My affections and wishes have not changed, but one word from you will silence me forever. If, however, your feelings have changed, I will have to tell you: you have bewitched me, body and soul, and I love, I love,…devamıMy affections and wishes have not changed, but one word from you will silence me forever. If, however, your feelings have changed, I will have to tell you: you have bewitched me, body and soul, and I love, I love, I love you. I never wish to be parted from you from this day on.
Yaşar Kemal'in okuduğum ilk kitabı. Geçenlerde başka bir kitabına başlamıştım ama 100 SAYFA boyunca Adana'da rüzgarın nasıl estiğini ve toz bulutlarının aldığı şekli anlatınca bırakmıştım. Bu kitap ise çocuk kitabı olarak geçiyor, çocuklar için güzel bir fabl olabilir ama yetişkinler…devamıYaşar Kemal'in okuduğum ilk kitabı. Geçenlerde başka bir kitabına başlamıştım ama 100 SAYFA boyunca Adana'da rüzgarın nasıl estiğini ve toz bulutlarının aldığı şekli anlatınca bırakmıştım. Bu kitap ise çocuk kitabı olarak geçiyor, çocuklar için güzel bir fabl olabilir ama yetişkinler için konusu bin yıl sonra bile eskimeyecek bir hikaye.
Kitap her ne kadar konusunu fil bir hükümdar ve tebaası karınca olan olaylardan alsa da, geçmişten günümüze sömüren yöneticiyi ve sömürülen, baş eğmek zorunda kalan halkı müthiş bir alegorik anlatımla ele alıyor. Kitapta filler sultanının karıncaları sömürmek için izlediği strateji; bugün bile güçlü devletlerin küçük devletler üzerinde izlediği politikalarla aynı. Çok fazla yazmak istemiyorum bu kitap hakkında ama konu ve verdiği mesajları o kadar çok beğendim ki anlatamam.
Bu diziye başka bir pencereden bakmak istiyorum. Zaten hayatının büyük bir kısmında ailesi veya çevresi tarafından yoksayılan, yeterince sevgi görmeyen birinin manipulator ve narsist biriyle karşılaştığında ne hale gelebileceği... Bu arada böyle bir ilişkinin içinde hic olmamış olmayanlar asla bu…devamıBu diziye başka bir pencereden bakmak istiyorum.
Zaten hayatının büyük bir kısmında ailesi veya çevresi tarafından yoksayılan, yeterince sevgi görmeyen birinin manipulator ve narsist biriyle karşılaştığında ne hale gelebileceği... Bu arada böyle bir ilişkinin içinde hic olmamış olmayanlar asla bu durumu anlamayacaktır. Kötü bir hayat sürmüş ve narsist birine aşık olmuş insan diğerinin ekseninden pek uzaklaşamaz. Bir mıknatıs gibi, mum ışığına aşık bir pervane misali çeker seni. Çünkü tanıdıktır, o acıyı küçüklükten beridir bilirsin. Senin güvenli alanındır... Övgüyle başlayan iliski zamanla eleştirilere, suçlamalara ve küçük düşürmelerle devam eder. Manipülasyona uğrayan kişinin gerçeklik algısı kaybolur. Zamanla kendi gerçekliğinden ve doğrularından uzaklaşır. Kendi değerini karşıdakinin tepkilerinden ölçmeye başlar. İlişki bittiğinde ne kalır geriye... Senden hiçbir şey kalmaz.Özsaygı,özsevgi,özgüven gibi temel güvenceleri tamamen kaybetmiş biri kalır. İşte kırılma noktası burasıdır bana göre. Ya kırıldığın yerden güçlenir ayağa kalkarsın ya da bulunduğun bataklığa daha fazla saplanırsın.
Hepimiz hayatımızda muhakkak manipulator, narsist, duygu sömürücü , seni kendinden bile şüphe ettirecek insanlarla karşılaşmısızdır. Ya da en kötüsü bir ilişki kurmuşuzdur. Bu ilişkinin bizim gerçekliğimizin tamamiyle dışında olduğunu kabul edip, her ne kadar bizi çekse de hayatımızın dışında bırakmamız çok önemli. Çünkü bir ilişkide sevgi, kişinin zayıflıklarını sömürmeyi değil, güçlendirmeyi seçer. Karşındaki seni sürekli suçluyor, kontrol ediyor veya hislerini küçümsüyorsa bu aşk değildir; bu, yavaş yavaş özgürlüğünü elinden alan bir oyundur.
Ve insan bunu fark ettiği an, kralın gerçekten kaybetmediği; tam tersine kendini yeniden kazanmaya başladığı andır.
Sam Claflin’in başrolünde olduğu Monte Kristo Kontu dizisi, klasik bir eserin modern ekrana ne kadar ustalıkla uyarlanabileceğinin güçlü bir örneği. Alexandre Dumas’nın hikâyesi birebir kopyalanmamış olsa da, dizinin tonunda ve kurgusunda eserin ruhu tamamen korunuyor. Sam Claflin’in performansı uyarlamanın en…devamıSam Claflin’in başrolünde olduğu Monte Kristo Kontu dizisi, klasik bir eserin modern ekrana ne kadar ustalıkla uyarlanabileceğinin güçlü bir örneği. Alexandre Dumas’nın hikâyesi birebir kopyalanmamış olsa da, dizinin tonunda ve kurgusunda eserin ruhu tamamen korunuyor.
Sam Claflin’in performansı uyarlamanın en parlak noktası. Edmond Dantès’in masumiyetten intikama uzanan dönüşümünü öyle derinlikli oynuyor ki, karakterin her duygusal kırılmasını izleyici gerçekten hissediyor. Onun bu karizmatik ve yoğun oyunculuğu diziyi bambaşka bir seviyeye taşıyor.
Görsel atmosfer, tempo ve karakter ilişkileri de modern bir izleyicinin kolayca içine çekileceği şekilde düzenlenmiş. Bu nedenle hem eseri bilenleri memnun ediyor hem de hikâyeyi ilk kez tanıyanlara sürükleyici bir deneyim sunuyor.
Kısacası, bu uyarlama klasik bir intikam hikâyesini taze ve etkileyici bir şekilde yeniden canlandırıyor; Sam Claflin de bunun en büyük sebebi.
Londra’da lüks bir evde, yıllar önce gerçekleşen esrarengiz bir olayın ardından üç yetişkinin cesedi bulunmuş ve evde yaşayan üç küçük çocuk kaybolmuştur. Aradan yirmi beş yıl geçer; bebeğin hayatta kalan tek kişi olduğu ortaya çıkar ve artık 25 yaşına gelen…devamıLondra’da lüks bir evde, yıllar önce gerçekleşen esrarengiz bir olayın ardından üç yetişkinin cesedi bulunmuş ve evde yaşayan üç küçük çocuk kaybolmuştur. Aradan yirmi beş yıl geçer; bebeğin hayatta kalan tek kişi olduğu ortaya çıkar ve artık 25 yaşına gelen Libby, kendisine miras kalan bu gizemli eve taşınır.
Libby evi inceledikçe, o dönemde evde yaşanan karanlık bir tarikat benzeri düzeni, manipülatif bir adamın aileyi nasıl esir aldığını ve kaybolan çocukların akıbetini çözmeye başlar. Paralel anlatımlarla Henry, Lucy ve Libby’nin hikâyeleri birleşir; geçmişteki korkunç sırlar gün yüzüne çıkar. Sonunda Libby, kendi kimliği ve ailesi hakkında hayatını tamamen değiştirecek gerçeklerle yüzleşir.
Nişantaşı'nda oturan ve tüccarlık yapan bir ailenin 3 kuşak boyunca yaşadıkları her yönüyle anlatılıyor. Cevdet Bey taşradan gelmiş, babasıyla birlikte odunculuk yaparak sermayesini oluşturup daha sonra işlerini büyüterek çok zengin olmuştur. Kitap 1905-1970 tarihlerini çok başarılı anlatmış özellikle dönemin konjonktürünü…devamıNişantaşı'nda oturan ve tüccarlık yapan bir ailenin 3 kuşak boyunca yaşadıkları her yönüyle anlatılıyor. Cevdet Bey taşradan gelmiş, babasıyla birlikte odunculuk yaparak sermayesini oluşturup daha sonra işlerini büyüterek çok zengin olmuştur. Kitap 1905-1970 tarihlerini çok başarılı anlatmış özellikle dönemin konjonktürünü net bir şekilde görebiliyorsunuz. Eğlenceli, renkli bir kitap açıkçası, fakat Refik o ne iç sıkıntısındır yahu. Bence kitapta çoğu kişi iç sıkıntısından bu hale geldi.
Refik evli 2 çocuk babası, çok zengin bir tüccar ama adam hayatında bir amaç arıyor. Tipik burjuva hayatına sahip, yurtdışında üniversite okuyup, Nişantaşı'nda oturup, akşam yemeğinde bonfile yiyip memleket meseleleri üzerine kafa yoruyorlar. Hemde Türkiye’nin en karışık yıllarında. Bu arada kitaptaki çoğu karakter böyle. Teşvikiye'de zaman öldürüp Doğu'daki sorunları çözmek üzerine nasıl kafa patlatabirsin be adam sen kimsin. Ama Refik'e en iyi cevabı Sarthe veriyor;
'Mösyö, sizin yerinizde ben olsaydım, bu azgelişmiş ülke aydını olarak burada sütlü kahve içmez, ülkemde öğretmenlik yapardım.'
Kitap vermek istediği mesajlar bakımından bir başyapıt, ama bu karakterlerin saçma sapan ideolojileri...
-----
"Peki özgürlüğü kim istiyor? Devlet istemiyor! Tüccarlar buna fazla meraklı değiller. Toprak ağaları nefret ediyor! Köylüler duymamış. Başka kim var? İşçiler?.. Bir de ben! Hah, hah...
Özgürlüğü ben istiyorum!"
"Ne var bunda? Herkes öyle yaşıyor. Bir şeye inanmadan yaşayan bir ben miyim? Bir yıl önce sen neye inanıyordun peki?"
"Ben mi?"
Refik iyiniyetle, saf saf gülümsedi. "Ben o zaman bir şeye inanıp inanmamak gerektiğini düşünmüyordum ki." Heyecanla ekledi: "Ama sen... sen biliyorsun. Bir kere bildikten sonra olmaz artık."
"Despot gibi doğu, gücü ve göz kamaştıran ışığıyla insanları yere çalar, insan orada daha yürümeyi öğrenmeden diz çökmek, konuşmayı öğrenmeden dua etmek zorunda kalır!"
HA-Rİ-KAAAA... Tek kelimeyle harika. O kadar sürükleyiciydi ki elimden bırakamadım 5 saatte bitti. Olay İngiltere'de geçiyor. Laurel, üç çocuk annesi bir ev hanımıdır. Bir gün ortanca kızı Ellie kütüphaneye gitmek için evden çıkar bir daha geri dönmez. Tüm aile, emniyet…devamıHA-Rİ-KAAAA... Tek kelimeyle harika. O kadar sürükleyiciydi ki elimden bırakamadım 5 saatte bitti.
Olay İngiltere'de geçiyor. Laurel, üç çocuk annesi bir ev hanımıdır. Bir gün ortanca kızı Ellie kütüphaneye gitmek için evden çıkar bir daha geri dönmez. Tüm aile, emniyet hatta tv programları seferber olur fakat kız resmen sırra kadem basmıştır. Aradan 10 yıl geçer yol kenarında kızın kemikleri bulunur. Fakat tam 10 yıl içinde aile dağılır, Laurel kocasından boşanır, kardeşler ve anne paramparça bir hayat sürerken bir gün Laurel pastanede Floyd ile tanışır. İkilinin ilişkileri ilerler derken bir gün Floyd'un küçük kızı olan Poppy ile tanışır. Fakat Poppy hık demiş Ellie'nin burnundan düşmüştür. Laurel, anne içgüdüleriyle olayın peşini hiç bırakmaz bu benzerliğin sır perdesini aralamaya kararlıdır.
Kitabın ortasına geldiğinizde zaten olayların çoğunu tahmin edebiliyorsunuz fakat sizi sonlara doğru birkaç plot twist bekliyor. Sarıyüz rezaletinden sonra çok iyi geldi. Çok beğendim 💖
Spoiler----
Ayrıca Noelle Allah senin belanı versin iğrenç sürtük. Takıntılı ruh hastası pislik. Dilerin cehennemde cayır cayır yanarsın. Kızgın şişlerle delik deşik ederler seni. Allah bin belanı versin. Sonunu hak ettin hatta daha beter bir son hak ediyordun.
21. yüzyılın en önemlisi kitaplarından biri.. Hadi be ordan. Nesi abartıldı bu kadar anlamıyorum. Kitabı çaldın okey adam gibi devamını getirseydin bari. Seninle birlikte hepimiz Athena'ya düşman olduk zaten kadın intihalcinin önde gideniymiş. Ama sen bu kadar büyük bir başarı…devamı21. yüzyılın en önemlisi kitaplarından biri.. Hadi be ordan. Nesi abartıldı bu kadar anlamıyorum. Kitabı çaldın okey adam gibi devamını getirseydin bari. Seninle birlikte hepimiz Athena'ya düşman olduk zaten kadın intihalcinin önde gideniymiş. Ama sen bu kadar büyük bir başarı yakaladıktan sonra niye her şeyi eline yüzünü bulaştırdın. Ayrıca bu kitabın nesi bu kadar sattı, bir ara her yerde Sarıyüz görmekten midem bulanmıştı. Parmak bastığı noktalar gerçekten güzel, sosyal medyanın ne kadar korkunç olduğundan tut kitabını yayınlamaya çalışan yazarların neler yaşadıklarını anlatıyor. "Çeşitlilik" adı altında şirketlerin bundan nasıl nemalandıklarını falan güzel anlatmış. AMA 21.YYİN EN ÖNEMLİ KITABI FALAN DEGIL. Ben buna normal bir kitap derim. İste sosyal medya abartması...AYRICA SONU NEYE BAĞLANDİ??? karakter anksiyete krizinden ölüp gidiyor mu yoksa kendini temize mi çıkarıyor orası muğlak kaldı. Yoksa editörü Kuang'a yeteri kadar vaktin yok yolla dedi de alelacele bitirdi mi 😁 Okumanızı tavsiye etmiyorum tamamiyle vakit kaybı maalesef.
Genç denizci Edmond Dantès, saf ve iyi niyetli bir adamken haksız bir komploya kurban gider. Kıskançlık ve siyasi oyunlar yüzünden “Napolyoncu casus” diye iftiraya uğrar ve düğün arifesinde Château d’If zindanına atılır. Burada yıllarca tek başına çürürken umudunu kaybetmek üzereyken,…devamıGenç denizci Edmond Dantès, saf ve iyi niyetli bir adamken haksız bir komploya kurban gider. Kıskançlık ve siyasi oyunlar yüzünden “Napolyoncu casus” diye iftiraya uğrar ve düğün arifesinde Château d’If zindanına atılır. Burada yıllarca tek başına çürürken umudunu kaybetmek üzereyken, yan hücredeki bilge Faria Rahip ile tanışır. Faria ona eğitim verir, dünyayı ve insanları tanıtır ve en sonunda ölmeden önce Monte Cristo Adası’ndaki devasa hazineyi ona söyler.
Dantès kaçar, hazineyi bulur ve kendine bambaşka bir kimlik yaratır: Monte Cristo Kontu. Artık zengin, zeki ve soğukkanlı bir intikam makinesidir. Kendisine ihanet edenleri bir bir bulur:
Kendini onun yerine geçiren Fernand,
Onu siyasete kurban eden Villefort,
Kıskanç arkadaşı Danglars…
Kont, adaletin ve kaderin elçisi gibi davranarak onları güçlerinin zirvesindeyken çökertir. Ama bu süreçte şunu fark eder: İntikam ruhu kemirir; merhamet ise özgürleştirir. Edmond intikam ruhunu kemirmeye başladığında ve yaptıklarının doğru olup olmadığı konusunda yanılgıya düştüğünde If Şatosunu tekrardan ziyaret eder. Bu ziyaret onu tatmin eder çünkü yaşadıkları gözünde canlandığında hasımlarının bu vendettayı hak ettiklerini tekrar anlar.
Sonunda pişmanlık, adalet ve bağışlamanın değerini anlayarak hayata yeniden başlar.
Kitaba uzun olduğuna bakmadan direkt başlamak lazm. Birçok yapıma esen kaynağı olan bu kitabı varın siz düşünün artık.
Ayyyy o kadar büyük bir hayal kırıklığı ki film. Kitabını lisedeyken okumuştum, geçenlerde bir daha okudum ve filmini açtım. Birçok önemli olayı çıkarmışlar birçok saçma sapan, kitapta olmayan, olay örgüsüne katkısı da olmayan şeyler eklenmiş. Oyunculara gelince; bu nasıl Edmond???…devamıAyyyy o kadar büyük bir hayal kırıklığı ki film. Kitabını lisedeyken okumuştum, geçenlerde bir daha okudum ve filmini açtım. Birçok önemli olayı çıkarmışlar birçok saçma sapan, kitapta olmayan, olay örgüsüne katkısı da olmayan şeyler eklenmiş. Oyunculara gelince; bu nasıl Edmond??? Edmond 19 yaşında gencecik adam 30 yaşında oyuncu seçilmiş. Mösyö de Villeford bile daha genç. Edmond'un ihbarını Daglars ve Fernand birlikte yapıyor fakat filmde Fernand yapmış ve aynı gemide çalışıyorlarmış... Peder Faria harika seçim olmuş. Bilge, gizem ve babacan tavrı net hissediliyor. Hazinenin kime ait olduğu, Peder Faria'nın hikayesi falan sallamasyon tamamen. Kitapta Edmond hapse girdikten sonra Faria ile baş başa verip olayın gerçekliğini anlıyor. Filmde ise maşallah Edmond hapse girmeden olayı çözüyor. Bu ve buna benzer birçok saçmalık ardı ardına. Bu kitapları filme dönüştürenin aklına... Hic mi okumadn kitabi abv. İçinden geçmişler hikayenin.