İyi geceler arkadaşlar. İngilizcemi geliştirmek için birkaç öneri arıyorum da bana önerebileceğiniz YouTube kanalları ve yabancı çizgi diziler var mı acaba?
16 yaşındaki Monica'nın lisede son günüdür ve akşama balosu vardır. Ama tüm aksilikler bugünü bulur ve üstelik satın aldığı kolyenin peşinde olan birileri vardır. Peki Monica tüm bu olanlara rağmen hayallerindeki gibi bir balo yaşayabilecek midir? Adından da anlaşılacağı üzere…devamı16 yaşındaki Monica'nın lisede son günüdür ve akşama balosu vardır. Ama tüm aksilikler bugünü bulur ve üstelik satın aldığı kolyenin peşinde olan birileri vardır.
Peki Monica tüm bu olanlara rağmen hayallerindeki gibi bir balo yaşayabilecek midir?
Adından da anlaşılacağı üzere kötü bir saçla başlayan olaylar hiç beklemediğim bir şekilde gelişti ve bu olayları çözmek için resmen maceradan maceraya atladılar. Bu ise benim çok hoşuma gitti. Onlarla birlikte eğlendim ve onlarla birlikte güldüm.
Ayrıca kararlarımızın önemi, olduğumuz gibi sevilmek vs. gibi verilen mesajlar da gayet güzeldi.
Başrollerinde oynayan karakterler de çok iyiydi. Austin ve Ally'den tanıdığımız Laura Marano ile İyi Şanslar Charlie'den tanıdığımız Leigh-Allyn Baker resmen filme renk katmışlardı.
İzlediğim sitede filmin kenarındaki Disney Channel logosu ise beni duygulandırıp eski, güzel günlere götürdü.
Ailecek izlerken eğlenebileceğiniz bir şeyler arıyorsanız aklınızda bulunsun derim.
Gençliklerinde her şeye 'evet' diyip türlü maceralara atılan Allison ve Carlos evlenip ebeveyn olunca eski hallerinden eser kalmaz. Üç çocuk dünyaya getirip onların sorumluluklarını alırlar ve böylelikle her şeye 'hayır' diyen birer ebeveyne dönüşürler. Bu durumdan sıkılan çocuklar ise anne…devamıGençliklerinde her şeye 'evet' diyip türlü maceralara atılan Allison ve Carlos evlenip ebeveyn olunca eski hallerinden eser kalmaz. Üç çocuk dünyaya getirip onların sorumluluklarını alırlar ve böylelikle her şeye 'hayır' diyen birer ebeveyne dönüşürler. Bu durumdan sıkılan çocuklar ise anne ve babalarını, özellikle annelerini, birer ebeveyn değil diktatör olarak görmektedir. Bu durumdan kurtulmak için ise hep birlikte 'Yes Day' adı verilen bir güne hazırlanırlar.
'Yes Day'de ne olursa olsun her şeye 'evet' demeleri gerekir ve böylelikle eğlence başlar.
İzlerken gerçekten onlarla birlikte eğlendiğim ve ailenin önemini gördüğüm bir film oldu. Hiç sıkılmadan izledim ve zaman akıp gitti.
Oyuncular da gayet iyiydi benim için.
Çoğunuzun Wednesday karakteri ile tanıdığı Jenna Ortega ile ben bu filmde ilk defa karşılaştım ve sevdim diyebilirim.
Ayrıca Allison Torres karakterini canlandıran Jennifer Garner da çok iyiydi ve tam bir anne olduğunu düşünüyorum, daha önce izlediğim 'Love, Simon' filmini de göz önüne alırsak. Ama benim favorim kesinlikle polis memuru oldu.
Ailecek izlenebilecek tarzda tavsiye edebileceğim bir film diyebilirim.
Jose Arcadio Buendia ve Ursula yanlarına birilerini daha alıp kendilerine bir yurt bulmak için yola çıkarlar. Sonunda aradıkları yeri bulurlar ve buraya Macondo adını verirler. Maconda bunlara yeni bir ev olur, nesilleri burda yüz yıl boyunca sürecektir. Yeni yerde yeni…devamıJose Arcadio Buendia ve Ursula yanlarına birilerini daha alıp kendilerine bir yurt bulmak için yola çıkarlar. Sonunda aradıkları yeri bulurlar ve buraya Macondo adını verirler.
Maconda bunlara yeni bir ev olur, nesilleri burda yüz yıl boyunca sürecektir.
Yeni yerde yeni bir hayata başlayan Jose Arcadio Buendia ve Ursula'nın çocukları, torunları, hatta torunlarının da torunları olur ve böylelikle nesiller boyu soylarının sonu gelene kadar yaşarlar.
Her birinin farklı farklı özellikleri vardır, hepsinin tek ortak özelliği ise yalnızlıktır. Aradıkları aşkı bulsalar da, vatanları uğruna savaşsalar da, kendilerini işlere, eğlencelere, edebiyata verseler de yalnızlık onların kaderinde vardır.
Buendia ailesinin nesiller süren yaşamlarına eşlik ettiğimiz bu eser benim için gayet güzeldi.
Birçok karakterle tanıştım ve çoğunda kendime ait izler buldum. Onlarla birlikte aşık olup onlarla birlikte savaştım, onlarla birlikte eğlenip onlarla birlikte ağladım. Onlarla birlikte yaşayıp onlarla birlikte yaşlandım. Ve en sonunda onlarla birlikte ölümü tattım.
'Yüzyıllık Yalnızlık' Gabriel Garcia Marquez'in 'Kırmızı Pazartesi'den sonra okuduğum ikinci eseri.
Karakter tahlillerini ve duyguları çok güzel işlediğini düşünüyorum. Ayrıca eserde pek diyalog olmasa da benim için gayet akıcıydı. Bir konudan diğer konuya geçerken aralarında kurulan bağlantıları sevdim.
Hoşuma gitmeyen yanı karakterler arasında yaşanan bazı olaylardı. Buna ek olarak da karakterler çok karışıktı. Çoğu zaman ilk sayfadaki soy ağacına bakarak kimin kim olduğunu anlamaya çalıştım. Bu da karakter fazlalığına ek olarak çoğunun aynı isimde olmasından kaynaklanıyor. Onun dışında gayet güzeldi ve severek okudum.
Dokuz yaşındaki Ramona, ele avuca sığmayan, hayal dünyası geniş bir çocuktur. Evde olsun, okulda olsun başını sürekli derde sokar. Bir gün babasının işten çıkarılması haberiyle evden taşınmaya karar verirler. Bunun üzerine Ramona, evden taşınmamak için elinden geleni yapacaktır. Peki yaramaz…devamıDokuz yaşındaki Ramona, ele avuca sığmayan, hayal dünyası geniş bir çocuktur. Evde olsun, okulda olsun başını sürekli derde sokar.
Bir gün babasının işten çıkarılması haberiyle evden taşınmaya karar verirler. Bunun üzerine Ramona, evden taşınmamak için elinden geleni yapacaktır. Peki yaramaz Ramona bunu başarabilecek midir yoksa her şeyi eline yüzüne mi bulaştıracaktır?
Özellikle son izlediğim birkaç filmin çok kötü olduğunu göz önüne alırsak bu film benim için gerçekten mükemmeldi. Kendimi çocukluğumun yaz tatilinde, balkonda Disney Channel izliyormuşum gibi hissettim. Ve bilen bilir bu his muhteşem bir şey.
Konusuyla, karakterleriyle, şarkılarıyla, sahnelerinin güzelliğiyle beni hiç sıkmadı ve zaman akıp gitti.
Ramona'nın maceraları, ailesinin ilgisi, yaşanan aşklar... Hepsi çok güzeldi. Hepsini çok beğendim.
Ailecek izlenebilecek tarzda, tavsiye edebileceğim bir film.
Kocasının ihanetine uğrayan Yadigar, iki çocuğu ile evi terk eder. Ama gidecek kimsesi yoktur. En sonunda annesinin bir emanet bıraktığı arkadaşı Hüsne gelir aklına. Hüsne'yi bulmak için yollara düşen Yadigar Antep'ten İstanbul'a gelir. Bir emanet için gelen Yadigar burda kendine…devamıKocasının ihanetine uğrayan Yadigar, iki çocuğu ile evi terk eder. Ama gidecek kimsesi yoktur. En sonunda annesinin bir emanet bıraktığı arkadaşı Hüsne gelir aklına. Hüsne'yi bulmak için yollara düşen Yadigar Antep'ten İstanbul'a gelir. Bir emanet için gelen Yadigar burda kendine yeni bir aile, yeni bir iş ve yeni bir aşk bulacaktır. Bu aşk da sıradan bir aşk değildir.
Çok önceleri televizyonda karşıma çıktıkça izlediğim bir dizi olan Aramızda Kalsın'a tatilde baştan başlamaya karar verdim. Ablamla kahvaltı ve akşam yemeği sofralarımızın vazgeçilmezi olan bu dizi o kadar güzeldi ki anlatamam. Yeri geldi güldürdü yeri geldi ağlattı yeri geldi içimizi ısıttı yeri geldi sinirlendirdi...
Eski dizilerin güzelliğini, sıcak aile ortamını, gerçek aşkı, birlik ve beraberlik içinde olmayı ve daha birçok güzel şeyi bu dizide de görüyoruz.
Bahattin ve Hüsne; iki çocuk, iki hala ve bir tane de hem kızları hem çalışanları olan Hatçik ile birlikte kalırken Yadigar ve iki çocuğuna ek olarak Civan'a da kapılarını açıyorlar. On bir kişilik bu kocaman aile bazı sorunlarla karşılaşsalar da hep birlikte bütün sorunların üstesinden geliyorlar. Ve böylelikle bize ailenin önemini göstermiş oluyorlar.
Saklanılan anılarla, içine atılan dertlerle çocukluk aşklarını unutmuyorlar. Her şeye rağmen aşkın peşinden koşuyorlar. Ve böylelikle bize gerçek aşkı göstermiş oluyorlar.
Birinin başı sıkışınca hepsinin kendi derdi gibi önemsemesiyle bize yardımlaşmayı göstermiş oluyorlar.
Ve daha nicesi...
Verilen mesajlara ek olarak komedi yönü de çok güçlü bir diziydi benim için.
Karakterlere gelecek olursak da hepsi rolünün hakkını vermişti. Hepsi farklı farklı kişiliklere sahip olsa da hepsinin ağzında tek bir kelime vardı: "ARAMIZDA"
En çok beğendiğim ise şüphesiz Binnur Kaya'nın canlandırdığı Hüsne karakteri oldu. O kadar iyiydi ki, Binnur Kaya bu rol için yaratılmış desem azdır.
Sadece aklıma takılan dizinin bölüm sayısı oldu. Çünkü Raf uygulamasında toplam 69 bölüm gözükse de baktığım her yerde 52 bölümdü ve zaten 'SON' dedikleri için de final yaptıklarını anlamış olduk.
Finaliyle de güzel bir diziydi. Hiçbir soru işareti bırakılmamıştı benim açımdan.
Uzun lafın kısası gidin izleyin ve bu sıcak aile ortamına dahil olun derim.
İzleyecek olanlara şimdiden iyi seyirler.
YouTube kanalı olan Frankie videolar çekip kanalına yüklemektedir ama hiçbir videosu hayal ettiği gibi değer görmez. Bir gün Link ile tanışır ve onun videosunu kanalına yükler. Böylelikle hayalindeki izlenmeye ulaşır. Birlikte bir mesaj vermeye başlarlar ve işler büyür. Peki her…devamıYouTube kanalı olan Frankie videolar çekip kanalına yüklemektedir ama hiçbir videosu hayal ettiği gibi değer görmez. Bir gün Link ile tanışır ve onun videosunu kanalına yükler. Böylelikle hayalindeki izlenmeye ulaşır. Birlikte bir mesaj vermeye başlarlar ve işler büyür.
Peki her şey bekledikleri gibi gidecek midir? Şöhret onları ne hale düşürecektir?
Sırf zaman geçsin diye izlemek istediğim bir filmdi ama keşke izlemeseydim diyorum. Çünkü gerçekten hiç beğenmedim.
Film ilk başta çok yavaş ilerledi ve aşırı sıktı. Ortalara doğru biraz hareketlense de o durağan halini koruyordu. Sonu ise hiç beklediğim gibi bitmedi. Kestirip atılmış gibiydi.
Filmin asıl konusu olan 'insanlara mesaj verme, farkındalık yaratma, onları oldukları gibi kabul etme vs.' olsa da bu konular yanlış işlenmişti bence.
Öncelikle böyle bir devirde insanları telefondan uzaklaştırmaya çalışıyorlar ama bunu doğru bulmuyorum. Çünkü teknoloji çağında yaşıyoruz ve şu an herkesin her şeyi telefonlarında. Ayrıca böyle bir mesajı yine telefondan, bilgisayardan vermek ne kadar doğru? Sen onları kullanırken insanlara bırakmaları için mesaj vermeye çalışmak zaten başlı başına bir çelişki.
Bir diğer konu olan insanları olduğu gibi kabul etme, doğal halin güzelliği ise işlenmeye çalışılmış ama arkası o kadar boş ki. Sonunu bu konuya bağlamalarını bekledim ama olmadı. Böylelikle bu konu da havada kaldı hatta izleyiciye yanlış aktarıldı bile diyebilirim.
Kadroya gelecek olursak da hepsini ilk defa izliyordum. - Evet Andrew Garfield'ı da - Hiçbirinin oyunculuğunu beğenmedim, dahil edilen fenomenlere rağmen film yine de olmamıştı.
Ayrıca başroldeki kıza o kadar sinir oldum ki. Ekrandan içeriye girip "Kızım kendine gel!" diye sarsmak istedim. Akıllanır diye bekledim ama maalesef...
Uzun lafın kısası benim için filmin hiçbir şekilde tutar yanı yoktu. Sırf başladım diye bitirdim. İzlemenize gerek yok. Zaman kaybı.
Bir malikanede gerçekleşen bir cinayet ve yedi kadın... Noel öncesi toplanan bir aile, sırtından bıçaklanan Marcello'nun ölümüyle karşı karşıya gelir. Katili bulmaya çalışırlar ve bu maceralarıyla her birinin sırları tek tek açığa çıkar. Konusunu beğendiğim ve izlerken keyif aldığım bir…devamıBir malikanede gerçekleşen bir cinayet ve yedi kadın...
Noel öncesi toplanan bir aile, sırtından bıçaklanan Marcello'nun ölümüyle karşı karşıya gelir. Katili bulmaya çalışırlar ve bu maceralarıyla her birinin sırları tek tek açığa çıkar.
Konusunu beğendiğim ve izlerken keyif aldığım bir film oldu açıkçası. Filmin eski dönem tarzını ve karakterleri de beğendim. (Çoğunlukta kadın karakter görüp sadece 2-3 sahnede erkek karakter görmek güzeldi.)
Ayrıca sonuyla da beni şaşırttı.
Sonda vermek istenen mesaj da gayet güzeldi.
Hem komedi hem de gizem olsun diyip kafanızı da fazla yormak istemiyorsanız izleyebileceğiniz tarzda bir film diyebilirim.
~ İzlerken Agatha Christie'nin "Noel'de Cinayet" kitabını okuyormuşum gibi hissettirdi ve gerçekten onla benzer yanları da vardı. ~
.
" - Caterina, yaptığın hiç hoş değildi. Kadınlar birbirine yardım eder, birbiriyle savaşmaz.
- Bir erkek istese bile mi?
- Bilhassa bir erkek isterse."
Barbie kendi dünyası olan 'Barbieland'de diğer oyuncak bebeklerle yaşamaktadır. Her şey mükemmeldir. Barbie de öyle. Ama bir gün mükemmel Barbie'de değişiklikler olmaya başlar. Düztaban, selülit ve ölüm düşünceleri gibi. Bunları çözmek isteyen Barbie gerçek dünyaya gelmek zorundadır. Tipik Barbie mükemmeliğine…devamıBarbie kendi dünyası olan 'Barbieland'de diğer oyuncak bebeklerle yaşamaktadır. Her şey mükemmeldir. Barbie de öyle.
Ama bir gün mükemmel Barbie'de değişiklikler olmaya başlar. Düztaban, selülit ve ölüm düşünceleri gibi. Bunları çözmek isteyen Barbie gerçek dünyaya gelmek zorundadır.
Tipik Barbie mükemmeliğine kavuşmaya çalışırken ataerkil sistemle de savaşmak zorunda kalır.
Bu yolculuğuna eşlik ettiğimiz Barbie bize güzel mesajlar verirken onunla birlikte duyguların ve gerçek dünyanın keşfine de eşlik ediyoruz.
Bugün arkadaşlarımla birlikte sinemaya gidip izlediğimiz bir filmdi. Günlerdir bunun planını yapıyorduk ve sonunda başardık.
Peki gittiğimize değdi mi?
İşte orasından emin değilim. Çünkü ben yapılan pr çalışmaları yüzünden beklentimi yüksek tuttum ve bunu karşılamadı.
Müzikleri güzeldi, eğlenceli sahneleri vardı, mesajlar da verilmeye çalışılmıştı. Ama bunlar yüzeysel kalmıştı ve izleyiciye pek geçmiyordu, en azından benim için öyleydi, o yüzden izlerken beni çok etkilemedi diyebilirim.
Ayrıca Margot Robbie bence tam bir Barbie olmuştu ve rolünün hakkını da verdiğini düşünüyorum. Ken rolündeki Ryan Gosling için aynı şeyi söyleyemeyeceğim çünkü ben pek beğenemedim. Onun dışında kadro çok iyiydi diyebilirim.
Sanırım beklentinizi yüksek tutmazsanız beğeneceğiniz bir film olabilir.
İzleyecek olanlara şimdiden iyi seyirler.
Ardı sıra işlenen bir seri cinayet vakası ve bu cinayetleri çözmeye çalışan bir ekip... Bir ağaç kovuğunda boyalı şekilde bulunan ilk cinayetle başlayan olaylar zinciri aynı şekildeki cinayetlerle devam eder. Ekibimiz bu cinayetlerin sorumlusunu aramaya koyulurlar. Peki katili bulabilecekler midir?…devamıArdı sıra işlenen bir seri cinayet vakası ve bu cinayetleri çözmeye çalışan bir ekip...
Bir ağaç kovuğunda boyalı şekilde bulunan ilk cinayetle başlayan olaylar zinciri aynı şekildeki cinayetlerle devam eder. Ekibimiz bu cinayetlerin sorumlusunu aramaya koyulurlar.
Peki katili bulabilecekler midir? Bu cinayetlerin sebebi nedir?
Oyuncu kadrosu ve komedi türünde olduğu için başladığım ama beni hüsrana uğratan bir film oldu açıkçası. Komedi öğeleri yerleştirmeye çalışıp hepsini yüzeysel bırakmışlar ve gülünmesi gereken yerler boş bir şekilde geçiyor o yüzden. Komik olmaya çalışırken belli yerlere küfürler de yerleştirilmiş ama komiklikten çok absürt geldi bana. Ayrıca konusu gereği bir cinayet vakasını çözmeye çalışıyorlar ama bunu çözmeye çalışan ekip o kadar yetersiz ki olayları nasıl çözdüklerini bile anlamıyorsunuz.
Sadece sonundaki mesaj güzeldi diyebilirim. Ama sırf 10 dakikalık güzel bir sahne için de iki saatlik bir film izlenmez.
Gerçekten hayal kırıklığına uğradığım bir film oldu.
Demem o ki izleyip boşa vakit kaybetmeyin.