İnsanların doğaya ve diğer canlılarla olan etkisini farklı bir açıdan ele alan kısa bir film. Özellikle sondaki müze sahnesi anlatılan her şeyin tek karelik özetiydi adeta. Rollerin değiştiği bir distopyaya yapılan kısa bir yolculuk...
Japonya'da insansı androidlerin gündelik işlerde kullanılmaya başladığı çok da uzak olmayan bir gelecekte geçen anime dizisinde Eve Zamanı isimli kafede bir araya gelen insan ve androidlerin iç içe geçen hikâyesi anlatıyor. İnsan ve androidler arasındaki fark ve benzerlikler üzerinden her…devamıJaponya'da insansı androidlerin
gündelik işlerde kullanılmaya başladığı çok da uzak olmayan bir gelecekte geçen anime dizisinde Eve Zamanı isimli kafede bir araya gelen insan ve androidlerin iç içe geçen hikâyesi anlatıyor. İnsan ve androidler arasındaki fark ve benzerlikler üzerinden her bölüm farklı karakterlere odaklanılıyor. İnsan ve androidler arasındaki sınır belirsizleştikçe ortaya çıkan sorunların ve bireylerin içine düştükleri ikilemlerin duygusal hikâyelerle harmanlanarak anlatılması güzeldi. Tavsiye ederim.
Yeraltında gizli bir yaşam süren barışçıl halka mensup olan Patema izole hayatından bıkmış, meraklı ve cesur bir genç kızdır. Yerin üstündeki gizemli dünyayı keşfetmek isteyen Patema tehlikeli olmasına rağmen yukarıdaki dünya ile bağlantılı noktaları keşfetmeye devam eder. Bu keşif gezilerinden…devamıYeraltında gizli bir yaşam süren barışçıl halka mensup olan Patema izole hayatından bıkmış, meraklı ve cesur bir genç kızdır. Yerin üstündeki gizemli dünyayı keşfetmek isteyen Patema tehlikeli olmasına rağmen yukarıdaki dünya ile bağlantılı noktaları keşfetmeye devam eder. Bu keşif gezilerinden birinde yüzeyin üstünde yaşayan Age adında bir genç ile karşılaşır. Benzer bir şekilde Age de diktatörlük yönetilen bir halkın vatandaşı olarak sürdürdüğü tekdüze yaşamdan ve okulda kafasına iyice kazınmak istercesine dikte ettirilen kurallardan sıkılmıştır.
Yer çekimi kanunlarının birbirinin tersine işlediği iki farklı dünyaya ait bu iki kişi zamanla birbirlerini tanımaya başlar ve aralarında bir bağ kurulur. Patema ve Age'in tanışması bir domino etkisi yaratır ve her iki halk için de köklü değişiklere sebep olacak olaylar silsilesini beraberinde getirir.
Distopik bir dünyada kalıp yargılara karşı mücadele eden iki gencin hikayesinin anlatıldığı bir macera ve bilim kurgu filmi. Tavsiye ederim.
U genç ya da yetişkin fark etmeksizin pek çok kullanıcıya sahip popüler bir sanal gerçeklik uygulamasıdır. Kullanıcılar kendilerine AS adı verilen özel avatarlar belirleyerek bir profil oluşturabilirler. Kullaklık ve akıllı telefon aracılığıyla basit bir şekilde kontrol edilebilen bu avatarlar tamamen…devamıU genç ya da yetişkin fark etmeksizin pek çok kullanıcıya sahip popüler bir sanal gerçeklik uygulamasıdır.
Kullanıcılar kendilerine AS adı verilen özel avatarlar belirleyerek bir profil oluşturabilirler. Kullaklık ve akıllı telefon aracılığıyla basit bir şekilde kontrol edilebilen bu avatarlar tamamen kişiye özel ve onunla entegredir. U uygulamasını diğer sosyal medya uygulamalarından farklı yapan şey kullanıcının potansiyelini keşfetmesine ve bunu özgürce ifade edebilmesine olanak sağlıyor oluşudur. U evrenindeki kullanıcıların gerçek kimlikleri tamamen gizlidir ve bu durum bir çeşit güven ortamı oluşturur.
"U başka bir gerçeklik.
AS başka bir sensin.
Gerçek hayatta baştan başlayamazsın ama U'da bu mümkün!"
Sade bir hayat yaşayan ve geçmişteki acılarıyla baş etmeye çalışan genç bir kız olan Suzu avatarına Belle adını verir ve U uygulamasını kullanmaya başlar. Yaşadıkları yüzünden gerçek hayatta şarkı söylemekten vazgeçen bu genç kız, sesinin güzelliği ve şarkılarının derinliğiyle insanların dikkatini çekmeyi başarır ve zamanla U evreninin divası haline gelir.
Belle büyük bir konser vereceği sırada konseri çirkin ve saldırgan bir yaratığın ortaya çıkmasıyla yarıda kesilir. U evrenindeki kullanıcıların bir kısmının nefret ettiği bu yaratığı yakından tanıma fırsatı bulan Belle onunla gizli bir bağ kurar.
Film boyunca Belle'nin söylediği şarkılar çok güzeldi. Görsel efektler de çok başarılıydı. Belle şarkı söylerken gerçekten bir konser atmosferi oluşturmayı başarmışlar. Özgün karakterlere ve sürükleyici bir kurguya sahip bir anime filmiydi. Teknoloji ile iç içe geçen yaşamlara dair bir portre çizerken sosyal bir soruna da değinmiş olmaları dikkate değerdi.
Sanal dünyada geçen modern bir Güzel ve Çirkin masalıydı da denebilir. Özellikle anime severlere ve bu türe yabancı olup merak edenlere tavsiye edilebilir. Zaman ayırabilirseniz mutlaka izlerin derim.
Küçük bir çocuk olan Kun'un annesi hastaneden eve kucağında bir bebekle döner. Şimdiye kadar bir evin bir oğlu olan Kun, yeni doğan kız kardeşinin evdeki varlığına alışmaya çalışır ancak anne ve babasının sevgisini kız kardeşiyle paylaşmak onun için hiç de…devamıKüçük bir çocuk olan Kun'un annesi hastaneden eve kucağında bir bebekle döner. Şimdiye kadar bir evin bir oğlu olan Kun, yeni doğan kız kardeşinin evdeki varlığına alışmaya çalışır ancak anne ve babasının sevgisini kız kardeşiyle paylaşmak onun için hiç de kolay değildir. Kendini üzgün ve dışlanmış hissettiğinde evlerinin bahçesinde kurduğu hayallere sığınır. Geçmiş ve gelecekten gelen çeşitli karakterlerle olağanüstü maceralar yaşarken ailesinin geçmişi hakkında bilgi sahibi olur.
Bir çocuğun uçarı hayalleriyle gündelik hayatın sadeliğini birleştiren bir yapım olmuş. Çocuksu ve sade bir konusu var bu yüzden karmaşık ve sürükleyici bir şeyler izlemek isteyenlere hitap etmeyebilir.
Vera Roy kocası ve kızıyla birlikte yeni bir eve taşınır. Fırtınalı bir gecede evin önceki sahiplerine ait olan eski bir televizyon, bir video kayıt cihazı ve kasetleri incelerken kasetleri izlemeye karar verirler. Kasetteki görüntüler evin önceki sahibinin oğlu Nicola Certe'ye…devamıVera Roy kocası ve kızıyla birlikte yeni bir eve taşınır. Fırtınalı bir gecede evin önceki sahiplerine ait olan eski bir televizyon, bir video kayıt cihazı ve kasetleri incelerken kasetleri izlemeye karar verirler. Kasetteki görüntüler evin önceki sahibinin oğlu Nicola Certe'ye aittir.
Yıllar önce 9 Kasım 1989'da Berlin Duvarı'nın yıkıldığı gün de o gecekine benzer 72 saat süren bir fırtına meydana gelmiştir. Nicola'nın kaydettiği videolardan biri de tam o gece çekilmiştir.
Vera gece uyurken duyduğu tuhaf seslerden dolayı uyanır. Seslerin Nicola'nın eski televizyonundan geldiğini fark eder. Televizyonda bir tuhaflık vardır ve bu tuhaflık iki insanı birbirine bağlayarak kaderlerini kökünden değiştirir. Vera kendini geçmiş ve geleceğin iç içe geçtiği bir mücadelenin içinde bulur.
Vakit ayırabilirsem tekrar izlemek istediğim sürükleyici bir polisiye ve bilim kurgu filmi. Tavsiye edilebilir. :)
📌 Alıntı:
"Gerçek yanılsamadan başka bir şey olmasa sizce ne olurdu?"
İslam Bey vatansever bir delikanlıdır. 17 yaşındaki kimsesiz Zekiye ile birbirlerine ilk görüşte aşık olurlar. İkinci görüşmelerinde ise iki gencin de yüreğine ayrılık ateşi düşer çünkü İslam Bey'in Silistire Kalesi'ni savunmak üzere savaşa katılmaya karar vermiştir. Sevgilisi Zekiye'yi gözü yaşlı…devamıİslam Bey vatansever bir delikanlıdır. 17 yaşındaki kimsesiz Zekiye ile birbirlerine ilk görüşte aşık olurlar. İkinci görüşmelerinde ise iki gencin de yüreğine ayrılık ateşi düşer çünkü İslam Bey'in Silistire Kalesi'ni savunmak üzere savaşa katılmaya karar vermiştir. Sevgilisi Zekiye'yi gözü yaşlı bir şekilde arkasında bırakarak vatanı uğruna gönülüler ordusunun arasına karışır. Silistire Kalesi'ne doğru yola çıkmadan önce yanındaki gönüllülere, "Beni seven arkamdan ayrılmaz." diyerek seslenir.
O sırada İslam Bey'in gidişini izlemekte olan Zekiye, İslam Bey'in bu seslenişini duyar ve onun bu sözüne itaat ederek - belki de bu sözü biraz fazla ciddiye alarak - peşinden Silistire Kalesi'ne gitmeye karar verir. Vatanından da sevdiğinden de vazgeçemeyen cesur yürekli genç kız, erkek kılığına girer ve kendine Adem ismini vererek kaleye doğru yola çıkar. Böylece aşk ve vatan sevgisi kavramlarının birbirine karıştığı bu hikâyenin iki kahramanı için zorlu bir mücadele başlar. Tüm bu zorlukların sonundaysa kaderin küçük bir oyunu da denebilecek tatlı bir sürpriz onları beklemektedir.
Bu kitabı okumadım ama sesli kitap olarak dinleyince okumuş kadar da oldum. Özellikle yazarın Silistire Kalesi'ndeyken Zekiye'nin gördüğü rüyayı anlattığı kısımdaki şiirsel üslup ve betimlemeler çok hoşuma gitti. Savaş ve aşk temalarının birbirine paralel olarak işlendiği güzel bir tiyatro oyunuydu.
Kitaptaki diyaloglara sadık kalınarak bir mini dizi olarak uyarlansa çok güzel olurdu. Tavsiye edilebilir. :)
📌 Alıntılar:
"Mümkün olsa vatanımı gönlümün içinde saklayacağım. Göğsüm parça parça olmadıkça bir taşına kimsenin elini dokundurmayacağım."
"Sanki felek bir çocuk, dünya onun elinde bir top. Felek oynar, dünya yuvarlanır. Çocuk oynar, top aşınır."
Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kişiliği ve özel hayatıyla ilgili bilgilerin tarihi olaylarla eş zamanlı olarak anlatıldığı akıcı bir kitaptı. Eserde verilen bilgiler çok detaylı ve kapsamlı olmasına rağmen barındırdığı ilginç detaylardan olsa gerek benim için gayet keyifli bir okuma deneyimi…devamıGazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kişiliği ve özel hayatıyla ilgili bilgilerin tarihi olaylarla eş zamanlı olarak anlatıldığı akıcı bir kitaptı. Eserde verilen bilgiler çok detaylı ve kapsamlı olmasına rağmen barındırdığı ilginç detaylardan olsa gerek benim için gayet keyifli bir okuma deneyimi oldu.
Bu kitap sayesinde Mustafa Kemal'i daha yakından ve farklı bir pencereden tanıma fırsatı buldum. Yazarın Atatürk hakkında çarpıtılan gerçeklere ve doğru bilinen yanlışlara değinmeyi ihmal etmemiş olması benim için kitabın mihenk taşıydı diyebilirim.
Kitapta Mustafa Kemal Atatürk'ün Nuri Conker'le olan dostluğuna dair detayları okurken tebessüm ve hüzün arasındaki o ince çizgide gidip geldim. Fikriye Hanım ve Dimitrina Kovaçeva ile ilgili bölümleri okurken tarihi bir aşk filminden sahneleri izliyor gibi oldum. Sevmek, sevilmek, zarafet, incelik ve tabii ki gözyaşı...
Kitapta bu satırlara sığdırmayacağım kadar çok olay, kişi ve duygu var. Okumayı düşünenler için bu kadarı kâfidir. Sürprizi bozmak istemem. Tavsiye edilebilir. Zaman ayırıp yazdıklarımı okuyan herkese teşekkür ederim.
📌 Alıntılar:
"Sabah, akşam, gece, ne zaman sırasına getirebilirseniz, yarım saat, bir çeyrek, ne kadar vakit ayırabilirseniz, kendi içinize çekilin, o gün yaptığınız işleri gözünüzün önünden geçirin, düşüncelerinizin tartısından geçirin, ne ettiğinizi, ne işlediğinizi, her gün bir defa kendinize yoklayın, şuurunuzdan alacağınız cevapların ne kadar faydalı olacağını tasavvur edemezsiniz" diyordu.
s.293
"Başarılarda gururu yenmek, felaketlerde ümitsizliğe direnmek lazımdır, insan daima başarıyı aramalıdır ama, ben şunu yaptım diye övünmek manasızdır, o övünülen çoktan mazi olmuştur" diyordu.
s.294
Martin Eden 21 yaşında delifişek bir denizcidir. Geçimini sağlamak adına çıktığı yolculuklarda hayat onu maceradan maceraya sürüklerken bir arkadaşının evine misafir olarak davet edilmesiyle kendisinden çok farklı bir dünyaya ait olduğunu düşündüğü 24 yaşındaki üniversite öğrencisi Ruth Morse ile tanışır.…devamıMartin Eden 21 yaşında delifişek bir denizcidir. Geçimini sağlamak adına çıktığı yolculuklarda hayat onu maceradan maceraya sürüklerken bir arkadaşının evine misafir olarak davet edilmesiyle kendisinden çok farklı bir dünyaya ait olduğunu düşündüğü 24 yaşındaki üniversite öğrencisi Ruth Morse ile tanışır. Martin Eden'in hayatında yeni bir dönemin başlamasına vesile olan bu tanışma, genç denizcinin kendine bambaşka bir yol çizmesine neden olacak olayların fitilini ateşler.
Bir okur olarak Jack London'ın kalemiyle tanışmam yazarın "Beyaz Diş" isimli romanıyla oldu. Genç yaşıma rağmen beni nasıl etkilediği hâla aklımdadır.
Martin Eden'i okumak da bende benzer duygular uyandırdırdı. Kitabın hacmini de hesaba katarsak uzun bir yolculuk olduğunu söyleyebilirim ama bu okumayı düşünenlerin gözünü korkutmasın sakın. Martin Eden klasik eserler okumayı sevenlere rahatlıkla tavsiye edebileceğim, psikolojik betimlenelerin yoğun olduğu otobiyografik yönleri de olan bir roman.
Yazar, Martin Eden'in içinde bulunduğu ortama uyum sağlamaya çalışırkenki psikolojisini ve yaşadığı krizleri çok detaylı bir şekilde anlatmış. Bu okurken Martin Eden ile empati yapmamı kolaylaştırdı. Siyaset, edebiyat ve felsefe tartışmalarının yapıldığı sahneleri okumak biraz daha fazla dikkat ve sabır gerektiriyordu.
Olay örgüsünde beni en çok etkileyen kısım Martin'in Maria Silva ve Joe ile olan dayanışması oldu. Maria ve Joe romanın arka planında kalan karakterler olmasına rağmen gerçekliklerinden hiçbir şey kaybetmemişlerdi. Bana göre romanın en gerçek iki karakteriydi onlar. Martin'in kardeşi Gertrude ile arasındaki bağ da dikkate değerdi ve yüreğe dokunan bir tarafı vardı.
Martin Eden, bir adamın idealleri ve tutkuları uğruna kendini baştan yaratma mücadelesinden ibaret olarak algılanmamalı. Jack London burjuva toplumunun bir insana değer biçerken gösterdiği iki yüzlülüğün bir insanın ruhunu nasıl paramparça ettiğini anlatıyor aslında.
Levent Cinemre'nin bu kitabı çevirirken gösterdiği özeni kitabın sonunda ayrı bir bölüm olarak yer olan ayrıntılı dipnotların uzunluğundan anlayabilirsiniz. Bu dipnotlar kitabın otobiyografik yönlerine ışık tutarken yeni yazarları ve eserlerini tanımama vesile oldu. Levent Cinemre'nin dipnotları olmasaydı kitap ve yazara dair pek çok konu benim için bir bilinmez olarak karanlıkta kalacaktı.
Bu romana dair söylenebilecek daha pek çok şey var ancak sürprizi bozmak istemiyorum. Zaman ayırıp okuyan herkese teşekkür ederim. :)
📌 Alıntılar:
"O bir harptı; tek hayatı ve bilinci, telleriydi; müzik ise arasından aktığı o telleri hatıralar ve hayallerle titreştiren bir seldi. Sadece hissetmek değildi bu. Bir biçime, renge ve ışınıma bürünmüş olan duyguları, hayal gücünün hayale cürret ettiği her şeyi yüce ve sihirli bir yoldan somutlaştırıyordu. Geçmiş, bugün ve gelecek birbirine girmişti (...)"
s.27
"Mantığı, duyguları tarafından gasp edilen genç, daha önce tanımadığı güçlü heyecanlarla sarsılıp titriyor, hislerin yücelerek manevi bir hale bürünüp hayatın zirvesinin ötesine taşındığı bir duyarlılık denizinde, hazlar içinde sürükleniyordu." s.33
"İsyanı sönmüş, ruhu yorgun bedenine geri çekilmişti." s.38
"Kitap şekline bürünmüş hikmetlerle dolu rafları incelerken bunalımla haz arasında gidip geliyordu." s.52
"Onun ruhunun aynası olan gözlerde, kendi özünün de emaresini görmüştü."
s.63
"Yazmak istedin, yazmaya da çalıştın ama yazacak hiçbir şeyin yoktu. İçinde ne var senin? Bazı çocukça kavramlar, birkaç az pişmiş duygu, çokça sindirilmemiş güzellik, koskoca ve kapkara bir cehalet, aşkla yanan bir yürek ve aşkın kadar büyük, cehaletin kadar nafile bir tutku. (...) Bir güzellik yaratmak istedin, ama güzellik hakkında hiçbir şey bilmezken nasıl yapacaksın bunu?" s.127
"Eğer bir şeyi sevmediysem sevmedim demektir, o kadar. Şu güneşin altındaki hiçbir sebep sadece türdeşlerim çoğunluk olarak onu beğeniyor veya beğenilmesi gerektiğine inanıyor diye o beğeniyi benim de taklit etmem gerektirmez. Hoşlandığım ya da hoşlanmadığım şeylerde modayı takip edecek değilim." s.238
İlgisiz annesi yüzünden travmatik bir çocukluk geçiren Gece, geçmişte yaptığı bir hata ve hayatındaki bazı sorunlar dolayısıyla kendini büyük bir çıkmazın içinde bulur. Geçmişin gölgeleri onu köşeye sıkıştırdığında kaçacak bir yeri kalmayan genç kadın bir köprüye gider ve oradan atlatarak…devamıİlgisiz annesi yüzünden travmatik bir çocukluk geçiren Gece, geçmişte yaptığı bir hata ve hayatındaki bazı sorunlar dolayısıyla kendini büyük bir çıkmazın içinde bulur. Geçmişin gölgeleri onu köşeye sıkıştırdığında kaçacak bir yeri kalmayan genç kadın bir köprüye gider ve oradan atlatarak intihar etmeye karar verir. İntihar olayını haber alan polisler olay yerine giderler.
Tüm bu olaylar yaşanırken aynı köprüden geçen üç çocuklu bekâr bir baba ve aynı zamanda da birer polis olan Erdem Gece'nin intiharına şahit olur. Gece ve Erdem'in yollarının kesiştiği bu talihsiz olaydan sonra Erdem'in ona uzattığı yardım elini tutan Gece'nin hayatındaki karanlık da yavaş yavaş aydınlanmaya başlar.
Sert bir kişiliğe sahip, her daim tetikte ve insanlara karşı güvensiz olan genç kadın içinde bulunduğu şartlar dolayısıyla Erdem'in aile ortamına dahil olunca tüm yalnızlığına rağmen bu sevgi dolu yuvaya uyum sağlamaya çalışır.
Duygu yüklü çok güzel bir diziydi. Biraz daha devam edebilirdi gerçi ama diğer yandan bu şekilde bitmesinede üzülmedim. Olay örgüsündeki çıkmazlar nihayet mantıklı bir şekilde çözümlendi ve bir hikâyenin daha sonuna geldik. Televizyonda bu tarz işleri daha çok görmek isterim açıkçası. Toplum olarak sezonlarca süren karmaşık diziler yerine böyle az ama öz dizileri izlemeye alışmalıyız bence. Film tadında bir diziydi. Ben gayet severek ve merakla izledim. Tavsiye edilebilir... :)
📌3. bölümden bir alıntı:
"İstanbul'u hiç böyle görmemiştim. Çok güzel."
"Nereden baktığın önemli. Hayat gibi."
"Ben ikisine de dipten bakıyorum galiba, dimi?"
📍Not:
Dizi orjinal senaryosu Yoshikazu Okada'ya ait olan "Oasis - Love Story" isimli diziden uyarlanmıştır. "Oasis - Love Story (2005)" tek sezon ve 10 bölümden oluşan bir Japon dizisidir.