Günümüzde çok rahat tedavi edilen hastalıkların geçmişteki çaresizliği ve aranan çözümler...Az bilinen bu biyografi filmini efsaneleştiren şey yalnızca anlattığı hikâye değil. Vivian Thomas üzerinden Siyahi bireylerin uğradığı ırkçılığa, kadınların eşitsizliğine gerçekçi bir şekilde parmak basıyor. Örneğin siyah bir insan otobüsün…devamıGünümüzde çok rahat tedavi edilen hastalıkların geçmişteki çaresizliği ve aranan çözümler...Az bilinen bu biyografi filmini efsaneleştiren şey yalnızca anlattığı hikâye değil. Vivian Thomas üzerinden Siyahi bireylerin uğradığı ırkçılığa, kadınların eşitsizliğine gerçekçi bir şekilde parmak basıyor. Örneğin siyah bir insan otobüsün arkasında oturuyor, tuvaletleri ayrı ve beyazlara selam vermek için geri çekiliyorlar. Kadın doktorların erkeklerle aynı kapıdan girmesi yasak, siyahiler gibi en alt kapıdan girmeliler...
Siyahi birisi doktor olamaz, fikirleri beyaz bir erkek tarafından alınıp kullanılır, intihalin kol gezmesi ve geç gelen adalet arasıda büyük bir dehanın sımsıcak hikayesini izliyoruz. Sinir olmak, hüzünlenmek, gülmek serbest.
Amazon sağolsun indirimdi promosyondu derken 12 kitabı 600 küsür liraya almanın mutluluğu içerisindeyim. Amazon olmasa sıradan bira kitapçıda 2 binden aşağı çıkamazdık.
Bu baskının Dili oldukça ağır, o da eski Türkçe kelimelerin çok olmasından kaynaklı. Günümüz Türkçesi ile dipnot olarak anlamları verilse de bir aşağı bir yukarı inip çıkmak insanı yoruyor. İçeriğe gelirsek, İslam öncesi Türk tarihini detaylı bir şekilde anlatmış, günümüzde…devamıBu baskının Dili oldukça ağır, o da eski Türkçe kelimelerin çok olmasından kaynaklı. Günümüz Türkçesi ile dipnot olarak anlamları verilse de bir aşağı bir yukarı inip çıkmak insanı yoruyor.
İçeriğe gelirsek, İslam öncesi Türk tarihini detaylı bir şekilde anlatmış, günümüzde halen kullanılan kara - ak -gök- yer kavramlarını Oğuzların soy dağılımını çok iyi şekilde anlatmış. İçinde Türk tarihine kültürüne dair birçok değerli bilgi bulabilirsiniz. Günümüz Türkçesi ile çevrilen bir baskısı olsa daha verim alınacağı kesin.
Bir şeylerin yerine birbirimizi koyduk. Birbirimiz kadar değerli şeylerin yerine. Olmadı. Artık şimdi kimse sığmaz oraya... Şimdi seni düşünmemeyi öğreniyorum. Yine de, sen iyi misin ? (Yeditepe İstanbul/ Bölüm 47)
Amerikan rüyasının kırılganlığı alttan alta çok iyi anlatılmış. Filmi izlerken aklıma Marry Shelly'nin Frankenstein'ı geldi hep. Toplum kendi yarattığı öğelerden faydalanabildiği kadar memnun olur.. Tim Burton olağanüstü hikaye anlatıcılığıyla hem kendi hayatından izleri hem de 70 öncesi Amerikası'nın iş kurma,…devamıAmerikan rüyasının kırılganlığı alttan alta çok iyi anlatılmış. Filmi izlerken aklıma Marry Shelly'nin Frankenstein'ı geldi hep. Toplum kendi yarattığı öğelerden faydalanabildiği kadar memnun olur..
Tim Burton olağanüstü hikaye anlatıcılığıyla hem kendi hayatından izleri hem de 70 öncesi Amerikası'nın iş kurma, kredilere olan talep, ünlülük ve kendi işinin patronu olma balonunu metaforik düzeyde işlemiş. Her ne kadar filmin konusu; farklı olursan toplum sana işine yaradığın kadar değer verir olsa da; Edward, sanayinin makas ellerle ne kadar hassas bir dengede olması gerektiğini alttan alta vurgulamış. Hızlıca şekil verilen bahçeler, tıraşlar, kapı açmadaki üstün hızlı yetenekler.. reklamlar, programlar hepsi kriz öncesi Amerikan dönemine selam çakmış.
Bu tatsız rasyonel değerlendirmeleri çıkarırsak farklılık üzerine toplumun yaklaşımını çok iyi anlatıyor. Sanatın değersizleştirilip amaç değilse yok edilmesinin, iyi kalpli olmanın sıradan veya işe yarar değilseniz bir anlamı olmayacağını tek tek anlatıyor.
Ayrıca benim gibi Gotik öğeleri seviyorsanız bu film tam size göre.
Herkesin sevebileceği tarzda bir film değil, kaliteli bir film mi? Evet, düşünmeye sevk ediyor mu? Evet, lakin zihnimiz yorgunsa ekstra zorlayabilir. Metaforlar çok fazla, şehirler, saatler gerçeğin peşinde koşarken hayale düşmek. Her insan içinde bir saat taşıyor, aslında bu saat…devamıHerkesin sevebileceği tarzda bir film değil, kaliteli bir film mi? Evet, düşünmeye sevk ediyor mu? Evet, lakin zihnimiz yorgunsa ekstra zorlayabilir.
Metaforlar çok fazla, şehirler, saatler gerçeğin peşinde koşarken hayale düşmek. Her insan içinde bir saat taşıyor, aslında bu saat birgün çalışmaya başlarken birgün son kez duruyor. Doğum saati ile ölüm saatimiz arasında tıkırdayan bu zaman dilimi ise yaşamdan başkası değil. Bu iki zaman diliminde ise hep bir arayışla geçiyor vakit, kimi aramakla kimi ise bulmakla görevli. Film bunları düşündürdü bana gece 1 olmasa daha çok şey de düşünürdüm ama bu kadarı da kafi.
Zihniniz berrak ve sanat filmi seviyorsanız izleyin. Ne güzel filmler yapıyormuşuz zamanında, sinema da bir zaman sonra tekdüze olup gitmiş. Film İranlı bir sanat yönetmeni ile çekilse bambaşka bir evreye de varabilirmiş gibi gelmedi değil.
"Ben sende bir şey gördüm, güzellik. Ama altında muazzam bir üzüntü var. Çok genç ama bir o kadar da yaşlısın" Kısa olmasına rağmen müthiş bir animasyon. Susmayan iç sesler, anlaşılmamak ve hayatın maladaptive daydreaming ile kaçırılması. Bazen iç ses sandığımız…devamı"Ben sende bir şey gördüm, güzellik. Ama altında muazzam bir üzüntü var. Çok genç ama bir o kadar da yaşlısın"
Kısa olmasına rağmen müthiş bir animasyon. Susmayan iç sesler, anlaşılmamak ve hayatın maladaptive daydreaming ile kaçırılması.
Bazen iç ses sandığımız başkalarının gücümüze giden kötü eleştirileri olabiliyor. Ama yine de pes etmemek en iyisi. Film harika bir temada geçiyor. Bir zamanlar (belki halen) yaşadığım şeyleri anlatmasın da ayrı yer etti bende. İzleyin.
(Film bitince 30 dk boş duvarı izledim öyle böyle etkilemedi)
Yıllar sonra tekrar izledim, oldurmaya çalışıp bıkınca kolay yolu seçsen de kaderini değiştiremeyeceğini harikulade anlatan bir film. Bir barı açıyorum İki Ayla ile aramı düzeltiyorum Üç babamı da yanıma alıyorum Olay bitmiştir (şüpheli)
Ne kitap ama ... Fransız edebiyatının o betimleme hastalığı bu kitapta da olsa da Proust sevgiden doğan kıskançlığı o kadar güzel anlatmış ki, üzerine birçok psikolojik analiz yapılabilir. Zira terk edilme korkusu, altıncı his huzursuzluğu ne ararsanız en zarif biçimde…devamıNe kitap ama ...
Fransız edebiyatının o betimleme hastalığı bu kitapta da olsa da Proust sevgiden doğan kıskançlığı o kadar güzel anlatmış ki, üzerine birçok psikolojik analiz yapılabilir. Zira terk edilme korkusu, altıncı his huzursuzluğu ne ararsanız en zarif biçimde mevcut.
"... Ancak çoğunlukla yaptığımız bir kaygıdan sıyrılıp diğerine kapılmaktan ibarettir."
"Şimdikinin ıstırabı hiç o kadar yüzeysel değil, katlanması çok güç, yüreğin çok daha derin bir katmanına çöküyor."
.. hiçbir açıdan tadına varamamış olduğu bir hayatın değeri, belki de tam canından olacağı anda kafasına dank ediverir. "
" Saçma sapan izler peşinde değerli zamanlar yitirirken hiç farkına varmadan gerçeği ıskalarız"
" Aşk deva bulmaz bir hastalıktır "
Bunlar bazı altını çizdiğim cümlelerdi. Kısa ama etkili bir kitap. İyi ki denk gelmişiz.