Ajan = baba Casus = anne Telepati = küçük kız Aile = tamamen sahte bir aile Ajanımıza iki ülke arasında barış sağlanması için bir görev verilir. Bu onun en zor görevidir çünkü bir aile kurmalı. Öncelikle yetiştirme yurdundan bir kız…devamıAjan = baba
Casus = anne
Telepati = küçük kız
Aile = tamamen sahte bir aile
Ajanımıza iki ülke arasında barış sağlanması için bir görev verilir. Bu onun en zor görevidir çünkü bir aile kurmalı. Öncelikle yetiştirme yurdundan bir kız çocuğu evlatlık alır. Bu kız anya'dır. Anya telepatidir ve kendisini evlatlık alan kişinin zihnini okuyunca ajan olduğunu anlar. Ancak kendisi sürekli evlatlık alınmış geri bırakılmış, bu yüzden tekrar böyle olmaması için telepati olduğunu gizler. Baba ise elbet ajan olduğunu gizleyecektir. Son olarak bir eş bulur. Bu eş ise casustur. Ancak çok saf biridirde. Casusu ve ajanı bilen yalnızca anya'dır. Ve işte macera başlıyor. Anya böyle bir ailede olmaktan gayet mutludur çünkü macera kanında var.
Oldukça tatlı, sevimli geçiyor anime. İster istemez sizi çekecektir. Hele anya'nın bıcır bıcır halleri, okulda tanıştığı çocuklarla eğlenceli bir atmosfer doğuyor.
Şuan gayet güzel devam ediyor, ilerledikçe incelemeye eklemeler yapabilirim. Şuan anime yeni bölümleriyle devam etmekte, her hafta bir bölüm geliyor.
Keyifli izlemeler
Biraz saçma olabilir ama... Son zamanlarda kendimi iyice bilime verdim. Dergiler alıp takip ediyorum, filmler izliyorum ve bir çok kaynaklara bakıyorum. Buna bir de okumalar ekledim. Her ne kadar bilim kurgu okumak yerine filmlerini izlemeyi tercih etsem de bulduğum kitapları…devamıBiraz saçma olabilir ama...
Son zamanlarda kendimi iyice bilime verdim. Dergiler alıp takip ediyorum, filmler izliyorum ve bir çok kaynaklara bakıyorum. Buna bir de okumalar ekledim. Her ne kadar bilim kurgu okumak yerine filmlerini izlemeyi tercih etsem de bulduğum kitapları da okumadan edemiyorum. Bu kitaba da denk gelip okudum. Kitap hakkında önce görüşümü kısaca belirtip daha sonra konusundan bahsedeceğim ona göre okumak isteyen olursa alıp okur.
Kitaba başlar başlamaz tuhaf bir kurgu ile karşılaştım. Başta 'yok artık' desem de kendimi okumaktan alamadım. Tabi ki kitabı okudukça 'yok artık' demelerim de devam etti. Çünkü kitap aslında büyük bir hayal gücünün tesiri olsa da saçma geliyor. Açıkçası saçmalık iyidir. Saçmalık dediğimiz şey ise akla mantığa oldukça ters olmasıdır. Bilimde olan şeyler genelde saçmalıkla başlar sonra zamanla normalleşir.
Kitabın konusu iki adamın ay yolculukları anlatıyor. Yalnız bildiğiniz roket ile fırlatıp gidip gelme değil. Çılgın bilim insanı olan Cavor aya gitmeyi kafaya takar. E tabi yol arkadaşı olarak bilim insanı olmayan ama oyun yazarı olan Bedford'u yanına alır. Aslında dayanıklı biri olduğunu düşündüğü için onu da alır. Aya gitmek için yapılan küre olsun yahut ayın atmosferi olsun her şey çok tuhaf. Ayda bildiğiniz nefes alıyorlar yani.
Olayları Bedford'un ağzından okumaktayız. Her ne kadar çok fazla bilimsel açıklama olmasa da bazı şeyler mantıklı olarak açıklanır. Gerçekçi bir atmosfer oluşturulmaya çalışılmış. Bilim alanı olmayan oyun yazarı Bedford elbette bilimsel açıklamayı tam olarak aktaramayacağını da okuyucuya bildirir. Okurken Bedford gibi okuyucu da şaşkın, tuhaflık yaşayacaktır. Yani daha çok Bedford'un ruh halini yaşıyoruz. E aya gitmek ve o atmosferde olmak kolay değil, yani normal değil. Cavor'un yapmış olduğu küreyle aya giderler. Tabi küre Cavor'un adını yaşıyan Cavorit'tir.
Ayda o kadar inanılmaz şeyler keşfederler ki insanın aklı almıyor gerçekten. Bana bazen saçma gelse de kitap gayet akıyor.
Aslında kitap baştan sona akıl almaz şeyler içeriyor. Şuan az bir şey anlatmış olsam bile sanki kitabın sürprizi kaçıyor gibime geliyor. Eğer uzay, bilim kurgu seviyorsanız kesinlikle öneririm ben. Kitap baştan sona şaşırtıcı, sürükleyici, saçma ve sürprizlerle dolu.
Ah ah keşke filmi olsaydı. İnşallah bir gün filmi yapılır. Ben çok isterim, ve eminim filmi çok iyi olacaktır.
Keyifli okumalar dilerim.
Puanım: 8
"vicdanını yitirmiş bir dünyadan başka nedir ki cehennem?" Tanzimat Edebiyatı'nın ünlü yazarı Ahmet Mithat Efendi'nin 1883 yılında Tercüman-ı Hakikat'te yayımlanan, ertesi yıl da kitap olarak basılan “Esrâr'ı Cinâyât” eseri, ülkemizin ilk polisiye türündeki roman olarak kabul ediliyor. Ülkemizde polisiye roman…devamı"vicdanını yitirmiş bir dünyadan başka nedir ki cehennem?"
Tanzimat Edebiyatı'nın ünlü yazarı Ahmet Mithat Efendi'nin 1883 yılında Tercüman-ı Hakikat'te yayımlanan, ertesi yıl da kitap olarak basılan “Esrâr'ı Cinâyât” eseri, ülkemizin ilk polisiye türündeki roman olarak kabul ediliyor.
Ülkemizde polisiye roman türünde ünlenmiş kişi ise Ahmet Ümit olmuştur.
Daha önce polisiye kitapları okudum ancak ilk okuduğum Türk polisiye romanı bu kitap oldu. Ahmet Ümit elbette bildiğim bir yazardı ancak henüz kitaplarını okumamıştım, ta ki bugüne kadar.
Olayın baş kahramanı Nevzat Başkomiser ağzıyla anlatılıyor olaylar. Kitabın temel konusu çocuk tacizciliğiydi. Beş yıl önce 2012 yılında 12 kişiyi öldüren körebe adlı bir suçlu çocukları taciz eden kişileri acımasızca öldürmüştür. Ancak cinayeti işlerken tek bir iz dahi bırakmıyor ardından. Tam beş yıl sonra tekrar ortaya çıkıyor bu körebe. Peki ama neden tekrar ortaya çıktı? Neden bunca yıl yakalanmadı? Ve en önemlisi bu körebe kim?
Kitap oldukça ilgi çekici ve sürükleyiciydi. Hatta kitaba dalarken çayım soğudu. Ayrıca Ahmet Ümit'in ülkemizdeki sorunları, özellikle Suriye mültecileri ele alışı çok titizdi. Eleştirileri çok iyi buldum. Romanlar elbette sosyal hayatı yansıtırlar, bu romanda da bunu etkili bir şekilde görmekteyiz.
Kitabın ilk yüz sayfası beni etkilemedi çünkü anlatım oldukça zayıftı. Giriş elbette merak uyandırıcıydı ancak dediğim gibi anlatım zayıf düştü. Bazı bölümlerde ise betimleme hataları vardı fakat roman kendini toparlamaya başladı.
Kitabın çok sevilen kahramanı Nevzat Başkomiser Ahmet Ümit kitaplarında meşhurdur, okuyanlar bilir. Fakat okuduğum polisiye romanlarında (Sherlock Holmes serisi ve John Verdon kitapları) karakter karşılaşması oldu beynimde ve Nevzat Başkomiser'i zeki bulmadım maalesef, sadece bu konuda hayal kırıklığım oldu ama genel olarak orta halli bir karakter yani göze batan bir hali yok. Polisiye romanda karakterleri karşılaştırmak ne kadar doğru bilmiyorum ama zeki karakterler hep dikkat çeker.
Kitabı genel olarak beğendim. Gayet akıcı ve merak uyandırcıydı, adeta kitabın içinde kayboldum. Tavsiye ederim ben.
Keyifli okumalar dilerim.
Puanım:8
Neler buldum neler. Toplanın millet, konu hassas 📣 16. Yüzyılda 'Barnaba incil' adlı bir incil bulunur. Bu incil gerçek incil olduğunu ileriye süren Müslümanlar oldu. Ancak Hristiyanlar tarafından asla kabul edilmedi çünkü onlarda ki incille asla bir ilgisi yoktu. Bu…devamıNeler buldum neler. Toplanın millet, konu hassas 📣
16. Yüzyılda 'Barnaba incil' adlı bir incil bulunur. Bu incil gerçek incil olduğunu ileriye süren Müslümanlar oldu. Ancak Hristiyanlar tarafından asla kabul edilmedi çünkü onlarda ki incille asla bir ilgisi yoktu. Bu incilde hz. Muhammed'in son peygamber olduğu ve kutsal kitapların değiştirildiği yazılır. Buraya kadar her şey normal ancak bu kitapta hz. Muhammed'in hz. Isa'dan üstünlüğü, Allah'ın cenneti ve kainatı hz. Muhammed için yarattığı ve hz. Ademin gökyüzüden onun adını gördüğü ve hatta kelimeyi Şahadet dahi geçmektedir. Tabi ki Kur'ân ayetlerine bakınca bunları görmemekteyiz.
Elbette Kur'ân'da elçileri yani peygamberin dahi sorguya çekileceği ayette geçer:
"Kendilerine mesaj gönderilenleri de sorguya çekeceğiz, elçileri de sorguya çekeceğiz." Araf 7/6
Elimdeki bu kitap ise Hristiyanlara ait. Elbette kendi incillerini doğru kabul ederler. Ancak hz. İsa'yı haşa Allah'ın oğlu yaparak zaten büyük bir yanlış yapıyorlar.
Barnaba incili elbette Kur'ân ile uyuşan yanları var: Mesela hz. İsa çarmıha gerilmedi iddiası.
"Biz Allah'ın peygamberi Meryem oğlu İsa Mesih'i öldürdük." demeleri yüzünden. Oysa onu ne öldürdüler, ne de astılar. Fakat kendilerine bir benzetme yapıldı. Onda anlaşmazlığa düşenler bundan dolayı şüphe içindedirler, o hususta tahmin peşinde gitmekten başka hiç bir bilgileri yoktur. Kesin olarak O'nu öldürmediler. Nisa 4/157
Barnaba incili elbetteki Kur'ân ile çelişkileri de çok fazla. Yukarda biraz bahsettim ve buna ek olarak hz. Meryem'in sancısız doğum yaptığını ve hz. İsa'yı haşa Allah'ın oğlu olarak göstermekte. Oysaki Kur'ân'da böyle bir durum söz konusu değil. Bunu için Meryem(19)22-23, kehf(15)4 ayetlere bakabilirsiniz.
Barnaba inciline göre günahkar bütün Müslümanlar cennete gidecekmiş. Bu size bir şey hatırlatıyor mu? Mesela bazı rivayetlerde bütün Müslümanların yandıktan sonra cennete gideceğini falan. Oysa böyle bir şey yoktur. Ayrıca cennetin, kainattın hz. Muhammed için yaratıldığı falanda doğru değil. İslâm hakkında gerçek bilgiler hepsi Kur'ân'da var.
Bu Barnaba incili kısaca Hristiyanlık ve İslâm karışımı olmuş. Buna inan var inanmayan var. Elbette İslâm bilginlerinden bu incili kabul etmeyen de var. Kimi rivayetlerin ve hurafelerin nereden geldiğini de görmüş olduk. Bu ve buna benzer şeylerle ilgili maalesef çok fazla hadisler de var oysa ilginçtir ki Kur'ân'da yer almıyor ve hatta çelişiyor.
Neyse anlatacaklarım bu kadar. Keyifli okumalar dilerim.
Beklentimin çok üstünde çıkan bir efsane: Sandman (Rüyaların Efendisi) Pek çizgi roman seven bir insan değilim. Bu seriye ise aslında dizisi çıktı diye merak edip başladım. Önce okuyup sonra dizisine bakacaktım. Her ne olursa olsun benim tarzım olduğunu pek düşünmüyordum.…devamıBeklentimin çok üstünde çıkan bir efsane: Sandman (Rüyaların Efendisi)
Pek çizgi roman seven bir insan değilim. Bu seriye ise aslında dizisi çıktı diye merak edip başladım. Önce okuyup sonra dizisine bakacaktım. Her ne olursa olsun benim tarzım olduğunu pek düşünmüyordum. Hatta şunu söylebilirim ki okumaya başlamadan önce de okuyunca da bu birinci seriyi okuyup bırakacağım diyordum. Hevesim yoktu, bu yüzden ilk elli sayfa beni sıkmadı değil, çünkü okuma isteğim yoktu. Sonra her ne olduysa beni inanılmaz sardı.
Sandman rüyaların efendisi. Kendisi rüya krallığında. Ancak bir gün esir edilir ve yıllar sonra esaretten kurtulur. Faniler (insanlar) tarafından esir edildiği süre boyunca hem fanilerin dünyası hem de kendi dünyası çok değişmiştir. Her iki dünya da çok karışmıştır. Peki Sandman ne yapacak? İşte asıl sürükleyici kısım burada başlıyor ve tek bir solukta okumuş oluyorsunuz. (Rüyaların insanları ne hale getirdiğine inanamayacaksınız)
Ayrıca şöyle bir detay gözüme çarpmadı değil; Sandman tamamen siyahlar içinde yani saçı giyimi hep siyah ve teni ise grimsi. Yazar Neil Gaiman'in de siyah ceketler, siyah tişört, siyah kotlar giyormuş. Ayrıca yazarın karanlık bir evde beş kedisi, bir beyaz köpeği ve arılarıyla yaşaması da epey garip geldi. Ama farklı ve güzel
Stephen King'in dahi övdüğü güzel bir baş yapıt. Okudukça gerçekten övülmeyi hak eden bir eser olduğunu kabul ettim.
Efsanevi, destansı, mitolojik bir yapıt diyebilirim. Kimi zaman yazarlar, filmler, oyuncular ve kitaplara da yaptığı hoş göndermeler vardı. Ben bu kadar yaratıcılık beklemiyordum. Ayrıca çizim ve renk de gayet güzeldi.
Dizisine de genel olarak bir göz attım ama henüz tam olarak izlemedim. Dizide Sandman'ı canlandıran oyuncu oldukça iyiydi. Her ne olursa olsun ben çizgi romandan yanayım. Bence önce çizgi romanına bakın sonra diziyi izleyin.
Diğer serileri çok merak ediyorum. Seriyi herkese öneriyorum. Benim gibi çizgi roman pek sevmeyenler dahi okuyabilir. Patrick Rothfuss dediği gibi: "Çizgi roman okuyup okumamanız umurumda bile değil ama bu seriyi kesinlikle okumalısınız."
Keyifli okumalar.
Puanım: 10
Belki bir gün aşk kazanır¿ Aslında bu kısa filme bir çok kişi bir yerden illa karşılaşmıştır. Bir ara popüler olmuştu epey. Eğer hâlâ izlemeyen varsa bence 6-7dk cık zamanını versin. 2012 yılına ait kısa film ödüllü. Gerek çizimi ve gri…devamıBelki bir gün aşk kazanır¿
Aslında bu kısa filme bir çok kişi bir yerden illa karşılaşmıştır. Bir ara popüler olmuştu epey. Eğer hâlâ izlemeyen varsa bence 6-7dk cık zamanını versin.
2012 yılına ait kısa film ödüllü.
Gerek çizimi ve gri renk tonuyla farklılık yaratmış. Grinin tonu bize hayatımızın sade, sıkıcı ve renksiz olduğunu gösteriyor.
Tesadüfen yan yana duran bir adam ve hoş bir kadın. Kadının elindeki kağıt uçar sonra yakalar. Adamın elindeki kağıt uçar ama kadının yüzüne gelir. Adam kağıdı alınca bir bakarlar ki kadının kırmızı rujunun izi kalmış. Filmde tek canlı renk işte o kırmızı. Bu arada kadın ve adamın giyiminden, ellerindeki kağıtlardan şirketlerde çalışan insanlar olduğunu anlıyoruz. Bilirsiniz şirketlerde masa başı çalışan insanlar genelde sürekli iş ile meşgul oluyorlar ve hayatlarında hiç renk olmaz. Günümüz çağında en büyük sorun da bu zaten: Renksiz iş hayatı.
Peki devamında ne oluyor? İşte bunu izledikçe anlayacaksınız.
İçinizi ısıtacak o kesin.
Bilirsiniz her film bir mesaj içerir. Kısa filmler ise 'anlamlı' bir mesaj taşımalarıyla meşhurdur.
Buradan şunu çıkardım: Gri hayatlarımıza renk lazım.
Puanım: 8
Keyifli izlemeler
Spoiler içeriyor
howl no ugoku shiro (yürüyen şato)'nun ilk serisi. Merhaba arkadaşlar uzun zamandır ertelediğim animeyi tekrar izlemiş oldum. Tekrar diyorum çünkü çocukken izlemiştim daha önce. Sizinle bu anime üzerinde daha çok benzerlikleri konuşacağız. Elbette bunu incelerken spoiler olacak. Önce animeden söz…devamıhowl no ugoku shiro (yürüyen şato)'nun ilk serisi.
Merhaba arkadaşlar uzun zamandır ertelediğim animeyi tekrar izlemiş oldum. Tekrar diyorum çünkü çocukken izlemiştim daha önce. Sizinle bu anime üzerinde daha çok benzerlikleri konuşacağız. Elbette bunu incelerken spoiler olacak.
Önce animeden söz edelim:
Chihiro ailesiyle yeni bir yere taşınacaktır. Bu taşınma işi size bir şey hatırlatıyor mu? Miyazaki'ye ait olan Totoro'yu hatırlayın; orda da yine taşınma olayı var. Chihiro ve anne babası arabayla yeni gidecekleri eve doğru yol alırken babası yanlış bir yola girer. Bu yanlış yolda bir tünel vardır. Arabayı durdurup ailesiyle tüneli keşfederler. Bizim Chihiro oldukça korkuyor. Tünelin sonunda terkedilmiş bir park buluyorlar. İşte burada macera başlıyor.
Chihiro ailesi terkedilmiş bir restoranda yemek yerler ve domuza dönüşürler. Chihiro domuz olmaz çünkü yemek falan yemez, bir an önce bu yerden ayrılmak istiyor. Derken bir yapıyı fark eder. İçeride bir çocuk çıkar ona buradan ayrılmasını söyler. Güneş batar ve her şey hayalet olur. Bu terkedilmiş park bir büyücünün kontrolündedir. Olayları hatırlamışsınızdır diye düşünüyorum, şimdi benzerliklere geçebiliriz.
1) küçük toz böcekler: küçük kara toz böceklerini hatırlarsınız, hani şu kömür taşıyanlar. Onlar ise bize Miyazaki'nin 1988 yılına filmi olan Totoro'yu hatırlatıyor. Totoro'da da iki küçük kız taşıdıkları evde bu toz böceklerini görür.
2) Haku ve Holw: Haku karakteri bize Yürüyen Şato'daki Holw karakterini hatırlatıyor. Yürüyen Şato'da Holw'un saç rengi bir ara lacivert olur. Haku'nun saç rengi de lacivert ve düz. Düz olan saç tipi ise bize Holw'un küçükken ki saç tipini hatırlatıyor. Bu arada Yürüyen Şato 2004te yapılmış, Ruhların Kaçışı ise 2001.
3) Büyücü: Ruhların Kaçışı'nda büyücü yaşlı kadın bize Yürüyen Şato'daki Sofi'nin aynısı olduğunu gösteriyor. Hani sofi' nin bir cadı tarafından yaşlandırıldığı hali.
Diğer benzerlikler: Büyü, aşk, tuhaf tipler Miyazaki'nin tüm yapıtlarında görmek mümkün. Ben incelemeyi çok uzatmamak için en çok dikkat çeken benzerlikleri genel olarak aldım.
Geneline bakınca Yürüyen Şato ve Ruhların Kaçışı arasındaki benzerlik daha orta da. Hatta Yürüyen Şato sanki Ruhların Kaçışı niteliğinde. Şimdi size Miyazaki'nin bize armağan ettiği müthiş devam eserini anlatayım.
Ruhların Kaçışı'nda Chihiro ailesini kurtarır ve oradan ayrılır. Elbette oradan çıkmadan önce Haku'ya gelmesini ister Haku ise söz verir geleceğine. Malum Haku köledir ve büyücüden kurtulmalı. Tam devamında Haku'yu kurtulmuş ve Chihiro ile bir arada olacağı sahneyi beklerken film biter. Devamı varmış gibi biten bu iki saatlik uzun anime beni epey şaşırttı. Ancak Yürüyen Şato ile benzerliği görünce aslında bir devamı olduğunu anladım.
Yürüyen Şato'da Sofi saçları örgülü ancak bağlıdır ve yüz hattıyla bize Chihiro'yu anımsatır. Haku ise Holw karakterine hem benziyor hem de bir büyücünün emrinde ve kendisi de büyücü. Bu ikili arasında aşkı görüyoruz. Ve işin aslı Yürüyen Şato mutlu sonla bitiyor.
Haku uçan ejder iken Holw uçan bir kartal gibidir. Sofi'nin Holw'u kurtarma azmi ile Chihiro'nun Haku'yu kurtarması bize aynı sahneyi canlandırır adeta. Sarılmaları, göz yaşları birebir diyebilirim.
Bu iki anime arasındaki müthiş hassasiyet beni çok büyüledi. Benim için ilk seri Ruhların Kaçışı sonra ikinci seri Yürüyen Şato oluyor.
Belki de Miyazaki'de bize bunu demek istemiştir.
Her ne olursa olsun iki anime arasındaki asıl temanın sevgi olduğu apaçık.
Şimdilik bu kadar yazacağım. İlerleyen zamanlarda eklemeler yapabilirim. Her iki animeyi de kesinlikle tavsiye ederim.
Keyifli izlemeler
Puanım: 10
HER ŞEYDEN KAÇIP KURTULMA İSTEĞİ... Daha ilk çıkacağı zamandan bu yana hep heyecanla beklemiştim ama gel gör ki sürekli yarım yamalak izledim. Dün oturup sessiz, sakin evde tek başıma otururken açtım ve izledim. İçim rahat ettiğine göre şimdi film hakkında…devamıHER ŞEYDEN KAÇIP KURTULMA İSTEĞİ...
Daha ilk çıkacağı zamandan bu yana hep heyecanla beklemiştim ama gel gör ki sürekli yarım yamalak izledim. Dün oturup sessiz, sakin evde tek başıma otururken açtım ve izledim. İçim rahat ettiğine göre şimdi film hakkında konuşabiliriz.
Daha çocuk iken tanışan iki çiftimizin ortak hayali var: güney amerikada cennet şelalesine gitmek. Küçükken ki hallerini İlk gördüğümde ikisininde erkek olduğunu düşünmüştüm ama zayıf olan kızmış meğer. Onu da evlendikleri zaman fark ettim. Carl yani erkek karakter kare gözlük, kafa ve vücuda sahip adeta ve hatta onun tarafında bulunan eşyalar dahi kare. Eşinin ise yuvarlar semboller hakim. Bunlar elbette yine Disneyin mesaj veren ince noktaları. Her iki karakterin ne kadar farklı olduğunu gösteriyor. Aslında farklı olduğu halde müthiş uyumlarını görmekteyiz.
İkisi hayellerini gerçekleştirmek için para biriktirse de pek başarılı olamazlar. İkisi artık yetişkin insanlardır ve harcama yapması gereken birçok önemli şey vardır. Çiftin maalesef çocukları da olmaz. Ancak bu iki çift ne olursa olsun oldukça mutlu ve huzurlu bir yuvası olur. İnsanın, inşallah benimde böyle bir ruh eşim olur diyesi geliyor.
Elbette her şeyin bir sonu var. Carl karısını kaybeder. Yaşlı haliyle bir başına kalır. Birgün balonlarla evini alıp uçarak güney amerikaya yol alır ama derken evinde olan küçük çocuk Russel'de vardır. Ve işte macera burada başlıyor.
Her ne kadar komik kısımlar olsa da benim için hep bir burukluk vardı çünkü Carl'ın karısını epey sevmiştim.
Disney yine bize hayallerin önemini göstermekte. Hepimizin hayallerinde illaki uzak, masalsı diyarlara gitme özlemi vardır. Uçup gitmek ya da gezgin gibi yollara düşüp doğayla iç içe olma hayali.
Aslında biz insanların hepsinde kaçma ve yalnız kalma isteği vardır. Her ne kadar sosyal varlıklar olsak da kendimizle başbaşa kalma ya da çok sevdiğimiz biriyle huzurlu bir yerde yaşama isteği var.
Bence insan ne olursa olsun arada kendiyle başbaşa kalmalı, kendiyle konuşmalı. Bazen bir parkta yürüyüş yapmak ya da göl, deniz kıyılarına gitmek lazım. Doğa bizim bir parçamız, canlılığımıza canlılık katıyor. Arada kendimizi doğaya bırakmalıyız. Ve bence bana göre bu beton yığınlarından ziyade bizim doğa içinde olmamız lazım bu yüzden park alanları arttırılmalı. Yeşillik olmazsa zamanla solup gideriz. Maalesef bu beton yapılar içinde depresyonda gittikçe artmakta. Zaten filmin bir kısmında bu inşaat kısmı da var ve anlattığımla ilgili çok iyi mesajlar aktarılır.
İzleyip tadını çıkarın filmin. Keyifli izlemeler.
Puanım: 9
İlk kez bir animeyi bu kadar gömeceğim. Hazırsak başlıyorum Bu tür animeler saçma olur ama bu kadar saçma olamaz. Hele böyle bilinmez, saçma, sıkıcı ve düz bir final pes dedirtti. Natsuo adlı erkek öğrenci, öğretmeni Hina'ya aşık olur. Elbette bu…devamıİlk kez bir animeyi bu kadar gömeceğim. Hazırsak başlıyorum
Bu tür animeler saçma olur ama bu kadar saçma olamaz. Hele böyle bilinmez, saçma, sıkıcı ve düz bir final pes dedirtti.
Natsuo adlı erkek öğrenci, öğretmeni Hina'ya aşık olur. Elbette bu aşk platonik bir aşktır. Ancak katıldığı bir partide ise Rui adlı bir kızla cinsel ilişkiye girer. Bekaretini vermiş olur. Şunu belirtmeliyim ki japonlarda erkeklerin de bekaretine bu kadar dikkat etmesi ve özen göstermesi çok ilgimi çekiyor. Biz de ise erkek yapsa bir şey olmaz ama kız yapsa namus gidiyor. Neyse bu konulara girmeyeceğim, zaten sinirliyim. Rui ise bu cinsel ilişki deneyimini merak ettiği için Natsuo ile beraber oluyor. Gel gör ki Natsuo'nun babası ikinci evlilik yapıyor (Natsuo'nun annesi on yıl önce ölmüş) ve Rui ile Hina kardeşler üvey kardeşleri oluyor.
Karışık duygular içinde görsekte Natsuo'yu aslında platonik olarak Hina'ya aşık. Olay böyle.
Ya merakla izliyorsun ama finali berbat oluyor. Ayrıca karakter olarak Natsuo da salak mı şerefsiz mi çözemiyor insan. Adam bildiğin kızlara hayır diyemiyor.
Finali bu kadar kötülememin nedeni tatmin edici değildi çünkü hiçbir şey netleşmedi. Kendimi boşuna izlemiş hissettim. Hiçbir şey açıklığa kavuşmadı ve devamı olması gerekiyor gibi bitti.
Neyse sinirlerim gittikçe geriliyor o yüzden daha fazla devam edemeyeceğim. Ha zaten 12 bölümcük, ben izlerim diyorsanız siz bilirsiniz.
Keyifli (olmayacak da) izlemeler dilerim (yinede).
Puanım:2
NOT: Artık nasıl çıldırdıysam ilk kez burda bu kadar düşük puan kullandım.
AŞK 🔥 Erkeklerin genelde aşık olunca korktuğu şey reddedilmektir. Ancak aşk cesur insanların işi çünkü cesur insanlar bir gün kazanır(her iki cinsiyet için de geçerlidir). İzlediğim bu kısa film de tam olarak bunu anlatıyor: sevilmesen bile sevmekten vazgeçme. Reddedilmek birçok…devamıAŞK 🔥
Erkeklerin genelde aşık olunca korktuğu şey reddedilmektir. Ancak aşk cesur insanların işi çünkü cesur insanlar bir gün kazanır(her iki cinsiyet için de geçerlidir). İzlediğim bu kısa film de tam olarak bunu anlatıyor: sevilmesen bile sevmekten vazgeçme. Reddedilmek birçok insanın başına gelmiştir ya da sevgisine karışıklık alamamak. Bu elbette acı bir şey ancak karşına iki yol çıkıyor; ya kaderim deyip acı çekip köşene çekilirsin ya da yeni bir aşkın peşine düşersin. Peki hangisi daha iyi? İşte filmin sonunda bunu daha iyi anlayacaksınız.
Aşk hayatımızın bir parçası çünkü o yüreğimizde var olan bir ateş. Aşık olduğun an bu ateş alevlenir. Filmde insanların göğüsünde kalbi yerine ateş var. Bu ateş aşık olan, mutlu insanlarda görünüyor. Aşkın görünür olması da farklı bir yaratıcılık olmuş. Daha önce reddedilen baş karakterin aşka olan inancı bitiyor ve tabi yüreğindeki alev de görünmüyor.
Aşk isteğimiz dışında olur. Biri çıkar karşına vurulursun. Bir kere aşık olan kişinin yeniden sevmeyeceği anlamına gelmez. Umutsuz olmayın yani..
Karşılıklı sevgi dolu bir aşkın sizi de bulması dileğiyle, keyifli izlemeler.
Puanım : 10