"Öğrenmeye hiç gerek duymadığım halde çok iyi bildiğim bir şeyi, yani yaşamayı unutuyordum sanırım. Evet her şey o zaman başladı galiba." (Sayfa 34) "Tabii ki gerçek aşk pek az rastlanan bir şeydir; yüz yılda aşağı yukarı iki ya da üç…devamı"Öğrenmeye hiç gerek duymadığım halde çok iyi bildiğim bir şeyi, yani yaşamayı unutuyordum sanırım. Evet her şey o zaman başladı galiba."
(Sayfa 34)
"Tabii ki gerçek aşk pek az rastlanan bir şeydir; yüz yılda aşağı yukarı iki ya da üç kez görülür. Bunun dışındakiler boş gurur ya da can sıkıntısıdır."
(Sayfa 44)
"Kaldı ki, kimsenin masum olduğunu söyleyemeyiz, oysa herkesin suçlu olduğunu kesinlikle onaylayabiliriz. Her insan başkalarının suçuna tanıklık eder, benim inancımda da umudum da bu yönde."
(Sayfa 77)
"İnanın bana, dinler ahlak dersi vermeye kalkıştıkları ve birtakım emirler yağdırdıkları andan itibaren yanılırlar. Suçlamak ve cezalandırmak için Tanrı şart değildir."
(Sayfa 77)
Fransız edebiyatının büyük düşünürü ve yazarı Albert Camus'un 1956 yılında yayımladığı eseri. Zekasına hayran kalmamak elde değil. Avrupa insanının önü ve arkasını müthiş bir anlatımla ifşa ediyor. Hatta bunu yarattığı karakter üzerinden - bir tür kişisel sorgulamalar dahilinde aktarıyor. Mutlaka okunması gereken bir eser. Ancak şunu da belirtmek isterim. Bana göre ilk okunacak Camus eseri bu olmamalı. Yabancı gayet ideal.. 10/10
"...iki yıl önce ne kadar haksız ve acımasız davrandığını; içindeki ruhsal boşluğun, sıkıntının, yalnızlığın ve hayata karşı memnuniyetsizliğin acısını nasıl hiçbir suçu olmayan insanlardan çıkardığını hatırlattı." (Sayfa 38) Çehov gerçekten büyük bir öykücü.. Hangi kitabını okusam etkileniyorum.
"Aldığımız her nefes bize kendimizi suçlu hissettiriyor, lükslerimiz ve çilelerimizle bir kum havuzunda oynuyormuşuz gibi hissettiriyor. Bir yandan suçluluk duygusuyla havuzumuzda eşelenirken bir yandan da gerçek dünyanın dev bir yumruk olarak art arda üzerimize inmesini, kurduğumuz her şeyi tuzla buz…devamı"Aldığımız her nefes bize kendimizi suçlu hissettiriyor, lükslerimiz ve çilelerimizle bir kum havuzunda oynuyormuşuz gibi hissettiriyor. Bir yandan suçluluk duygusuyla havuzumuzda eşelenirken bir yandan da gerçek dünyanın dev bir yumruk olarak art arda üzerimize inmesini, kurduğumuz her şeyi tuzla buz etmesini bekliyor, hatta istiyoruz. Kafka okuduk, gerçeğe mazoşistçe bir düşkünlüğümüz var."
(Sayfa 148)
Jean Louis Fournier sıralamam; 1- Nereye Gidiyoruz Baba? (9.5/10) 2- Dul (8/10) 3- Kuzeyli Annem (7.7/10) 4- Tek Yalnız Ben Değilim (7/10) 5- Son Siyah Saçım (6.8/10) 6- Asla Kimseyi Öldürmedi Benim Babam (6.3/10) 7- Otopsim (6/10) 8- Bekleyecek Vaktim…devamıJean Louis Fournier sıralamam;
1- Nereye Gidiyoruz Baba? (9.5/10)
2- Dul (8/10)
3- Kuzeyli Annem (7.7/10)
4- Tek Yalnız Ben Değilim (7/10)
5- Son Siyah Saçım (6.8/10)
6- Asla Kimseyi Öldürmedi Benim Babam (6.3/10)
7- Otopsim (6/10)
8- Bekleyecek Vaktim Kalmadı Artık (5/10)
"Ne bilginler geldi, neler buldular! Mumlar gibi dünyaya ışık saldılar. Hangisi yarıp geçti bu karanlığı? Birer masal söyleyip uyuyakaldılar." (26) "Ey kör! Bu yer, bu gök, bu yıldızlar boştur boş! Bırak onu bunu da gönlünü hoş tut hoş! Şu durmadan…devamı"Ne bilginler geldi, neler buldular!
Mumlar gibi dünyaya ışık saldılar.
Hangisi yarıp geçti bu karanlığı?
Birer masal söyleyip uyuyakaldılar."
(26)
"Ey kör! Bu yer, bu gök, bu yıldızlar boştur boş!
Bırak onu bunu da gönlünü hoş tut hoş!
Şu durmadan kurulup dağılan evrende
Bir nefestir alacağın, o da boştur boş!"
(31)
"Niceleri geldi, neler istediler;
Sonunda dünyayı bırakıp gittiler;
Sen hiç gitmeyecek gibisin, değil mi?
O gidenler de hep senin gibiydiler."
(39)
"Gençlik bir kitaptı, okuduk bitti;
Canım bahar geçti çoktan, kış şimdi.
Hani sevincin, o cıvıl cıvıl kuş?
Nasıl, ne zaman geldi, nasıl gitti?"
(73)
"Aşk bir beladır, ama Tanrı'dan gelme;
Halk neden karşı kor Tanrı emrine?
Bize her şeyi yaptıran kendi madem,
Kulu sorguya çekmenin âlemi ne?"
(86)
"Sevgiyle yoğrulmamışsa yüreğin
Tekkede, manastırda eremezsin.
Bir kez gerçekten sevdin mi dünyada
Cennetin, cehennemin üstündesin."
(95)
"Güçlü olduğuna inandırdın beni;
Bol bol da verdin bana vereceklerini.
Yüz yıl günah işleyip bilmek isterim:
Günahlar mı sonsuz, senin rahmetin mi?"
(120)
"Dünya, yıldıramazsın beni ne yapsan;
Ölümden de korkmam, er geç ölür insan.
Ölmemek elimizde değil ki bizim:
İyi yaşamamak beni tek korkutan."
(125)
"O yakut dudakları kızıl kızıl yanan nerde?
O güzelim kokusu cana can katan nerde
Müslümanlara şarap haram edilmiştir derler
İçmene bak, haram işlemeyen müslüman nerde?"
(178)
"Gönlünce de dönse, bu dünyanın sonu ne?
Okunup bitse de ömür destanın, sonu ne
Yüz yıl dilediğince yaşadın diyelim,
Bir yüz yıl daha yaşasaydın, sonu ne?"
(181)
"Olanların olacağı belliydi çoktan;
İyiyi kötüyü yazmış kaderi yazan;
Ta baştan gereği düşünülmüş her şeyin
Neden boşuna uğraşır, dertlenir insan?"
(186)
İkinci kez Rubileri okumuş bulunuyorum. Ömer Hayvam yer yüzünde yaşamış en büyük yazarlardan biri. Olağanüstü bir kalemi var. Hayran kalmamak elde değil. Lütfen okuyunuz..
"Şimdi bir kutup var sana çeker beni Bir kutup var senden öteye Ben onun için böyle ortalıkta kaldım Dağ yollarında, caddelerde, sokaklarda Onun için bulup bulup yitirdim seni Hangi kapıyı çaldıysam sen açtın bana Hangi gözümü yumduysam seni gördüm Zamandın,…devamı"Şimdi bir kutup var sana çeker beni
Bir kutup var senden öteye
Ben onun için böyle ortalıkta kaldım
Dağ yollarında, caddelerde, sokaklarda
Onun için bulup bulup yitirdim seni
Hangi kapıyı çaldıysam sen açtın bana
Hangi gözümü yumduysam seni gördüm
Zamandın, zamandan öte bir şeydin
Yıllarca bir meşale gibi yandın uzaklarda."
- Ümit Yaşar Oğuzcan
"En ince yerinde sözün, en içten Gülüyorsun ya hani köpük köpük Binlerce pencere açılıyor içime Her camında bin altın güneş esen. İplikince bir ışık yağmuruyla Yıkanıyor yüreğimin el değmemiş yerleri Bir ilkyaz göğü gibi sen öyle uzak Güzellikler içinde dupduru…devamı"En ince yerinde sözün, en içten
Gülüyorsun ya hani köpük köpük
Binlerce pencere açılıyor içime
Her camında bin altın güneş esen.
İplikince bir ışık yağmuruyla
Yıkanıyor yüreğimin el değmemiş yerleri
Bir ilkyaz göğü gibi sen öyle uzak
Güzellikler içinde dupduru gülümsedikçe.
Aklım dil vermez düşüncelerin
Umarsız ufuklarını okşayıp geçiyor
Doluyor iç denizlerime, unutulmuş,
Duyguların büyülü rüzgârları;
Sularım yüzünü yansıtmaktan mutlu
Ürperiyor sesinin titreşimleriyle.
Adınla yer değiştiriyor içimdeki keder
Daha bir seviyorum yaşadığım günü.
Ey sabahın sevinci mutluluğun imgesi
Solgun umutlarıma düşen taze çiy tanesi...
Eksilmesin ömrümün saklı sularından
O düş inceliğinde öpüş içtenliğinde
Gülüşünün yüzünde gümüşlenen aylası.
Sevgisiz mevsimsiz bir donuk zaman içinde
Aldığım tek soluk yaşadığım an oldun
Seninle anlam buldu nesneleri dünyanın."
(Sayfa 84)
Daha önceleri sağdan soldan şiirlerini okuduğum Şükrü Erbaş'ın sonunda kitabını okudum. Gerçekten çok iyi yazıyor. Aşırı hoşuma giden şiirleri oldu. Birçoklarının altını çizdim. Bence yaşayan en iyi şair bile olabilir. Müthiş. Şiddetle tavsiye ediyorum.
"Gittikçe yalnızlaşıyorsunuz insan kardeşlerim Ne bir ortak sevinciniz kaldı sizi çoğaltacak Ne bir içten dostunuz var acınızı alacak Unuttunuz nicedir paylaşmanın mutluluğunu; Toprağı rüzgârı denizi göğü O her zaman bir insanla anlamlı Tükenmez bir hazine gibi kendini sunan doğayı Unuttunuz,…devamı"Gittikçe yalnızlaşıyorsunuz insan kardeşlerim
Ne bir ortak sevinciniz kaldı sizi çoğaltacak
Ne bir içten dostunuz var acınızı alacak
Unuttunuz nicedir paylaşmanın mutluluğunu;
Toprağı rüzgârı denizi göğü
O her zaman bir insanla anlamlı
Tükenmez bir hazine gibi kendini sunan doğayı
Unuttunuz, gömülüp günlük çıkarların
Ve ucuz korkuların kör kuyularına
Daraldıkça daraldı dünyaya açılan pencereniz.
Fırlayıp ilk ışıklarıyla günün dağınık yataklardan
Koşaradım gidiyorsunuz işinize değişmeyen yollardan
Kurulmuş saatler gibi günboyu çalışıp tekdüze
Uzayan gölgelerle koşaradım dönüyorsunuz evinize.
Ne kadar uzaksa bir felaket sizden o kadar mutlusunuz
Unuttunuz başkalarının acısını duymayı
Küçük çıkarların büyük kurnazları
Alışverişe döndü tüm ilişkileriniz, hesaplı, planlı
Sevgileriniz ayaküstü, ilgileriniz koşaradım
Unuttunuz konuşmayı kendinizi vererek
Düşünmeden bir başka şeyi, içten yalın dürüst
Dışa vurmayı duygularınızı
Unuttunuz, neydi bir ince söze yakışan en güzel davranış.
Gittikçe yalnızlaşıyorsunuz insan kardeşlerim
-Ki bu en büyük kötülüktür size-
Yıkanmıyor bir kez olsun yüreğiniz yağmurlarla
Denizler boşuna devinip duruyor bir çarşaf gibi
Gerip ufkunuza mavisini, çiçekler her bahar
Uyanışın türküsünü söylüyor da görmüyorsunuz.
Sizin adınıza dünyanın pek çok yerinde
İnsanlar dövüşüyor ellerinde yürekleri birer ülke
Anlamıyorsunuz inançlarını bir kez düşünmüyorsunuz.
Ömrünüzü güzelleştirecek bir şey almadan hayattan
Bir şeyler bırakmadan ardınızda gelecek adına
Koşaradım tükeniyorsunuz insan kardeşlerim
Koşaradım
Duymadan bir gün olsun dünyayı iliklerinizde..."
- Şükrü Erbaş
"Farewell to the Ark" Gabriel García Márquez'in "Yüzyıllık yalnızlık" adlı romanından uyarlanan 1984 yapımı Japon filmi. Yönetmen Shūji Terayama bu filmle cannes film festivalinde yarışmış.. Öncelikle kitabı okumadım ama hakkında duyduklarım doğruymuş, zira film biraz karışık. Kafayı verince birtakım düşünceler…devamı"Farewell to the Ark" Gabriel García Márquez'in "Yüzyıllık yalnızlık" adlı romanından uyarlanan 1984 yapımı Japon filmi. Yönetmen Shūji Terayama bu filmle cannes film festivalinde yarışmış..
Öncelikle kitabı okumadım ama hakkında duyduklarım doğruymuş, zira film biraz karışık. Kafayı verince birtakım düşünceler eşliğinde tahminler oluşturulabiliyor.
Yönetmenin sürrealist etkisi dengeli ancak biraz daha anlaşılır olmasını isterdim. Kuyu metaforu ve saatin ne tür imgeler üzerine kurulduğunu bir türlü bulamadım. Tahminlerim var ama güçlü değiller.
Farklı bir şeyler izlemek istiyorsanız tavsiye ederim.
2006 nobel edebiyat ödülü sahibi Türk yazar Orhan Pamuk'un 1980-83 yılları arasında yazdığı romanı. Kariyerindeki ikinci roman bu ve son derece başarılı. 1980 darbesinin hemen öncesinde geçen hikayede üç kardeş, babaannelerinin eski ve tarihi değere sahip evinde bir hafta kalmalarını…devamı2006 nobel edebiyat ödülü sahibi Türk yazar Orhan Pamuk'un 1980-83 yılları arasında yazdığı romanı. Kariyerindeki ikinci roman bu ve son derece başarılı. 1980 darbesinin hemen öncesinde geçen hikayede üç kardeş, babaannelerinin eski ve tarihi değere sahip evinde bir hafta kalmalarını ve geçmişte yaşadıkları anılarla birlikte yeni yollarını çizmeyi; kendi anlatımları ile okuyucuya sunmaktadır. Pamuk'un bir sonraki kitabı olan "Beyaz Kale"de olduğu gibi yine Doğu-Batı karşılaştırmaları yoğun ancak bu sefer bir aile içerisinden yola çıkarak gerçekleştiriyor.
Buradaki bazı okuyucular neden beğenmemişler şaşırdım doğrusu. Böyle bir eserin, yazarın gençlik döneminden çıkması gurur verici.. Ben beğendim, şiddetle tavsiye ediyorum.
Hoşuma giden alıntılar;
"Bir zamanlar dünyanın güzel bir yer olduğunu düşünürdüm. Çocuktum, aptaldım. Panjurları kapadım, sürgüyü çektim. Dünya orada kalsın."
(Sayfa 18)
"Ben olmasaydım ve kimse olmasaydı eşyalar durdukları yerde sonsuza kadar duracaklardı ve o zaman kimse hayatın ne olduğunu bilmediğini bile düşünemeyecekti, kimse!"
(Sayfa 19)
"Ama kelimelerin insanı heyecanlandırdığı zamanlar da vardır, bilirim. Merhaba der biri, seni dinler, hayatını, sonra kendi hayatını anlatır, ben dinlerim ve böylece birbirimizin gözünden birbirimizin Hayatlarını görürüz"
(Sayfa 143)
"Birlikte karşılıklı iki kişi susarsın da bazan karşılıklı konuşmaktan daha anlamlı olur bu suskunluk."
(Sayfa 146)
"Çünkü, biliyorum, günaha gırtlağınıza kadar batmak değil, başkasının günahsız kalabildiğini görmek daha çok acı verir sizlere."
(Sayfa 177)