"I'll take you there one day, don't forget the blue paint" Sadece ve sadece senenin en güzel animelerinden olduğunu söylemek için buraya tekrar geldim. İzlediğim en hoş en anlamlı şeylerden biriydi. Yazan kurgulayan düşünen her kimse zihninin binbir çeşit dingin…devamı"I'll take you there one day, don't forget the blue paint"
Sadece ve sadece senenin en güzel animelerinden olduğunu söylemek için buraya tekrar geldim. İzlediğim en hoş en anlamlı şeylerden biriydi. Yazan kurgulayan düşünen her kimse zihninin binbir çeşit dingin bahçelerden ibaret olduğunu düşünüyorum çünkü başka şekilde açıklanamaz bence. En az 1 buçuk aydır falan üzerine düşünüyorum çünkü romantik bir anime olsa bile sadece temeli buna oturtulmuş olan ama aslında bambaşka şeylerden bahseden bir hikayeye sahipti.
Mesela Shin "başkalarından övgü almak için sevdiğiniz şeylerden vazgeçmeyin" dediğinde çok şaşırdım başta aklıma yatmadı düşündüm durdum düşündüm durdum, yine mesela Peter "sevdiğiniz şeyler sizin için doğru olacak diye bir şey yok" dediğinde...çok ilginç bir cümle çünkü nereden yorumlamak istediğine bağlı olarak değişebilir asla kendi rengi yok ve tüm bunlardan dolayı aslında birçok ince fikir yerleştirilmişti bence hikayenin içine atıyorum Kit'in boyasının Lili'nin kurtarıcısı olması ya da o boyanın yok olmaması ve joffrey'nin pubına alması, o zorba kızların Lili'ye boyasını geri vermeleri gibi. O boya durumların, anların, deneyimlerin, anlatılmak istenenlerin sözleri gibiydi açıkçası. Profesör'ün de bir sözü aklımda hâlâ "Hayat, perdesi hep açık kalan bir oyuna benzer sahne değişse de bizler rolümüzü oynamaya devam etmeliyiz" aslında çok tanıdık bir cümle ama aniden bir hatırlatıcı gibi oldu bu animenin içinde şu cümleyi görmek ve duymak. Yaşamın kendi içindeki gücü o kadar yüksek ki bunlar en sevdiğim şeyler dediğimiz şeyler (bu her ne olursa olsun ister bir nesne bir fikir bir iş bir hobi bir durum bir aktivite bir kişi fark etmez) bizden uzaklaştığında onu dengede ve bizimle tutmak için gerekli yönetimi sağlayamıyoruz.
Hatta bazen sevdiğimiz herhangi bir şeyi gerçekten sevdiğimize inanmıyoruz ve sadece sevdiğimizi sanıyoruz. Bazen bazı önceliklere yer vermeli de diğer her şeyi unutmalıyız gibi geliyor insana ya da böyle olmasa bile o şeye beş dakika bile olsa vakit ayırabilecekken yapmıyoruz çünkü neden daha önemli şeyler var demekten vazgeçemiyoruz insanoğlu olarak. Ama sen bunu derken bile aslında sadece düşünüyorsun daha önemli şeyler var dediğin şeyleri düşünmek yerine o sevdiğin şeye vakit ayırsan o önemli dediğin şeyden bir şey kaybetmeyeceksin bile...Kit o beş yılda kayboldu, bambaşka bilmediği bir adaya bile düştü sonra bir gün tekrar bir gemiye bindi bir gün gelmek isterim dediği Yokohama'ya gitti ve Lili'yi gördü. O süreçte çizimi asla bırakmamış olması yeterince her şeyi anlatıyordu çünkü bir şeyi gerçekten sevdiğinde ve severek yaptığında koşul-imkan fark etmeksizin onun adına yaptığın en ufak şey sana yetiyor da artıyor. Üstelik resmi bıraktım diyordu güya ama hiç bırakmadı istese de bırakamadı. Sadece o çizim defteriyle hem Shin'e hem Lili'ye sevdikleri şeye vakit ayırmanın değerini hatırlattı. Nereye gidersen git, nereye varırsan var, nasıl yaşarsan yaşa bilinçli veya bilinçsiz yapmayı sevdiğin şeylerden vazgeçtiğinde kendini bir yerde unutmuş gibi hissedeceksin ve bence Lili ile Shin bunun en güzel örneğiydi.