Spoiler içeriyor
Tanzimat edebiyatı yazarlarından Ahmet Mithat Efendi'nin edebiyatımıza kazandırdığı mektuplaşma türündeki ilk eser olan Felsefe-i Zenan kadın haklarını ve kadının toplumumuzdaki konumunu doğrudan ele alması bakımından öne çıkar. Yazar eserde klasik şiire yönelik eleştirlerini yer yer de tabiata duyduğu hem hayranlığı…devamıTanzimat edebiyatı yazarlarından Ahmet Mithat Efendi'nin edebiyatımıza kazandırdığı mektuplaşma türündeki ilk eser olan Felsefe-i Zenan kadın haklarını ve kadının toplumumuzdaki konumunu doğrudan ele alması bakımından öne çıkar. Yazar eserde klasik şiire yönelik eleştirlerini yer yer de tabiata duyduğu hem hayranlığı hem de kızgınlığı karakterler aracılığıyla bize sunar. Akile karakteri üzerinden divan şiirinin lisanı bir daire içerisinde kurallar içerisinde kullanılma eleştirisi, Zekiye üzerinden ise şiir savunusu yapılmaktadır. Bu iki karakterler çoğu zaman karakterlerin çarpışmasını bize sunar. Tabi ki karakterler yazarın kişisel görüşünü yansıtacak diye bir esas yoktur. O dönemin bazı aydınları bu yolu seçtiğinden onun da bu yolla kendini ifade ettiğini düşünmekteyim. Felsefe-i Zenan, Letaif-i Rivayat eserinin bir cüzü olup toplumun geleneksel yapısına bir eleştiri bir bakıma başkaldırıdır.
Eser, babasından ilmi ve fenni eğitim almakta olan Fazıla Hanım'ı anlatarak başlar. Fazıla Hanım'ın evliliğe, erkeklere, toplumun yargılarına karşı mesafeli duruşu yaşadıkları çağ göz önünde bulundurulursa dikkate değerdir. Bu unsurlar aydın bir kadının kendini gerçekleştirmesinde, kendini ilme adamasında yegane engeldir ve kendini zayi edenler bunların tatlı yüzüne kanarak kendilerini heba etmiştir karakterimize göre. Fazıla Hanım'a kaderin cilvesi iki kız çocuğu büyütme şansı verir. Bu kızları-Akile ve Zekiye- kendi idealleri doğrultusunda aydın kadın portresine uyacak şekilde yetiştirmeye özen gösterir. Akile'yi bebeklikten itibaren, Zekiye'yi ise çocuk yaşta evlatlık olması bu yetiştirmenin ikisi üzerinde aynı etkiye sahip olmayacağını, bir yol ayrımının okuyucuyu beklediğini bize önceden bildirir sanki. Fazıla Hanım ölüm döşeğindeyken dahi kızlarından kocaya varmamaları, sözlerine ihanet etmemeleri için ant içmelerini ister. Annelerinin ölümünden aylar sonra Zekiye ile Akile için yollar ayrılacaktır. Nitekim Zekiye bir yolculuğa çıkar ve bu yolculuk sonucu vardığı yerde bir divan efendisine gönlünü kaptırır ve karakterlerimizi birtakım olaylar bekler. Bu olayların neticesi Zekiye için hayra vesile olmayacaktır. Hikayemiz Akile'nin kardeşinin düştüğü duruma kahrolması ve emanetini bağrına basıp İstanbul'a dönmesiyle son bulur.
Benim eser hakkında kişisel görüşüm esasen hem eleştirel hem de biraz destekleyici olacaktır. Eserin yazıldığı çağ göz önünde bulundurulursa yazarın gösterdiği cesaret ve bakış açısı takdire şayandır. Ahmet Mithat, kadınların o yüzyıl içindeki durumunu görmüş ve evlilik kurumunun birtakım çifte standartlarına karşı çıkmıştır. Sadece kadınlar için değil; dil, din, ırk fark etmeksizin insan haklarını hep koruduğu söylenmektedir ve yazarak insanları eğitmek amacını gütmüştür. Günümüzden bakıldığında dahi fikirleri bazılarına fazla uçuk ve düşmanca gelebilme ihtimali bulunmaktadır. Ben eserini biraz ütopik buldum açıkça söylemek gerekirse. Bu kız kardeşlerin bazen hiç evden çıkmayışı biraz da kendi başlarına yaşayışları kısmı bana o zamanki toplumun kafa yapısını düşünerek biraz garip geldi lakin yazar belkide arzu ettiği bir düzeni yazdığından bunu fark etmek lüzumsuz bile olabilir. Ahmet Mithat'ı eleştireceğim bir diğer yer de insan psikolojisini biraz es geçmesidir. İnsan bir müddet yalnız yaşayabilir hatta uzun zaman yaşar lakin karakterlerin insanlardan fazla soyut olması bana biraz gerçekdışı geldi. Eserde erkeklerin kadınların hayatını yalnızca mahvedeceği görüşü de vardı açıkçası ben bu görüşten rahatsızlık duydum. Burada rahatsızlığımın sebebini açıklamayacağım sadece insan ilişkilerinin bu kadar keskin olamadığı görüşündeyim. Genel tabloya baktığımda ortalamanın bir tık üstü bir eser denilebilir. Ele aldığı konu bakımında güzel bir eser ancak Ahmet Mithat'tan okuduğum ilk eser ve kalemi beni çok cezbetti diyemeyeceğim.
"...,insan kısmı hürriyet hürriyet der de hürriyetin ne olduğunu dahi bilmez." (Syf.16)
"Sevmiş olması lazım gelse bile, her sevişe tutku dolu bir aşk anlamı verilmesi de pek uygun düşmez sanırım."(Syf.33)
"Alemde sonsuza dek sürecek hangi saadet var ki mazhar olabilesin. Yarın felek senin de belini büker."(Syf.58)