Başlangıc ve orta seviyede uzay ile ilgili kitap önerisi alabilir miyim? Bilimsel terimlere boğulmadan okumak istiyorum. Ana sayfada kaybolmasın diye böyle paylaşıyorum. Şimdiden teşekkürler..
film, dizi, kitap tüketemediğim için birkaç podcast önerip kaçayım. 1- Htalks podcast (samimiyet ve mizah dozu yüksek, soru cevap üzerine ilerleyen uyumak için açıldığında gülmekten uyku kaçırtan bir içeriktir.) 2- Bu mu yani ( sohbetlerin keyifli olmasının yanı sıra bilgilendirici…devamıfilm, dizi, kitap tüketemediğim için birkaç podcast önerip kaçayım.
1- Htalks podcast (samimiyet ve mizah dozu yüksek, soru cevap üzerine ilerleyen uyumak için açıldığında gülmekten uyku kaçırtan bir içeriktir.)
2- Bu mu yani ( sohbetlerin keyifli olmasının yanı sıra bilgilendirici ve ufuk açıcı bir yapıya da sahip ben seviyorum.)
3- Ortamlarda satılacak bilgi ( bilgi ve genel kültür anlamında çok şey katar ayrıca kadının sesi harika dinlerseniz hak vereceğinizi düşünüyorum.)
4- Her gün 10 dk Nutuk ( Nutuk okumak isteyip de başaramayanlar için amme hizmeti..)
5- Meksika Açmazı (arkadaş ortamı sohbeti arıyorsanız buyrun efendim.)
Bonuslar: Sinematris, Haluk Tatar, Satır Arası, Beyhan Budak..
nefis bir belgesel. benim gibi filmler kadar kamera arkasına da ilgi duyanlar için harikulade bir eser. sinemaya sevgimi, saygımı arttırdı açıkçası. sinemanın gelişimine ve günümüze kadar ki sürecine dair birçok durumu gözlemleyebilirsiniz. kamera arkasında kullanılan teknikleri görünce sinema gerçekten bir…devamınefis bir belgesel. benim gibi filmler kadar kamera arkasına da ilgi duyanlar için harikulade bir eser. sinemaya sevgimi, saygımı arttırdı açıkçası. sinemanın gelişimine ve günümüze kadar ki sürecine dair birçok durumu gözlemleyebilirsiniz.
kamera arkasında kullanılan teknikleri görünce sinema gerçekten bir sihir ya diyorsunuz. iyi yönetmen, iyi senarist diyoruz ama perde arkasında yüzlerce sanatçı daha var. bahsi geçen filmleri farklı bir gözle izlerim artık. daha izlemediklerim de var ama onları da farklı bir farkındalıkla seyredeceğim. özelikle çok sevdiğim star wars'ın kamera arkasına bu kadar yakından bakmak beni çok mutlu etti.
belgesel, IL&M şirketinin çalışanları ve spielberg, cameron, ron howard gibi usta yönetmenlerin röportajları şeklinde ilerliyor. Jurassic Park, Terminator, E.T, İndiana jones gibi kült filmerin yapılış süreçleri de mevcut. eski sinema buram buram sanat, emek, zeka, beceri ve sihir kokuyor. görsel efektin bu kadar normalleşmesi, hızlı ama basit birbirinin aynısı seri üretim filmlere sebep oldu. iyi bir hikaye anlatmayı da unutmamak lazım.
george lucas'a da ayrı bir parantez açmak istiyorum. ileri görüşlülüğü, hayalciliği, çalışacağı kişileri çok iyi bilmesi, azmi hem takdir edilmesi hem rol model alınması gereken özellikler. 75 senesinde kimsenin denemediği bir filmi yapmaya çalışıyor. yeni bir umut filmi için toplanan ve küçük bir stüdyodan ibaret olan şirket yıllar sonra zirveye çıkıyor. yeni bir film için yeni aletler icat etmek durumunda kalıyorlar. en sonunda star wars'ı izleyebiliyoruz. sonra kurgu zor ve yavaş olduğu için ilk bilgisayarlı kurgu sistemi editdroid'in tasarlanmasına ön ayak oluyor. o da daha sonra pixar adında tek bir bilgisayarken şimdi animasyon denilince akla gelen pixar'a dönüşüyor. yönetmen olarak çok film çıkarmasa da sinemaya ve sinemacılara katkıları şüphesiz.(lucasfilmi satmasaydı keşke.) zaten teknolojinin bu kadar gelişmesinin sebebi bir şeyleri olduğu gibi kabul etmeyen ve george lucas abimiz gibi daha iyisinin olabileceğini hayal ettikten sonra aynı motivasyonla harekete geçen insanlar sayesinde oldu diye düşünüyorum.
6 bölümü bilgilenerek hayranlıkla izledim. tüm sinameseverlere tavsiye ederim..
Ahmet Hamdi Tanpınar'dan okuduğum üçüncü kitap. yazarın okuduğum her kitabında henüz tamamen idrak edemediğim bölümler olduğunu hissettiğim için bir defa okumalık kitaplar olarak görmüyorum. olay örgüsünün üstüne serpiştirilen fikirler yoğun olduğu için her bölümü coşkuyla okunan kitaplardan değil. sabredip keyif…devamıAhmet Hamdi Tanpınar'dan okuduğum üçüncü kitap. yazarın okuduğum her kitabında henüz tamamen idrak edemediğim bölümler olduğunu hissettiğim için bir defa okumalık kitaplar olarak görmüyorum. olay örgüsünün üstüne serpiştirilen fikirler yoğun olduğu için her bölümü coşkuyla okunan kitaplardan değil. sabredip keyif alınacak kitaplardan. şahsen okurken duraklayıp yazarın fikirleri hakkında düşünmekten keyif alıyorum. bir de psikolojik tahliller var ki inanılmaz. insanın hissettiklerini ama ifade edemediklerini mükemmel bir ustalıkla kaleme alıyor. her seferinde kendimden bir şeyler buluyorum.
Sahnenin Dışındakiler kitabında cemal'in, kapının ardından mahur beste'yi çalarken izlediği Behçet Bey'in asıl hikayesini görüyoruz bu kitapta. ilginç bir karakter kendisi. babasıyla, eşiyle, hayatla ilişkisi nevi şahsına münhasır. koleksiyoner diyebiliriz hatta. her eşyaya bir anlam yüklemiş ve bu eşyaların anıları ile geziyor.
kitabın kurgusuna da karakterin özelliği zuhur etmiş. bölümlerin bitişi ve sonraki bölümün başlangıcı çok farklı. geçmiş, gelecek birbirine karışıyor. tıpkı Behçet Bey'in eşyalara bakınca hatırladıkları gibi. ama karakterin daha derin birisi olduğunu düşünüyorum. bu kurgu da en sonda anlam kazanıyor tabii.
Huzur, Sahnenin Dışındakiler ve Mahur Beste nehir roman özelli gösteriyor. az da olsa birbiri ile bağlantılı yani. şimdi sıra da Huzur romanı var. hepsini tavsiye ederim çünkü yazarın kaleminden şüphem yok. İyi okumalar.
öncelikle bu filmi yeni izlediğim için umarım sinefillikten atılmam. böyle izleyemediğim çok kült film vardır. yeni çıkanları mı takip edelim, klasikleri mi bitirelim. keşke erken başlasaydım biraz. neyse.. film boyunca düşündüğüm iki şey vardı. ilki hastaların toplumsal normlar dışında kalan…devamıöncelikle bu filmi yeni izlediğim için umarım sinefillikten atılmam. böyle izleyemediğim çok kült film vardır. yeni çıkanları mı takip edelim, klasikleri mi bitirelim. keşke erken başlasaydım biraz. neyse..
film boyunca düşündüğüm iki şey vardı. ilki hastaların toplumsal normlar dışında kalan diyebileceğimiz insanlardan oluşması ve hastaneye gönüllü olarak girmeleri. beni en çok etkileyen bu oldu. dışarıdaki insanların hasta ettikleri insanlar yani bunlar. bu yüzden delilik de bir noktada göreceli oluyor sanırım. mcmurphy'nin dediği gibi dışarıda dolaşanlardan daha deli değilsiniz.
ikinci düşündüğüm de hastaların uyuşturulması, hemşirelerin dediklerinden çıkmaması hususlarına karşı çıkan mcmurphy'i tehlike olarak görmelerini düşünürsek filmin vermek istediği mesaj hastane sınırlarını aşıyor bence. hatta bir yerde yalnız kalmayı engellemek amacıyla bir kurala karşı hastalardan biri yani insanın kendi ile kalması kötü bir şey mi diye cevap vermişti. belki de bu kuralın amacı düşünmeyi engellemeye çalışmaktı çünkü yalnız insan düşünür, düşünen insan da bir şeyleri fark eder.. ama bu bencesi yani (feyyaz yiğit'in sesiyle)
doya doya jack nicholson izlediğim için de ayrı mutluyum. film sarmaz diye düşünüyorsunuz sadece bu performans bile filmi izletmeye yeter bence. shining performansı da çok iyiydi ama orada ikizler çıkacak diye sağımı solumu kontrol etmekten pek odaklanamamıştım.. bu
yüzden korku-gerilim ilk tercihim değil :d
benim gibi hala izlemeyenler varsa tavsiye ederim..
dış görünüşün bu kadar otoriter olduğu bir dönemde tam potansiyelinizi çıkarabilmeniz karşılaştığınız insanlara bağlı. yaratık olarak nitelenip alınıp satılmaktan, resim yapmaya, tiyatroya gitmeye, entelektüel sohbetler yapmaya kadar değişebilir her şey. dr. treves herhangi bir tıbbi müdahalede bulunmasa bile john merrick'i…devamıdış görünüşün bu kadar otoriter olduğu bir dönemde tam potansiyelinizi çıkarabilmeniz karşılaştığınız insanlara bağlı. yaratık olarak nitelenip alınıp satılmaktan, resim yapmaya, tiyatroya gitmeye, entelektüel sohbetler yapmaya kadar değişebilir her şey. dr. treves herhangi bir tıbbi müdahalede bulunmasa bile john merrick'i anlamaya çalışması ne güzel sonuçlar verdi. toplumun da eksikliği burada. anlayamadığı durumlardan korkuyor o korku ilgisini de çekiyor ama gerçek manada anlamak isteyen sayısı bir elin parmağını geçmiyor. dr. treves'i bu hastaya ilgilenmeye iten merak bence diğer insanlardan farklı değildi. hatta bir iç çatışması da yaşadı. ama zamanla john merrick'in dostane yaklaşım sonrası gösterdiği gelişmeyi görünce asıl yapılması gerekenin zaten bu olduğunu anladığını düşünüyorum. insanın ne kadar zalim olabileceğini, merhametinde bile menfaat bulunduğunu ifade eden güzel bir eser. ilk izlediğim david lynch filmi oldu, müthiş bir seyir zevki mi var derseniz evet diyemem ama anlatmaya çalıştığı duruma saygı duyar ve tavsiye ederim..
bu aralar psikolojimiz altüst oldu. avizeyi veya herhangi bir şeyi sallanıyor mu diye takip etmek baya yoruyor insanı, hiçbir şey yapmadan beklesen bile kalp atışının vücudu sallamasından ötürü deprem oluyor zannediyorsun. o yüzden şu sıralar film izlemek keyif almak için değil de bunlardan kaçmak için yapılıyor. sağlıklı günler diliyorum hepinize..
kimse paylaşmamış o yüzden ilk gönderi ve tavsiye etme sorumluluğunu ben alıyorum :d ingiltere'nin yemyeşil alanlarında jeremy clarkson ile çiftçilik deneyimi yaşatan bir belgesel. oynadığım oyunları hatırlattı bana. harika manzaralar, sempatik oyuncular, clarkson abimizin acemiliği ve mizahı sayesinde 8 bölümü…devamıkimse paylaşmamış o yüzden ilk gönderi ve tavsiye etme sorumluluğunu ben alıyorum :d ingiltere'nin yemyeşil alanlarında jeremy clarkson ile çiftçilik deneyimi yaşatan bir belgesel. oynadığım oyunları hatırlattı bana. harika manzaralar, sempatik oyuncular, clarkson abimizin acemiliği ve mizahı sayesinde 8 bölümü dizi izler gibi bir çırpıda izledim. sitcomlarda bile bu kadar gülmemiştim. tabi belgeselin tek vasfı bu değil. tarım ve doğa hakkında hatrı sayılır bir bilgilendirme de yapılıyor. tarımın keyfini, zorluğunu, strestini çekiyorsunuz. tarıma verilen önem, detaylı, ince ve katı kurallar da insanı şaşırtıyor. bu kadarına gerek var mı diyorsunuz ama aldıkları verim de bu ince eleyip sık dokumaları sayesinde, biraz imrendim açıkçası. ancak çok titiz davransan en teknolojik aletleri kullansan bile görünenin aksine nasıl bıçak sırtında ince bir iş olduğunu da görüyoruz zaman zaman. bir de hiç para hesabı yapmadan lamborghini traktör alan çiftçi sayısı da bir hayli azdır herhalde buna binaen yapılan "peşinde amazon çekim ekibi olmayan çiftçiler ne yapsın" göndermesi de cuk oturdu. 10 Şubat'ta yeni sezon geliyor. tavsiye ederim, çok keyifli..
ilk serisinden uzun süre sonra ikinci bölümü izledim. joker, süper-man, batman ile kısa diyebileceğimiz süre içinde dinamik, dolu dolu, beklenmedik olaylar geçen, tatmin eden bir animasyondu. filmlere olan paralellikler ve referanslar güzeldi. görsellik fena değildi ama bazı sahnelerde özellikle güzel…devamıilk serisinden uzun süre sonra ikinci bölümü izledim. joker, süper-man, batman ile kısa diyebileceğimiz süre içinde dinamik, dolu dolu, beklenmedik olaylar geçen, tatmin eden bir animasyondu. filmlere olan paralellikler ve referanslar güzeldi. görsellik fena değildi ama bazı sahnelerde özellikle güzel sekanslar vardı. süper-man ile batman'in zıt kutuplarda olmasının mantıklı bir temeli olması hoşuma gitti. iron man, captan amerika kavgası hatırlattı hafiften. iki bölümlük bu seriyi tavsiye ederim, dc animasyonlarına devam edeceğim..
klâsik intikam filmi izleyeceğimi anladığım da biraz hayal kırıklığı yaşadım ama içinde fantastiklik olduğu için izlemeye değdi. atmosferi ve müzikleri ile epik bir hava sağlanmış. bazı filmlere de ilham kaynağı olmuş bence. eric karakteri hem batman hem joker'i andırdı bana.…devamıklâsik intikam filmi izleyeceğimi anladığım da biraz hayal kırıklığı yaşadım ama içinde fantastiklik olduğu için izlemeye değdi. atmosferi ve müzikleri ile epik bir hava sağlanmış. bazı filmlere de ilham kaynağı olmuş bence. eric karakteri hem batman hem joker'i andırdı bana. aniden kaybolmaları bruce wayne, gordon ikilisini hatırlattı:) bir yerde de joker'in kahkahasını gördüm sanki. müthiş şekilde etkilendim, senaryosu özgün, çok güzel yorumları yapamam ama izlediğim için pişman değilim, karanlık, yağışlı çekimler güzeldi.
yurtdışında distopya zannetmişler bu filmi.. filmi açarken eski zamanlar, huzur, saflık falan diye güzelleyecekler zannettim ama belgesel tadında kamerayı açıp gidilmiş gibi bir yapımdı. çocukların gözlerindeki burukluk film boyunca içime oturdu. ağaç yaşken eğilir tarzı çocuklara eğitim altında itaat etmeyi…devamıyurtdışında distopya zannetmişler bu filmi.. filmi açarken eski zamanlar, huzur, saflık falan diye güzelleyecekler zannettim ama belgesel tadında kamerayı açıp gidilmiş gibi bir yapımdı. çocukların gözlerindeki burukluk film boyunca içime oturdu. ağaç yaşken eğilir tarzı çocuklara eğitim altında itaat etmeyi emrederken vatana millete hayırlı bir birey olacaksın dedirtiyorlar. ama bence bu eğitimi alan çocuklar hayatı boyunca otorite gölgesi altında yaşar zaten. yani tamamen özgürlük olsun, her çocuk rahat sigara içsin demiyorum ama en azından arkadaşının hasta olduğunu söylerken korkmasın be. ya da bir ekmek fazla aldı diye yemeğinden olmasın. tabii burada da imkansızlıklar devreye giriyor. daha sonra da öğretmenlerin menfaatlerine, vurdumduymazlığına geliyor. bu durumların hala yaşanıyor olma ihtimali de cabası. filmin sonunda da hafiten bir sürpriz var onu öğrendikten sonra yusuf'un film boyu yaptıkları anlam kazanıyor bu da ayrı üzüyor tabii..