Orta Doğu'da yaşayan bir kadının günlük hayatını anlatıyor. Gerçi bu evrensel bir deneyim. Annihilation'ı da beğenmiş olmama rağmen yönetmenin en iyi filminin bu olduğunu düşünüyorum.
Spoiler içeriyor
Uzun süre Fatih Altaylı'ya maruz kalmak insana neler yaptırıyor bu filmde onun etkilerini çok iyi anlatmışlar(!) Senaryo kötü diyaloglar ondan da kötü. Kadın karakter erkek karaktere bir köpeğe komut verir gibi sürekli "Yapma, otur, bırak, dokunma, bana bak, dur, haydi,…devamıUzun süre Fatih Altaylı'ya maruz kalmak insana neler yaptırıyor bu filmde onun etkilerini çok iyi anlatmışlar(!)
Senaryo kötü diyaloglar ondan da kötü. Kadın karakter erkek karaktere bir köpeğe komut verir gibi sürekli "Yapma, otur, bırak, dokunma, bana bak, dur, haydi, gel." diyor. Üzerine " Yapcam, aricam, edicem, napcaz, netcez." gibi tek kelimeli yüklemler ile tüm filmi götürüyor. Erkek karakterin tek özelliği de saplantılı, özgüvensiz bir ezik olmasından dolayı kafasını s*kmeye takmış olması, s*k sözünden başka kelime bilmiyor olması.
Film boyunca aynı kelimeleri tekrarlayıp durdular papağan gibi. Kim bu şekilde konuşuyor günlük hayatta Allah aşkına? "Doğru söyle Ecem. Gel buraya Ecem. Temizle Ecem. O muydu Ecem? S*ktiğim yeri sil Ecem." Bu doğallıktan uzak diyalogları Tarantino görse kalp krizi geçirir adam.
İki oyuncu da kendilerine düşen görevi iyi bir şekilde yapmış. Özellikle kadın karakter aşırı kötü yazılmış, kötü yazılmış bir karakteri canlandırırken tüm ciddiyetini koruyan Ece Çeşmioğlu'nu tebrik etmek lazım.
"Her yeri kan yaptı kim temizleyecek oraları, bir de elinde gezdiriyor akılsız gibi meyve bıçağı ile kestiği kolu damlaları pat pat zemine damlarken. Suyu da ziyan ettiniz zaten." diye diye izledim filmi çünkü ortada senaryo olmayınca bu tarz salaklıklara odaklanıyorsun ister istemez.
Neyse ki Selahattin Paşalı hayatınızda görebileceğiniz en hot Rahmi. If so evil why so hot? Hangimiz terli ve üzeri kanla kaplı, yakışıklı, nefes nefese kalmış, atleti tişörtünden fırlamış bir katilin bizi duvara yaslayıp "Beni seviyor musun?" demesinin hayallerini kurmadık ki? (Hiçbirimiz.)
Son olarak polislerin beceriksizliğine değinmesi hoşuma gitti, en gerçekçi kısım bu yönüydü.
Göğsümün ortasına TAAK diye bir tahta çakıldı. Kendisini doğururken ölen annesinden sonra babası ve kardeşiyle kalan Lars, kardeşinin de babasının da kendisini terk etmesi üzerine ihmâl edilen, yalnız başına acı çekerek büyümek zorunda kalan her çocuk gibi, psikolojik sorunlar yaşayan…devamıGöğsümün ortasına TAAK diye bir tahta çakıldı.
Kendisini doğururken ölen annesinden sonra babası ve kardeşiyle kalan Lars, kardeşinin de babasının da kendisini terk etmesi üzerine ihmâl edilen, yalnız başına acı çekerek büyümek zorunda kalan her çocuk gibi, psikolojik sorunlar yaşayan bir yetişkin oluveriyor.
Bianca üzerinden kendisinden bahsettiği terapi sahnelerinde ağladım ve kasabanın, kendi ailesinin, özellikle abisinin eşi olan Karin'in kendisine bir ucube gibi değil de bir insan gibi davranması beni mahvetti. Psikolojik rahatsızlığı olan insanlara nasıl davranıldığını bilince pek de gerçekçi gelmiyor bu tablo, belki de bu yüzden mahvetmiştir.
"Hayatım nereye gidiyor, dünya nereye gidiyor, ülke nereye gidiyor, ben kimim, ne yapıyorum, neden yapıyorum, nereye kadar devam edecek?" diye diye düşünerek bu filme kadar ulaştım. Karıncalı bir ekrana bakarak, peşimden kimseyi sürüklemeden çekip gitme düşüncesi bana yabancı değil. Filmin…devamı"Hayatım nereye gidiyor, dünya nereye gidiyor, ülke nereye gidiyor, ben kimim, ne yapıyorum, neden yapıyorum, nereye kadar devam edecek?" diye diye düşünerek bu filme kadar ulaştım.
Karıncalı bir ekrana bakarak, peşimden kimseyi sürüklemeden çekip gitme düşüncesi bana yabancı değil. Filmin ağır işlemesi, sıkıcı olması, akmaması, bunaltması, "hiçbir şey olmuyor ama bir gerginlik de var." dedirtmesi sizin için çok büyük anlamlar taşıyabilir ya da artık anlam taşıması anlamsız gelebilir bu noktada.
"I believe that looking at the life we have lived straight in the eye makes any notion of the end easy to accept."
PS: Konusunu okumadan izleyin.
Amatörce bir hata yaparak kapağa aldandım ve kıkırdayarak okuyacağım bir romance bekledim. (Hata benim değil, bu kapağı uygun görende.) AMA Mahvetti bu kitap beni. Daha prologue okurken gözyaşlarımı pıt pıt akarken buldum. Yas temalı kitaplar hep aynı etkiyi yapıyor bende.…devamıAmatörce bir hata yaparak kapağa aldandım ve kıkırdayarak okuyacağım bir romance bekledim. (Hata benim değil, bu kapağı uygun görende.)
AMA
Mahvetti bu kitap beni. Daha prologue okurken gözyaşlarımı pıt pıt akarken buldum. Yas temalı kitaplar hep aynı etkiyi yapıyor bende. Ağlayarak başladım ağlayarak bitirdim. Yazarın tam bir İngiliz mizahı kullanması da yer yer güldürdü.
Eve'in kafası karışıkken benim de karıştı, ben de ihanete uğramış gibi hissettim, ben de o masada oturup quiz gecesinde eğleniyormuş gibiydim, ben de yas tuttum. Ben de arkadaşlığın, ailenin anlamını sorguladım.
İzlediğiniz tüm psikolojik gerilim filmlerinin anasıdır. Diğerleri koşabilsin diye Caligari yürümüştür. Gotik makyajıyla 23 senedir uyuması ve ona rağmen taş gibi durması ile Cesare abimiz tuhaflığın simgesi, Tim Burton'ın rüyalarının ana karakteridir. Saygılar.
Spoiler içeriyor
Netflix işi The Wicker Man + Mother! + Midsommar olmuş. Film hakkında hiçbir bilgim olmadan, hayatımdan daha beter bir şey izlerim belki umudu ile açtım ve hani kan tutan insanlar kan görünce baygınlık geçirecek gibi olur, içi bir tuhaf olur…devamıNetflix işi The Wicker Man + Mother! + Midsommar olmuş. Film hakkında hiçbir bilgim olmadan, hayatımdan daha beter bir şey izlerim belki umudu ile açtım ve hani kan tutan insanlar kan görünce baygınlık geçirecek gibi olur, içi bir tuhaf olur ya bu film size o hissiyatı iyi bir şekilde hissettiriyor. Strese soktu beni gece gece.
Moruk, beyaz erkeklerin peşinden gidenlerin sonu beni şaşırtmadı. Quinn'in ölümünü izlerken aklımda o şekilde ölmesini istediğim tek bir insan belirdi. Olan yine gençlere oldu. Bu ülke çok tanıdık geldi bana.
"Beware of false prophets, which come to you in sheep's clothing, but inwardly they are ravening wolves." Ne kadar mânidar.