Çocukken izlemedim diye mi bu filmle herkesin kurduğu bağı kuramadım ya da etkilenmedim bilmiyorum. Her ne kadar çocuk dünyamıza açılan bir kapı olsa da, çok yönlendirici olması sebebiyle ilerde çocuklarıma izletmeyeceğim bi film. Birbirine eklenerek oluşturulan yaratıcı oyuncaklar gibi beğendiğim…devamıÇocukken izlemedim diye mi bu filmle herkesin kurduğu bağı kuramadım ya da etkilenmedim bilmiyorum. Her ne kadar çocuk dünyamıza açılan bir kapı olsa da, çok yönlendirici olması sebebiyle ilerde çocuklarıma izletmeyeceğim bi film. Birbirine eklenerek oluşturulan yaratıcı oyuncaklar gibi beğendiğim tarafları da yok değil tabi ama hepsi bu.
O kadar hayatın içinden, o kadar dinginleştirici bir film ki... Ozu'nun sinema dili sayesinde insan kendisini kesinlikle bir izleyici gibi hissetmiyor. Kamerayı yere yakın konumlandırışı, o kusursuz kadrajları ve tabiki en sıradan anların içindeki duyguları böylesine yalın ama etkileyici bir…devamıO kadar hayatın içinden, o kadar dinginleştirici bir film ki... Ozu'nun sinema dili sayesinde insan kendisini kesinlikle bir izleyici gibi hissetmiyor. Kamerayı yere yakın konumlandırışı, o kusursuz kadrajları ve tabiki en sıradan anların içindeki duyguları böylesine yalın ama etkileyici bir şekilde aktarışı, sanki yerde bağdaş kurup, karakterlerin yanında sessizce oturuyormuşuz hissi yaratıyor.
Filmlerini izledikçe, Ozu'nun neden sinema tarihinin en önemli yönetmenlerinden biri olarak görüldüğünü daha iyi anlıyorum. Bazen insanı darmadağın ediyor, bazense geriye bıraktığı o leziz tatla dağıttığını usulca toparlıyor. Erken Gelen Yaz da tam olarak böyle bir filmdi; sıkmayan sakinliğiyle, sesli sessizlikleriyle, sadeliğiyle ve insana dokunan sıcaklığıyla, film bittiğinde sanki sevdiğim insanların evinden ayrılmışım gibi tatlı bir boşluk hissettirdi. Hatta ayrılırken o insanlara sarıldığıma yemin bile edebilirim..
Fikir olarak da, anlatım biçimi olarak da çok etkilendim. Özellikle öznel kamera kullanımı sayesinde sanki yalnızca yönetmenin değil, herhangi bir kadının gündelik hayatta maruz kaldığı ve zamanla normalleştirilmiş o rahatsız edici anlardan birine tanıklık ediyormuşum gibi hissettim. Belgeselin en güçlü…devamıFikir olarak da, anlatım biçimi olarak da çok etkilendim. Özellikle öznel kamera kullanımı sayesinde sanki yalnızca yönetmenin değil, herhangi bir kadının gündelik hayatta maruz kaldığı ve zamanla normalleştirilmiş o rahatsız edici anlardan birine tanıklık ediyormuşum gibi hissettim. Belgeselin en güçlü yanı da bu sanırım; çok kişisel bir yerden yola çıkmasına rağmen son derece evrensel bir deneyime dönüşebilmesi.
Geç de olsa izleme fırsatı bulduğum için mutluyum. Gerçi finalinin ardından dakikalarca boşluğa bakıp düşünmekten kendimi alamadım ama bir filmin bırakacağı en değerli etki de tam olarak bu.
Bi gün yine Ozu izledikten sonra darmadağınız... Tek Çocuk, kendisinin ilk sesli filmi olma niteliğini taşıyor. Kadrajlar, mizansenler her zamanki gibi huzur verici kusursuzlukta.. 🫠
Kamera hareketleri oldukça yoğun olmasına rağmen, dikkat dağıtan bir biçimsel tercihe dönüşmek yerine anlatının ritmine kusursuzca entegre oluyor. Böylesine dinamik bir görsel dili hikâyenin hizmetine sunabilmek başlı başına övgüyü hak eden bir başarı..
Ozu'nun klasikleşmiş Tokyo Story'sinden daha güzel bir film, daha sık anılması gerektiğini düşünüyorum. Bir noktaya kadar her genç kadının kendinden parçalar bulabileceği de bir film. Toplum baskısı evrensel bir şey gerçekten..
Oyunculuklar çiğ değil miydi ya? Özellikle Hector, rolünün ağırlığı altında ezilmiş bir oyuncuyu izlediğimi hissettirdi. Filmin dünyasında kaybolamadım bu sebeple. Çatışma sahnelerini de yetersiz buldum genel olarak, jumpcutlarla doluydu. Bu filmden beklentim yüksekti, hayal kırıklığı yaşadım açıkçası. Hikayenin ruhunu öldürmüşler…devamıOyunculuklar çiğ değil miydi ya? Özellikle Hector, rolünün ağırlığı altında ezilmiş bir oyuncuyu izlediğimi hissettirdi. Filmin dünyasında kaybolamadım bu sebeple. Çatışma sahnelerini de yetersiz buldum genel olarak, jumpcutlarla doluydu. Bu filmden beklentim yüksekti, hayal kırıklığı yaşadım açıkçası. Hikayenin ruhunu öldürmüşler bence.. En çok üzüldüğüm nokta ise bir başyapıt olan Das Boot'u aynı yönetmenin çekmiş olması... Troy'u yaparken ya kötü bir dönemden geçiyordu ya da hikayeyi özümseyememişti heralde, bilemedim..