı yese de yok olmamalıdır. Kimdir bu? Tanrı.
Ya da biz öyle deriz adına.
Kitabı sevseniz de sevmeseniz de inkar edemeyeceğiniz şey Herbert'ın bu kitapla Dune lore'unu çok derinleştirmiş olduğudur. Bizdeki İsa'nın doğumunun milad kabul edilişi gibi seri boyu tarih yazarak milestonelar yaratıyor yazar. Sonra bu olayların toplumun farklı kesimlerinde yarattığı akım ve etkileri öyle bir işliyor ki bu adamın tüm evlerin pencerelerinden tüm insanlığı gözetlediğini düşünüyorum bazen. Sen bir toplum dehasısın Herbert!
Kitabı okurken pek keyif almadığımdan bahsettim ama çokça alıntı işaretledim. Bunun sebebi o sözlere dönüp üstlerine tekrar kafa yormak istemem oldu. Zannımca kurgu çok daha iyi işlenebilirdi ama kafada bıraktığı düşünce nebulaları her yerde bulunmayan türdendi. Üstelik beni ağlatmışlığı da oldu. Serinin yeni kitabını okumadan biraz mesafe koymalıyım. Bu yorumu yazarken çok tekrara düştüğümü hissediyorum ama saat 4 olmuşken bu kadar beynim mevcut, affola. Sizleri gelenekleşmiş alıntı köşemle uğurluyorum, yalnız birini seçmek kolay olmadı. Sağlıcakla kalın. (Çok da uzun yazmışım, bunu okuyana kadar kitabı okursunuz. Pü bana!)
🔸"Geçmişimizin beşiğinde, bir mağarada sırt üstü yattım; öyle dar bir yerdi ki, içine santim santim sürünerek girebilmiştim. Orada, bir reçine meşalesinin dans eden ışığında, duvarlara ve tavana av hayvanlarını ve halkımın ruhlarını çizdim. Şimdi, kusursuz bir çemberin tamamlanmasıyla birlikte geçmişe, ruhun görülebildiği an için verilen kadim mücadeleye bakmak öyle aydınlatıcı ki. "Ben varım!" çığlığı zamanın her yerinde yankılanıyor. Kayalara kömür ve bitkisel boyalarla çizilmiş ellere ve kıvrımlı kaslara, sonradan gelecek dev sanatçıların bilgilendirdiği zihnimle bakıyorum. Bizler mekanik olaydan çok daha fazlasıyız! Ve uygarlık karşıtı yönüm soruyor: "Neden o mağaradan çıkmak istemiyorlar?""